Barış Mutlu Altunel
Duygusal Deli Şair Umut

Şair Umut

Sahne Düzeni: Bir bahçe; ikisi karşılıklı birisi cepheden bakan üç bank. Sağdaki bankın üzerinde gökyüzüne bakıp resim yapan bir adam, soldaki bankta ise elinde bağlamasıyla türkü çalmaya çalışan bir Aşık, Aşığın hemen yanında onu dinleyen bir genç(özlem), cephedeki(ortadaki) bankta 30 yaşlarında kirli sakallı bir genç.

Perde açılıncaya kadar sahne karanlıktır. Tam olarak açıldıktan sonra, ışık yavaş yavaş girer. Işığın hızıyla eş zamanlı olarak banklardakilerin hareketleri oluşmaya başlar.

Not: Farklı Karakterlerde(Font) yazılan Diyaloglar Sahne Arkasından Seslendirilir. ( Umut - Sultan, Umut - Askerler, Asker - Doktor Aydın bey konuşmaları)

Umut: 26 yaşlarında.

Sultan: 25 yaşlarında.

Ressam: 41 yaşlarında

Aşık Veysel: 34 yaşlarında

Öykü: 24 yaşlarında. Konuşma Yetisi Yok.

Özlem (Erkek): 28 yaşlarında

Cafer: 35 yaşlarında

Doktor Ahmet-Aydın: 50 yaşlarında

Askerler: 22,24,26.. yaşlarında. Oyunda farklı 3 asker sesi vardır.

Yaşlı: 60 yaşlarında

Yaşlı (Bayan) : 60 Yaşlarında


(Perde açılmaya Başlarken)

Umut: Koş Sultan koş, daha hızlı. Rüzgar arkamızda, yakalanırsak koşamayız.

Sultan: İşte evimizin bahçesi.

Umut: Çabuk gir içeri...!.....Üşüdün mü ?

Sultan: Evet... Ama yanımda olman bana güç veriyor...!

Umut: Geceyi bekleyelim, uyuyalım, bizi burada bulamazlar...!

(Perde Açılmıştır)



I.PORTRE

Ressam: (gökyüzüne bakarak konuşmaya başlar. Bu sırada Aşık Veysel, Bağlamasını çalmaya çalışır. Ama başarısızdır. Ressamın sözü bitene dek çalmaya devam eder..) Kendinle övünmelisin. Seni ilk defa çizeceğim. Ve ilk defa dışarıda. İçeride çizemiyorum biliyorsun. Neden mi? Ahmak! İçeride seni nasıl göreyim? Neden mi dışarıda? Konuşturma beni. Görüyorsun ki dışarıdayım ve çiziyorum.

Genç: (Aşığı izlerken aşığa hitap eder) Görüyorum ki çok başarılısın! Ve sanırım hâlâ baştasın. İnsanın baştan beri başarılı olması ne kadar güzel değil mi?

Aşık Veysel: (gence döner yüzünü). Görüyorum ki çok küstahsın. Ben aşığım. İstediğim gibi çalarım. Hem sen kendine bak. Daha dinlemesini bile bilmiyorsun.

Ressam: Kendinle övünmelisin. Seni ilk defa çiziyorum. Daha önce de ilk defa çizmiştim seni. Ama bu sefer seni gerçekten ilk defa çizeceğim.

Genç: Aşıklar ölmez be üstat. Sözümden gocunma hemen.

Aşık: Yemek saati gelmedi mi? Hem sen açlığa dayanamazsın. Aç insan konuşamaz. Konuşan insan aç değildir.

Ressam: Konuş, konuş! Başka da bir şey bildiğin yok. Neden ressam oldum ki? Hem resmini çiz, hem de azar işit. Biraz daha konuşursan kağıdı yırtarım.

Genç: Bir kağıt kalem alsam elime. Neler yapardım bir bilsen?

Umut: (Ortadaki bankta oturan genç) Neler Yapardın?

Aşık: Ben ağıtlar yazardım.

Ressam: Ben bu salak gökyüzünü yine ilk defa çizerdim.

Umut: Konuşurdum kağıda.

Ressam: Kağıda konuşulmaz ki. Yazılır. (diğerlerine dönerek) hadi biz deliyiz. Bu bizden de deli be aşık!

Aşık: Ne konuşurdun?

Umut: (ressama dönerek) Yazmayı bilmiyorum.

Aşık: Lise mezunu değil misin sen?

Umut: Öylemi?

Ressam: Senin resmini çizmemi ister misin? Bak bu şansı kaçırma. Çok güzel resim çizerim.

Aşık: Ben de sana güzel bir türkü çalarım.

Genç: Aman kalsın.

Ressam: Adın neydi senin?

Umut: Umut. Sizin?

Aşık: Aşık Veysel.

Ressam: Ressam Hoca.

(genç cevap vermeye çekinir. Umut bunu fark eder ısrar eder.)

Umut: Senin adın nedir? (hala cevap vermez, utanır, sinirlenip çekip gider.) neden konuşmuyor?

Ressam: Gitme üstüne. Adı özlem. O adından utanır. Söyleyemez ve sinir olur gider. Bir daha da asla konuşmaz seninle.(bir süre sessizlik yaşanır). Kendinle gurur duymalısın. Seni ilk defa çiziyorum. Ama bu son. Bir daha seni çizmeyeceğim.

Aşık: Ben de seni bundan sonra ilk defa çalacağım. Artık bu böyle gitmez. Sesin soluğun kesildi. Bir daha da adam gibi konuşmuyorsun benimle.

Ressam: Kendinle gurur duymalısın. Hatta övünmelisin. Benim kalemimden kendini göreceksin. Çok şanslısın çoook. Çünkü seni ilk defa çiziyorum.

Aşık: Ama, ama sen başkasın. Diğerleri gibi değilsin. Seninle ilk defa konuşuyorum.

Ressam: Konuş konuş! Ama sen konuşunca çizemem ki kardeşim. Bırak bu model kaprislerini bana sökmez.

Aşık: Senin telini benden başka kimse sökemez. Hadi, bak, mızraba dokunması benden. Gerisini sen getir be güzelim. Hadi. (Birkaç deneme yapar)

Ressam: Anladık güzelsin. Ama kıpırdama da güzelliğini çizeyim. Bak söz bir daha çizmeyeceğim seni.

Aşık: Seni seviyorum dedim ya! Hadi bırak nazı da, biraz konuş benimle.

Umut: Sizler iyi misiniz? Neden kendi kendinize, konuşamayan şeylerle konuşuyorsunuz?

Ressam: Bak konuşmadığın zaman işimiz ne kadar kolay oluyor. İşte bitti. İşte! (çizdiği resmi diğerlerine gösterir.)

Aşık: İşte gidiyorum Çeşmi Siyahım.

Umut: Sevdiğim! Kurtar beni buradan! Ölüyorum. Sanki her şey, herkes, her cümle... defalarca tekrar tekrar söyleniyor. Bana Okuma-Yazma Öğretir misiniz?

Ressam: Ben yazmayı öğretirim.

Aşık: Ben de okumayı öğretirim.

Umut: Eeee...! Okuma-yazmayı kim öğretecek o zaman?

Ressam: Onu da sen öğrenirsin be!

( Bir süre kendi hallerinde olurlar. Sahne kararır)

***

Sultan: Uyan, hadi uyan...! ASKERLER ...!

Sultan: Uyan , uyan dedim sana, beni bırakmaa...!

Umut: Kaç Sultan, Kaç, Kaaaaaç.

Askerlerden biri: Kaçacak yeriniz yok! Durun!



II. PORTRE

(müzik eşliğinde sahne yavaş yavaş aydınlanır. Ve yine eş zamanlı olarak hareketleri de yavaş yavaş oluşmaya başlar. Aşık, Ressam ve Umut, aynı şekilde oturuyorlardır.)

Ressam: Kendinle övünmelisin. Yazmayı ilk defa öğretiyorum sana. Çok şanslısın çoook. Benim gibi bir yazar-çizerden yazma öğrenmek gurur verici olsa gerek. (umut şaşkınlıkla bakar aynı zamanda yazmaya devam eder.) aslında sende de baya cevher varmış be umut!

Aşık: Yazdıktan sonra haber ver. Yazdıklarını okuyacaksın. Bu iş bağlama çalmak gibidir. Tele dokunursun, dokunduğun teli dinlersin. Dinledikten sonra anlarsın. İşte o zaman…

Ressam: Aşık ! Konuşturma Umut’u. Yazmaya devam et sen. Aldırma bu aşığa.

Aşık: (sözünü tamamlamaya çalışır.) İşte o zaman, içinde hissedersin melodiyi.

Umut: Yazdıklarım bitti. Size bir soru sorabilir miyim?(diğerleri kafalarını sallarlar). Burası neresi? Neden hep beraber yatıyoruz? Ve neden hep burada oturuyoruz.

Ressam: Kendinle gurur duymalısın. Burası Bakırköy. İlk defa Bakırköy’e geldin.

Aşık: İlk defa hafızanı yitirdin. Ama gel gör ki, ben de bir zamanlar kördüm. Kör topal başladım bu bağlamaya. Sevdiğime ağıtlar yakar dururum.

Ressam: Sevdiği öldü. Benim de bir sevdiğim vardı.

Umut: O da mı öldü?

Aşık: Sevdiği öldü. Sevdiklerimiz bizi burada bıraktı.

Ressam: Onlar öldü. Ama biz yaşıyoruz. İlk defa yaşıyoruz biliyor musun? Kendinle gurur duymalısın? İlk defa yaşayacaksın.

Aşık: Senin sevdiğin yok mu?

Umut: Var.

Ressam: Ölmedi mi hala? İlk defa sevdiği ölmeyen birisi geliyor buraya.

Aşık: Yoksa yaşıyor mu?

Umut: Bilmiyorum. Sevdiğim var mı yok mu bilmiyorum.

Ressam: Delirmiş bu.

Umut: Ben birisini seviyorum. Ama kimi sevdiğimi bilmiyorum.

Aşık: Boş ver be Umut! Sen sev yeter ki. Bak bende bu bağlamayı seviyorum. Ama benimle hiç konuşmuyor.

Ressam: Bağlama konuşmaz. Ses çıkarır.

Aşık: Konuşur.

Ressam: Konuştur hadi.

Aşık: Konuş hadi. Bana bir şeyler anlat. Susma. Bunun konuşacağı yok. En iyisi sen konuş Umut. Hadi yazdıklarını okuyuver bana. Öğrettiğim gibi. Harflere değil kelimeye bak.

Umut: Tamam aşık abi. Hocam sen de dinle.

Ressam: Sen oku. Dinliyorum ben. Hem dinleyip hem çiziyorum seni. Bak, kendinle gurur duymalısın. İlk defa hem dinleyen hem bakan hem de çizen birisi, senin resmini çiziyor.

Umut: Tamam tamam. Okuyorum. “...Dünyayı Güzellik Kurtaracak; Sevmekle başlayacak her şey bir insanı...” okudum. Okuduuum... hem yazdım hem de okudum.

Ressam: Ben demiştim bu çocukta cevher var diye. Bak, yazmayı ben, okumayı aşık, okuma-yazmayı da kendin öğrendin.

Aşık: Hem okudum hem de yazdım. Anılmazdı Veysel adı, o sana aşık olmasa.

Ressam: Hem baktım hem çizdim. Çizemezdim seni umut, ilk defa çizmeseydim (resmi Umut’a gösterir. Hepsini büyük bir sevinç kaplar.)

Hasta bakıcı Cafer: Yemek vaktiiii!

Aşık: Bağırma. Geliyoruz!

Ressam: Bir poz ver bakayım. İlk defa çizeyim seni.

Hasta bakıcı Cafer: Konuşma lan deli! Hadi bakalım. Yemeği soğutmayın.

Umut: Bize neden deli diyorlar.

Aşık: Deliyiz de ondan.

Umut: Deli nedir?

Ressam: Kalem kağıt gibi bir şey olsa gerek.

Aşık: Yok, bence konuşmamak.

Umut: Ama konuşuyoruz.

Aşık: Ben bağlamam için söylemiştim.

Hasta bakıcı: Son 5 dakikanız ulan. Sizi mi bekleyeceğim burada.

(İkisi birden koşarak yemekhaneye doğru gider. Umut durum karşısında şaşırmıştır. O da arkalarından yavaş yavaş gider. Birkaç adımdan sonra koşarak yemekhaneye gider.) (Sahne kararır)

***

Umut: kaç sultan. İşte Evimiz... ahşap kapılarıyla, ten rengiyle, leylak çiçekleriyle dolu mis kokulu evimiz...! Duvarın ardı ahşap, kapıyı yavaş aç uyuyan var. Ölüm bana geldi evimizin direği. Evden çıkma. İtler uluyor, itler susunca aydınlık yollar bizi bekler. Tepedeki vadi bekler seni. Ey hayat, ben şarkılar söylerken sen evimde çiçeklerimi sula. Sus artık, gidiyorum senden uzağa özgürlüğün için. Ey hayat, hayatım, saklan artık...!

III.PORTRE

(Akşam vaktidir. Bahçede sadece umut vardır. Elinde kalem kağıt bir şeyler karalamaktadır.)

Umut: Hep aradım... yoksun ortalıkta. Hep aradım doğumumla. Aradım ve bulamadım.... ( Mektup 7= I )

(Yazdıklarının devamı sahne arkasından seslendirilir )

IV. PORTRE

( Üçü yine aynı şekilde oturuyorlardır. Ressam havadaki bir martıyı çizmeye çalışır. Aşık yeni bestesi üzerinde çalışır. Umut ise bir şeyler karalamaktadır.)

Ressam: (gökyüzündeki bir kuşu inceleyerek) İşte bir tane daha. Kıpırdama. Seni ilk defa çizeceğim. Durmuyor ki yerinde. Tabii; benim gibi bir ressamın varlığından haberi yok. Gökyüzüne sormadın mı salak kuş? Onun resmini defalarca çizdim. Hem de ilk defa. Yok. Senin duracağın yok. Aşık ! seni çizeyim mi be?

Aşık: Bağlamamı da çizecek misin?

Ressam: Bırak artık şu bağlamayı. Konuşmuyor işte. Konuşturamıyorsun.

Umut: Bağlama konuşur mu?

Ressam: Konuşmaz dedim o kadar. Ama dinlemiyor ki!

Aşık: Konuşacak.

Ressam: Sen bağlamayı konuştur. O konuşurken resmini çizeyim he? Hehe...

Aşık: Dalga geç sen. Sevdiğim burada olsaydı, görürdün sen o zaman konuşuyor mu konuşmuyor mu? Bağlama bir tek onunla konuşuyordu.

Umut: Sevdiğinin adı neydi?

Aşık: Sevda.

Ressam: Sevda? Ne güzel bir isim. İlk defa böyle bir isim duyuyorum. Benimde bir sevdiğim vardı. Ufaktım. Bir evimiz vardı. Sanki yere çömelmiş gibiydi. Tavanı çok düşüktü. Bizim bir evimiz vardı. Sadece bizim değil, başkalarının da evleri vardı. Ama biri daha vardı ki, çok yüksekti. O eve baktıkça boynum bükülürdü. Gece uyurken sızlardı hep.

Aşık: O zaman niye bakıyordun eve?

Ressam: Evin içinde de başka bir güzellik vardı. Hülya.

Umut: Ee?

Ressam: Sevdalıydım ona. Aramızda dar bir yoldan başka bir şey yoktu. Ama ben yine de ona uzaktım.

Aşık: Neden ki?

Ressam: Evi çok yüksekteydi. Malum bizim ki de bağdaş kurmuş gibiydi. Acaba cama çıkar mı düşüncesiyle hep gökyüzüne bakıyordum.

Aşık: Çıktı mı?

Ressam: Dedim ya! Onun evi yüksekti. Bizimkisi ise hep alçak. Ona hiç ulaşamadım.

Umut: E o zaman, o aşağıya baksın. Ya da insin.

Ressam: Olmaz. İnsan bir kere yükseğe çıktı mı, aşağıya inmeyi bırak, boynunu eğip bakmıyor bile.

Umut: Nasıl bir kızdı?

Ressam: Onu bir kere gördüm. Görür görmez hemen resmini çizdim. Bir daha da göremedim. Onu hep aradım, onu hep gökyüzünde aradım. Ama gökyüzünde bu salak martılardan başka kimse yok.

Umut: Martılar salak değildir.

Ressam: Nereden biliyorsun? Hiç martı gördün mü hayatında?

Umut: Görmedim. Ama benim sevdiğim martıları severdi. Zaten martılar olmasa bana mektup yollayamaz.

Aşık: Sana mektup mu geldi?

Umut: Yok. Henüz gelmedi. Ama gelecek. Mutlaka gelecek, biliyorum.

Ressam: Senin sevdiğin nasıldı anlatsana.

Umut: Sevdiğim?(sevdiğini hatırlayamadığı için duraksar. Düşünür. Hayal kurar.) karanlık bir yerdi. Etrafta duvardan, taştan başka bir şey yoktu. Ellerimizde kitaplar vardı. Bana kitap okuyordu. Gülümsüyordu.

Aşık: Ne kitabı?(bu sözle Ressam, Umut’un tarifi üzerine sevgilisini çizer.)

Umut: Bilmiyorum. Kitap işte. O güldükçe, içimde bir titreme başlıyordu. Saçları çok uzundu. Kıvır kıvır. Beline kadar uzamıştı. Bembeyaz dişleri vardı. Dudakları kalın. Tombul yüzlü biriydi işte. Kaşları nasıldı biliyor musunuz?(cevap vermezler) kapkara. Ve kalın. Uzun boyluydu. Uzun bir elbisesi vardı, Kırmızı üzerine yeşil işlemeli. Elleri çocuk elleri gibi. Sayfaları çevirdikçe başka bir dünyaya kapılar açıyor gibiydi. Büyük bir burnu vardı. Uzun değildi ama, büyüktü. (ressamın çizdiğine bakarak,) Gözleri öyle değil hocam, mavi ile yeşilin sevişmesi misali, iç içe kilim motifli.

Aşık: Adı neydi?

Umut: Bilmiyorum.

Ressam: İnsan sevdiğinin adını bilmez mi? Aptal mısın sen?

Aşık: Senin bir sevdiğin var mı?(sorgularcasına)

Umut: Var tabi! Rüyamda gördüm.(telaşlanır)

Ressam: İnsan rüyasında gördüğü kişilere aşık olur mu hiç yav? Hehehe....

Aşık: Seviyorum seni... ekmeği tuza banıp, banıp yer gibi... geceleyin ateşler içinde uyanarak seni görürüm ey sevdiğim. Ne sevdiğin belli ne sevdiğim...

Umut: (Duygulanır, Gözleri dolar.) İnanmıyor musunuz bana?

Ressam: İnanıyorum. İnanmasam sevdiğinin resmini çizmezdim. Hem de ilk defa çiziyorum. Senin sevdiğin de amma ballı biriymiş ha!

Aşık: Sevdiğin için bir beste yapayım mı?

Umut: (Mutlu bir Hüzün kaplar içini) Sizleri çok seviyorum biliyor musunuz?

Ressam: Bak bu olmadı işte.

Umut: Niye ki?

Ressam: E Ben kendimi çizemem ki! Sen en iyisi beni sevme.

Aşık: Artık sevmeyeceğim... Bütün kabahat kalemin... Ne kadar ağlasan boş, ne kadar sızlasan boş, kendimi çizmeyeceğim.( tam bu sırada içeri Doktor Ahmet Girer).

Doktor Ahmet: Ne yapıyormuş bakim benim delilerim? (Ses çıkmaz). Size bir haberim var! İki gün sonra, üst katta, buradan çıkmanız için, size heyet tarafından bir takım sorular sorulacaktır. 10 sorudan 9 una doğru cevap verebilen, buradan gelmemek üzere ayrılacaktır...! Saat 08;00 de...! Bu arada; koruma derneğinden sizlere hediyeler göndermişler. Hediyeler salonda. Gidip alabilirsiniz. Herkes birer hediye alacaktır unutmayın. ( Bu üç arkadaştan hiç birisi hediye almaya gitmez...) Eeee? (Doktor bir süre bekledikten sonra) siz bilirsiniz (der ve gider.)

Ressam: Babam bana büyük bir hediye almıştı. Doğum günümdü. Tüm aile toplanmış, benim doğumumu kutluyordu.

Aşık: Ailen seni neden hiç ziyaret etmiyor?

Ressam: Doğum günümde kalem aldılar bana. Büyük bir kalem. Yaz yaz bitmiyor. Yazılar yazdım, resimler çizdim.

Aşık: Soruma neden cevap vermiyorsun?

Ressam: Bunu da öğrenmeyiver. Her bir boku bilecek misin yani?

Aşık: Seni terk ettiler değil mi?

Ressam: Hayır. Benim ailem beni terk etmez.

Aşık: E neden gelmiyorlar?

Ressam: Sana ne? Sen kendi ailene bak.

Umut: Tartışmayın lütfen. Bizim başka kimsemiz yok.

Ressam: Benim ailem var.

Aşık: Benim de var. Ama Gelmiyorlar. Terk ettiler. (ikisi de Umut’a bakarlar)

Umut: Benim ailem...? Hatırlamıyorum.

Aşık: Umut hafızasını kaybetmişti değil mi?

Ressam: Evet. Ama biraz sessiz ol, duyacak!

(Hasta bakıcı Cafer yanlarına gelir, sessizce...)

Hasta Bakıcı Cafer: Umut bir mektup yazmış. Biliyor musunuz?

Aşık: Ne mektubu?

Ressam: Koçum benim. İşte azim diye buna derim ben.

Hasta bakıcı Cafer: Ama mektubunda “bu sana 7. mektubum” diye yazmış.

Ressam: Yok yok. Bence ilk defa yazıyordur. Ben hep ilk defa resim çizerim. O da benim gibi.

Cafer: Ya sizinle konuşanda kabahat ! Allah’ın Manyakları. Yemek vakti geliyor, hadi kalkın.

Aşık: O zaman deliyle deli olma. Bak ilk defa deliyle deli oluyorsun sende.hehe...

Ressam: Yaşa be aşık! Umut, Şair olmuşsun da haberimiz yok!

Umut: Ne Şairi hocam?

Aşık: Hadi hadi! Bizden gizli neler yazıyorsun bakalım?

Umut: Sevdiğime mektup yazıyorum aşık! Yazmazsam gücenir.

Aşık: Sevdiğin nerede ki?

Umut: Vallahi bilmiyorum.

Ressam: (kahkaha atmaya başlar)hadi kalkın. Yemek vaktini kaçırmayalım.

(Hep beraber kalkıp yemekhaneye giderler)

(ışık kapanır)

***

Asker: Öyledir, öylediiirrr !

Umut: Size doğruyu söylüyorum. Benim bir ilişkim yok onlarla. Ben sadece kitaplara sevdalıyım. O mağaraya da kitap okumaya giderdik.

Asker: Öyledir, öyledir. Biliriz, sen akıllı çocuksundur. Ulan şerefsiz, okuduğun kitaplara baksana; Marx, Stalin, Psikoloji, Felsefe, Sosyalist Düzen, Kuran-ı Kerim, Komünizm’ de İlk Ders, 31 Mart Gerçeği, Sosyoloji Notları, Din İle Bilim ...! Madem bi Pisliğiniz yok niye köyde okumuyorsunuz bu kitapları, ne işiniz var dağda. İbneee... !

Umut : Size yalan söylemiyorum, ben sadece kitap okurum. Herhangi bir faaliyetim yok. Sabıkama bakın.

Asker: Başlatma sabıkana

2.Asker: Komutanım biz bununla neden konuşuyoruz ki, görsün işkenceyi de konuşuyor mu konuşmuyor mu görsün o zaman.

Umut : Yapmayın, ben bir şey yapmadım. Anlamıyor musunuz sadece kitap okuduk. Allah yukarıda!

Asker: Ulan kitabına da Allah’ına da başlatma şimdi. Gerçi senin Allah’ ın da yoktur. Pis kom ne olacak.

IV. PORTRE

(Hava kararmıştır. Bütün hastalar, bahçede, aşık Veysel ve Umut’u dinlerler. Aşık ve Umut türkü söyler, aşık bağlamasıyla eşlik de eder;...)

Koro: Bir Sandığım Var, Sırmadan Telden…

Bir Sevdiğim Var, Tomurcuk Gülden…

Dönerim olmaz, Yatarım Olmaz…

Seneler, Seneler, Kötü Seneler…



Cafer: Helal olsun be! Deli gibi sesin var vallaha.

Aşık: Aşk olsun be Cafer; biz de o kadar çaldık.

Cafer: Sus be aşık yav! Eğleniyoruz şurada.

Ressam: Cafer !

Cafer: Söyle!

Ressam: Defol git.

Cafer: Kabahat bende ya! Bu manyaklarla ne diye konuşuyorum ki?(Cafer arkasını dönüp giderken)

Ressam: Cafeerr! (Cafer arkasını döner)

Cafer: Ne var lan deli?

Ressam: Eğil de plakanı çizeyim?

Cafer: Sittirin gidin lan manyaklar! (der ve çıkar)

Umut: Manyak ne demek Hocam?

Aşık: Hadi deli biziz, peki manyak ne oluyor?

Ressam: Manyak,manyak....? vallahi çizilecek bir şey değil herhalde. Olsaydı kesin bilirdim.

Aşık: Çalınacak bir şey de değil.

Umut: Sevdiğime sorayım mı?

Ressam: Nasıl soracaksın ki?

Umut: Mektup yazarım yine!

(sessizlik çöker...)

Umut: Neden sustunuz? Sormamı istemiyor musunuz?

Ressam: Kaç defa soracaksın Umut? Biz yıllardır soruyoruz.

Umut: Ee ? neymiş peki?

Ressam: Boş verin diyorlar. Asıl deli onlarmış. Öyle diyorlar.

Aşık: Kim diyor bunu?

Ressam: Bulutlar.

Umut: Bulutlar mı? Bulutlarla mı konuşuyorsun?

Ressam: Evet. Konuşuyorum. Dün yine ilk defa konuştum bulutlarla!

Aşık: Vay canına! Ee.. ne diyorlar sana?

Ressam: Biz deli değilmişiz. Asıl deli onlarmış.

Umut: Deli neymiş peki?

Ressam: Aklı olup da kullanamayanlara deniliyormuş.

Aşık: Demek ki biz kullanabiliyoruz.

Umut: Nasıl kullanılıyor hocam?

Ressam: Sen şimdi bana okuma yazma öğretin dedin ya!

Umut: Evet.

Ressam: İşte bunun için çabalaman, gayret göstermen aklını kullanmak demekmiş.

Aşık: Peki biz?

Umut: Sende ilk defa bu akşam bağlama çaldın. Ressam da hep resim çiziyor. Deli değiliz. Peki tüm bunları bulutlar mı anlattı? Nasıl konuşuyorsun onlarla.

Ressam: Ben konuşmuyorum ki. Onları çizmeye çalışırken onlar konuşuyor. Zaten onları dinlemekten resimlerini hiç çizemedim.

Umut: Hocam, bulutlarına bir şeyler sorduğunda cevap veriyorlar mı?

Ressam: Evet. Hem de ayrıntısıyla.

Umut: Şey, Sevdiğimin nerede olduğunu söylerler mi?

Ressam: Beklesin diyorlardı senin için. Mektup yazmaya devam et.

Aşık: Ya benim için?

Ressam: Senin için bir şey demediler. (sessizce söyler) Çaktırma ama, Umut gidecekmiş buralardan.

Aşık: Nereye?

Ressam: Uzaklara.

Aşık: Ne kadar uzaklara?

Ressam: Çok uzaklara.

Aşık: Çok mu?

Ressam: Çok oğlum çok. Anlaman kıt mı senin?

Umut: Ne çok hocam?

Ressam: Çok çalıştın umut, çook... onu diyordum aşığa. Değil mi len aşık?

Aşık: Evet. Hem Çalışkan, hem de çok duygusal.

Ressam: (sessizce) duygusal nereden çıktı aşık; iyice sapıttın?

Aşık: Ne bileyim işte! içimden öyle geldi.

Cafer: Uyku vakti. Kalkın len deliler.

Umut: Deli senmişsin!

Cafer: Ben mi deliyim? (kahkaha atarak dışarı çıkar) İlahi umut; akşam akşam güldürdün beni yav!

Aşık: Niye güldü şimdi bu?

Ressam: Sanırım bize hak verdi.

(ışık yavaş yavaş sönerken uyumaya doğru giderler...)

....

Asker: Oğlum, Bak konuş, yoksa dayak delisi ederim seni.

Umut : Siz-e da-ha söy-le-ye-cek bir şey-im kal-ma-dı.

Asker: Allah belanı versin. Sen görürsün. Bağlayın ayaklarını...

Umut: Yapmayın, yapmayıınnn!

V. PORTRE

(Hasta Bakıcı cafer, etrafı süpürmektedir. İçeri hızlıca umut girer. Aralarında geçen konuşma sırasında cafer işiyle ilgilenmeye devam eder. Umut gökyüzünde bir şeyleri aramaktadır)

Umut: Geldiler mi Cafer efendi?

Cafer: Kimler geldi mi?

Umut: Kuşlar.

Cafer: Kuşlar mı? Hey Allah’ım ya!

Umut: Öyle deme Cafer efendi. Dün gece yanımdaydılar. Birbirlerini kaybetmişlerdi. Ama sonunda buldular birbirlerini.

Cafer: Ne kuşuymuş bu?

Umut: Bıldırcın. İki küçük bıldırcın. Görsen o kadar mutlulardı ki. Penceremin önündeydi erkek olanı. Karısı da sonra geldi.

Cafer: Yapma yav! Eee ?

Umut: (Sessizlik) Cafer efendi ! Sana verdiğim mektupları gönderdin değil mi?

Cafer: Gönderdim göndermesine de, vallahi kime gönderdiğimi ben de bilmiyorum. Hani mektupla birlikte adresi de versen, iyi olur diyorum.

Umut: Adres mi? Sevdiğimi bilmiyor musun Cafer efendi? Sevdiğime göndereceksin. (Sessizlik) Peki sevdiğimden mektup geldi mi hiç?

Cafer: Gelmedi umut. Gelince sana getiririm merak etme. Burak artık şu kuşları aramayı yahu! Başım döndü. (içeri ressam girer.)

Ressam: Ne yapıyorsunuz bakayım?

Cafer: Umut kuş arıyor. Ben de toz arıyorum.

Umut: Dünkü kuşlar hocam! Hani pencereye sığınmıştı biri.

Ressam: Haa sahi ya! Ne oldu o kuşlara!

Cafer: Ne olacak, Yakında düğünleri var. Allah’ım, Allah’ım sen sabır ver.

Ressam: Ne o Cafer bey, bu kuş muhabbeti sizi sıktı galiba. Aman kıpırdama. Sakın, sakın kıpırdama.

Cafer: Ne oldu yav?

Ressam: Kıpırdama diyorum sana. Dur şöyle bakayım; hah işte tamam.

Cafer: Yav delirtme adamı söylesene ne oldu?

Ressam: Resmini çizeceğim, hem de ilk defa.

Cafer: Vallaha mı? Allah razı olsun be ressam, kimse benim resmimi çizmemişti.

Ressam: İlk defa dedim ya be Cafer. Kıpırdama be. Süpürgeyi de şöyle tut bakim. Biraz da eğildin mi tamamdır bu iş.

Cafer: Nasıl oluyor mu?

Umut: Bence oluyor.

Ressam: Oluyor oluyor. Ama resim bitene kadar kıpırdama, yoksa yanlış çizerim, sonra el aleme rezil olursun vallaha.

(Ressam Çizmeye başlar. Bu sırada umut bir şeyler karalamaya başlar. Birkaç saniye sonra ışık söner. Birkaç saniye sonra ışık yanar, durumları yine aynıdır. Işık yine söner, ışık yine yandığında Cafer sıkılmış gibidir. Işık yine söner, ışık son kez yandığında yorgun düşen Cafer yerde yatıyordur. Ve; .... )

Ressam: Bitiyor bitiyor. Aferin Cafer. Vallahi senden iyi model olur ha! Cafer! Cafer! Şşşt. Oğlum yerde ne arıyorsun be? Cafer?

Umut: (Cafer’in yanına gider.) Cafer efendi uyumuş !

Ressam: (Cafer’in yanına giderek) Şşşşşş! Sakın ses çıkarma.

( aşık da içeri girer. Ressam susması için işaret eder.. kulaklarına bir şeyler fısıldar hep bir ağızdan; -Caferrrrrr! )

Cafer: He! Ne oldu! Kim var orda! Sen kimsin. Vallahi Ben çalmadım doktor bey.

Ressam: Sakin ol ya! Bu kadar korkma. Ne çalması bakayım?

Cafer: Ne oldu bana?

Aşık: Öldün.

Cafer: Neee? öldüm mü? (Gülüşürler)

Ressam: Şaka yaptık be Cafer. Bak çizdim resmini; Nasıl olmuş?

Cafer: Ulan böyle şaka mı olur? Resim mi? Dur bir bakayım. Şey, yalnız benim yüzüm niye gözükmüyor? Ulan ressam, resmimi arkadan çizmişsin.

Ressam: İşte be kardeşim, yüzünü görmüyor musun? Bak şu ortada, genişçe bir yuvarlaklık var ya! İyi bak iyi bak.

Cafer: Hadi len. (sinirlenip çıkar) (çıkarken Umut’a seslenir.) Bir daha ki mektubunda adresi de ver, deli manyağı!

Aşık: Yine mektup mu yazdın umut?

Ressam: Sana da iyi ki yazmayı öğrettik; ha bire yazıyorsun.

Umut: Ne yapayım! Sevdiğimden mektup gelmeyince korkuyorum bir şey oldu diye. Onun için yazıyorum.

Ressam: E bir şey olmuş mu bari?

(sessizlik)

Aşık: Neden sustun?

Umut: Mektup gelmedi ki bileyim.

Aşık: Bu kaçıncı mektubun bakayım?

Umut: Sekizinci.

Ressam: Sekiz mi? Ver hele bir okuyayım, neler yazmışsın merak ettim valla. (Umut mektubu verir.)

Ressam:

Camlar...

Camlarla bir bütün haldeyim,

Ben ve o...!

Bazen ben, bazen bir cam,

Hep değiştiriyorum kendimi...!

Kum gibi toz halinde,

Gazel misali dağınığım.

Martılar ne kadar hızlıdır?

Daha bekleyecek miyim...?

Yoksa sekizinci mektuba devam mı?

Buralar arar oldu beni,

Seni bulmak zaten bir hayal...

Nasıl olayım ki...?

Gecelerin kahverengisi hep üzerimde,

Bense yine camla birim...!

Kendimi görüyorum martıyı beklerken,

Demiştim ya hediyeler gelir buraya,

Bebekler,arabalar ve diğerleri...!

İnan sevdiğim,ölüyorum burada,

Çocukluk hislerim kabarıyor,

Oyuncaklar,oyunlar...!

Hepsi mevcut,hepsi hediye...!

Nereden bilsinler ki ?

Ne yaptım ki ben sensiz ?

Yaptığım tek şey beklemek...

Yıllarımı verdim senin için,

Yıllar bir o kadar hızlı.

Bense park halindeyim zamanda,

Zaman mı dedim sevdiğim...!

Halt etmişim ben...!

Sen ve zaman,

İkinizde yoksunuz buralarda.

Ciddiye almıyorlar sözlerimi,

Beni dinlemek mi?
Onlarca dinlemek, aptallık...!

Sevdiğim...!

Hâlâ ne olduğunu söylemedin,

Bak bir tane daha çıktı...’aptal’ .

Deli benim biliyorum,

Ama aptal ne oluyor...!

....

(Duygulanırlar) Gerisini okumayayım.

Umut: Sen bilirsin hocam.

Aşık: Bunu sen mi yazdın? Vay be! Bundan sonra Şair umut diyelim sana, olmaz mı?

Umut: Olur aşık. Akşama da Cafer efendiye vereceğim göndermesi için.

Ressam: Sevdiğine...?

Umut: Evet hocam.

Aşık: (sessizce) Umut’un durumu iyi değil. Ama helal olsun çok güzel yazmış.

Ressam: Geceleri de sürekli sayıklıyor.

Aşık: Sayıklıyor mu? Ne diyor peki?

Ressam: Sayıklıyor, ama uyumadan sayıklıyor. Yavaş yavaş kendisini kaybediyor. Bir şeyler yapmalıyız aşık.

Aşık: Biz kendimizde miyiz ki be Ressam?

Ressam: Şair! Hey be! İlk defa şair bir arkadaşım oluyor.

Aşık: Şair Umut. Şiir gibi tıpkı.

(ışık kapanır)

***

V. PORTRE

(Hasta bakıcı Cafer, bahçeyi süpürmektedir. Bir süre sonra içeri ressam gelir, konuşmaya başlarlar)

Ressam: Resmini çizeyim mi?... bak bu sefer önden çizeceğim.

Cafer: Yürü len! Şimdi süpürgeyi kafana geçireceğim bak.

Ressam: Tamam tamam kızma, şaka yaptım be Cafer. Gördün mü bizimkini?

Cafer: Şair’i mi?

Ressam: Nerde o?

Cafer: İçeride mektup yazıyor yine. Şşş, bizimkine bir tane mektup geldi. Kafası bozuk biraz.

Ressam: Demek beklediği mektup gelmiş. Vay be! Bu hastaneye ilk defa mektup geliyor. Sahi ya mektupları kime gönderiyor bu?

Cafer: O göndermiyor ki, mektupları bana veriyor ben gönderiyorum. Zaten Umut’a gelen mektup da isim benzerliğinden geldi herhalde.

Ressam: Yapma ya! Mektupları Kime gönderiyorsun peki?

Cafer: Vallahi ben de bilmiyorum. Adres falan vermedi bana. Kime göndereyim dedim; sevdiğime dedi. Bende kafama göre yolladım. (bu sırada içeri aşık girer. Ressam duruma sinirlenir Cafer’in üzerine doğru yürür.)

Ressam: Ulan manyak mısın sen! Öyle kafana esen yere gönderilir mi? Kaç mektup verdi sana?

Cafer: Ne bağırıyorsun be! Ne yapayım, verseydin adresi göndereydim. Dokuz tane mektup verdi.

Aşık: Ve sen dokuzunu da farklı yerlere gönderdin öyle mi?

Cafer: Gelmeyin üstüme be! Gönderdim işte ne olmuş? Hem siz olsaydınız ne yapardınız? (sessizlik çöker)

Aşık: Umut’un durumu kötü Cafer. İyice bunalıma giriyor. Ona sevdiğinden mutlaka mektup gelmeli. Yoksa delirecek.

Cafer: Ulan bir insan iki kere delirir mi? O zaten deli.

Ressam: Cafer! Alırım ayağımın altına resmini çizerim bak.

Cafer: Aman be ya! Bana ne. Ne hali varsa görsün.

Aşık: Ressam! Umut’a dışarı çıkalım dedim.

Ressam: Eee, niye gelmedi?

Aşık: Biz zaten dışarıda değil miyiz dedi? (Cafer kahkahası...ardından sessizlik.)

Cafer: Ona mektubu biz yazalım. Renkli bir zarfın içine koyarız; öyle kafadan da bir adres mühür yapıştırdık mı iş tamadır.

Aşık: Vallahi iyi fikir. Ne dersin ressam?

Cafer: Eee, biz akıllıyız oğlum, başkalarına benzemeyiz.

Ressam: Kim yazacak mektubu?

Cafer: Ben yazacağım.

Ressam: Sen mi? Sen hayatında hiç mektup yazdın mı? Sen daha konuşmayı bile bilmiyorsun be!

Cafer: Ama Şairin yazdığı mektupları biliyorum. Hepsini okudum. Şaire en iyi mektubu ben yazarım.

Aşık: Nedenmiş o?

Cafer: Aşık mısın oğlum! Mektupları okudum diyorum. Ne beklediğini iyi biliyorum.

Ressam: Doğru söylüyor. Cafer, aklınla bin yaşa be!

Cafer: Akıllıyız dedik ya!

Ressam: E hadi vakit kaybetmeyelim. Koş kalem kağıt getir.

Cafer: Yok öyle yağma, yazması benden, getirmesi de sizden.

( Ressam kalem kağıt getirmeye gider. Işık söner.)



VI. PORTRE

(Bir süre sonra ışık yanar. Cafer sandalyede keyifli bir şekilde oturmaktadır. Ressam Cafer’in söylediklerini yazmaktadır, aşık ise olanları izlemektedir.

Ayrıca, üçlünün bulunduğu bölümün tam tersinde küçük bir ışıkla aydınlatılmış umut da görünür; Elinde kalem kağıt mektup yazmaktadır. Olaylar aynı anda yaşanır.)

Cafer: Yaz bakalım ressam efendi! Umut’um, sevdiceğim. Gittiğin yollarda kaldı gözüm. Mektuplarının hepsini aldım. Mektubunda bahsettiğin o martılar şimdi nerede balık avlıyor bilmiyorum ama, benim gözüm senden başkasını avlamıyor deli şairim benim.

Ressam: Deli mi? Ulan manyak mısın sen? Adamın kafasını iyice dağıtacaksın. Şöyle rahatlatacak bir şeyler söyle.

Cafer: Rahatlatacak?

Ressam: Evet. Bir de açık yazarsan daha iyi olur, değil mi aşık?

Aşık: Haklısın ressam. Umut okuduğu zaman rahat ve huzurlu olsun.

Cafer: Peki, madem rahat bir şeyler istiyorsunuz, o zaman biz de biraz rahatlayayım. (üzerindekileri çıkarmaya çalışır)

Ressam: Ne yapıyorsun?

Cafer: Rahat olmam lazım, yoksa söyleyemem...

Bu mektubumdan sonra rahatlamazsan gücenirim bak. Hem insan sevdiğinin sözünü dinlemeli. Bak ben senin sözünü dinledim ve sana mektup yazmaya karar verdim. (diğerlerine döner) Öyle Değil mi arkadaşlar? (diğerleri aynı anda, Öyle öyle) madem öyle, bundan böyle benim için üzülmeyeceksin. İnan sen üzülünce ben de üzülüyorum. Ahşap kapılı taş duvarlı evimizdeyim şimdi. Duvarlar aynı, bıraktığın gibi. İnan sevdiğim evimiz mis gibi kokuyor. Vallahi komşular nazar değdirecek diye korkuyorum. (ressam duraklar) Yaz sen, yaz. Sevdiceğim. Oradaki arkadaşlarından bahsetmişsin. Ressam, aşık, bıldırcınlar... ama sanki bir eksik var gibime geliyor.

Ressam: Ne eksiği?

Cafer: Yav mektuplarının hiç birinde benden bahsetmemiş. Gücendim valla!

Aşık: Oğlum senin neyinden bahsedecek be!

Cafer: Konuşmuyorum. Vallahi de billahi de konuşmuyorum. Nasıl olsa mektupları bilmiyorsunuz. Şimdi ne bok yiyeceksiniz gerisini siz düşünün artık.

Aşık: Yazma, sen bilirsin. Ben de şimdi Müdüre gidiyorum; buraya gelen hediyeleri çalıp evine götürdüğünü söylemeyeceğim.

Cafer: Bokunu yiyeyim söyleme. Dur dur, aşık, dursana, şaka yaptım yav!

Ressam: (gülümser) devam et!

Cafer: Ama sen bana aldırma sevdiceğim, hayatta her zaman eksik bir kısım vardır. Senden isteyeceğim bazı şeyler var. Merak ettin değil mi? Seni seniii! Meraklanma sevdiceğim, aha söylüyorum. Orada kendine iyi bak. Sen kendine iyi baktığında inan ben de burada iyi oluyorum. Bana sık sık mektup yaz. Mektuplarının hepsini okuduğumu bilesin. Ben de sana yazacağım meraklanma. Mektubuma burada son verip gözlerinden öper....

Ressam: Ne gözleri Cafer? Çocuğa mı mektup yazıyorsun! Sevdiğine yazıyorsun.

Cafer: E benim sevdiğim yok ki!

Aşık: Git işine be! Bu düpedüz bizimle dalga geçiyor. Ver, gerisini ben yazarım.

Cafer: Keyfiniz bilir. Aha gidiyorum. Bir daha gelmem ona göre.

Ressam: Aman Cafer, biz ettik sen etme, hadi affet bizi de gel tamamla şunu. (Cafer’in hoşuna gitmiştir, Koşar adımla gelir)

Ressam: Yürü len. Adama bak. Utanmadan geliyor bir de. (Cafer çıkar) Nasıl aşık? Tamamlayabilecek misin?

Aşık: Tamamlarım merak etme sen.

(Aşık mektubu yazdırırken, diğer yandan Umut’un yazmakta olduğu “Son Mektup”, sahne arkasından seslendirilir. )

(Son Mektup)

Sevdiğim, Yüreğim… Bu sana onuncu ve sonuncu mektubum…

Sana kavuşmanın bir manası kalmadı artık. Önümüze hep tel örgüler çıktı, ilginç yaratıklar. Tıpkı memleketim gibi.

Sevdiğim! Affet beni; üzerimize oynanan bu oyuna, yeni ve alışılmadık bir oyunla karşılık veriyorum. Bu mektubun sana geleceğinden emin olmadığım için artık haddimi aşmak istiyorum. Zaten hiçbir mektubumu almadın, biliyorum. Sana ulaşmanın en güzel yolu bu olsa gerek. Ama önünde sonunda bu mektubu okuyacağından en az deliliğim kadar eminim.

Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi ve biz deliler !

Deliliğin ne olduğunu, deliremeyenler ile bir çatı altında yaşamanın verdiği sorumlulukla sistemin nasıl yürüdüğünü ve nasıl olması gerektiğini burada öğrendik. Memleketim gibi tıpkı.

Önce gözlerin kapanır, nereye geldiğini bilmezsin. Gözlerin açılır, neresi olduğunu anlayamazsın; çocuk gibi tıpkı, memleketim gibi.

Etrafını anlamaya çalışırsın sorularınla. Sonra senin gibi birkaç küçük deli görürsün çevrende. Yaklaşırsın, yaklaşırlar… deliyle deli olursun adeta. Memleketim gibi tıpkı.

Biz hiçbir zaman deli olmayı anlayamadık sevdiğim. Bir an için bu sıfattan kurtulmaya çalıştığımızda ise; “Sus lan DELİ” cümlesi ile anlımıza ayna tutmaya çalıştılar. Tıpkı memleketim gibi.

Bizler deliyiz, ama neyiz hâlâ anlamış değiliz. Bir deliyi ancak yine bir deli anlar. Beynimize çullanan Cafer’ler delirmediği sürece, bize bizden başkası bakıcılık yapamaz. Tıpkı halkım gibi, memleket gibi tıpkı.

İki çeşit yaratık var aslında; Deliler ve Akıllılar.

Sistemli olarak her gün bize sunulan yemekte, yatakhane ve nefes alma mekanında bol miktarda deliriyoruz. Geleceği, alttaki delilerle uğraşmakta bulan akıllılara yine en güzel cevabı biz veriyoruz sevdiğim.

Ressam Hoca örneğin; Gökyüzündeki Martıları çizmeye çalışır. Aşık yeni bestelerle umutlar peşindedir… halkım gibi tıpkı.

Sevdiğim, yüreğim ! memleketimin ressamları karşılarındaki portreyi çizmeye çalışırken bizim deli ressam, hareket eden martıları çizmeye çalışır. Anlattığın bir hayali hem çizer hem konuşur hem de Cafer’e küfreder, üstelik ilk defa. Tıpkı,…tıpkı hiç kimse gibi.

Sevdiğim! Memleketimin sanatçıları, şarkıcıları üç kelimeyle yedi dakikalık duygusuzca şarkılar söylerken; Bizim Deli Aşık, bağlamasıyla konuşur, ondan izin alır çalmak için.

Sen söyle sevdiğim, Deli nedir? Peki ya Manyak?

Burası Bakırköy sevdiğim… Demir parmaklıklarıyla, taş duvarlarıyla, yöneticileriyle, delileriyle tıpkı memleketim gibi.

Cafer’ler, Doktor Ahmet’ler, Askerler, Hastahane Müdürleri ve biz Deli’ler…

Burası Bakırköy Sevdiğim, Tıpkı memleketim gibi.

Deliyiz! Bunu inkar edecek kadar akıllı değiliz, biliyoruz. Tıpkı halkım gibi.

Sevdiğim, Yüreğim; sıkıldım artık. Sana geliyorum sevdiğim, sana ölüyorum…

Farklı hamamlarda, farklı taslarda yıkanmak istiyorum, tıpkı hayalimizdeki memleket gibi; Özgürce.

İşkencelerden kurtulmak için, Deli olmam gerekiyordu; aklında bulunsun.

Şimdi sen söyle yarim, hangimiz Deli?

Elveda !



Şair Umut

( Seslendirmenin bitimiyle Aşık da mektup yazdırmayı bitirir. Mektupların bitimiyle

yan bölümde olan Umut, yazdığı mektubu bir çiviye geçirir. Eline bir taş alıp, mektup, çivi ve taşa dalgın dalgın bakar. Aşık ve Ressam, Mektup bitiminde Umut’un yanına gelmek için çıkmışlardır. Sahne yavaşça Kararır.)

(Sahne aydınlandığında, bankların birisi Sokak Bankı şeklinde kullanılıp bankta iki Yaşlı belirir. Erkek Yaşlı’nın elinde gazete vardır.)

Yaşlı: Şu işe bak be! Dünyada neler oluyor.

Yaşlı Bayan: Oku hele, söylenme kendi kendine. Dellendin mi ne ettin!

Yaşlı: (gazeteyi okumaya başlar)

ŞAİR UMUT...

““Geçtiğimiz günlerde, Bakırköy Ruh ve Sinir hastalıkları hastanesinde bir genç intihar etmiş, uzun uğraşlar sonucunda gencin hayatı kurtarılamamıştır. Genç, ardında, her defasında farklı bir adrese olmak üzere, kime yazıldığı belli olmayan 10 adet mektup bıraktı. Onuncu mektubunu, kalbine çivi çakarak vücuduna yapıştırarak intihar etmiştir. (yaşlı duraksar)

Yaşlı Bayan: vah vah vah!

Yaşlı: (gazeteyi okumaya devam eder)

Hastane doktorları, hasta için bu olayın normal olduğunu söyleyip, -Ne de olsa deli demekle yetindiler. Bu olaydan sonra hasta için, hastaneye bir adet mektup ve bir kaç kişi ziyarette bulundu. Ziyaret edenlerin çeşitli kesimlerden oluşu ve hastanın yolladığı mektupları alan kişiler olduğunun anlaşılması olaya bir ilginçlik daha kattı.

Tüm bu yaşanılanlar gündemde en baş sırayı alırken, Araştırmacılar, bilim adamları, psikologlar ve en önemlisi de halk bu işin aydınlığa çıkması için sabırsızlıkla bekliyor. Hastanın ne yakını ne de bir ailesi var. Onu tanıyan sadece hastane arkadaşları ve mektupları yollaması için verdiği hastane görevlisi Cafer Bey. Hastane görevlisi yaptığı açıklamada: “O bana mektupları verirken kimseye söylemememi istemişti. Nitekim söylemedim. Çünkü onun hasta olduğuna inanmıyordum. Ve hala inanmıyorum.” Diyen hastane görevlisi sorguya alındı. Hasta için bir mektup gelmişti. Mektubun sahibine ulaşılmaya çalışıldı fakat, NAZLI ANA ismindeki mektup sahibi tüm uğraşlara rağmen bulunamadı. Bu konuda da kesin bir bilgi olmadığından, araştırmacılar bu esrarengiz olay için araştırmalarını hızlandırdılar.”” Radikal 10.04.2002



(ışık söner yeniden aydınlanır. İki yaşlı banklara doğru yürürler. Yaşlı bay, gazetesini çıkarıp göz gezdirir)

Yaşlı: Şu işe bak, Dünya dünya olalı böyle bir şey görmemiştir herhalde.

Yaşlı Bayan: Ne oldu ki ?

Yaşlı: Dinle hele !

(yaşlı okumaya başlar)

DELİNİN KUYUYA ATTIĞI TAŞ...

“Bir deli kuyuya bir taş atmış, bin akıllı çıkaramamış.”

“ŞAİR UMUT isimli hastanın yazdığı dokuz mektup, dokuz farklı kişiye gitmişti. Bu kişilerden birisi, Ankara-yeni mahalle‘de iki çocuk annesi Elif Taşkın dır. Mektup, Elif Taşkın adına evine kadar ulaşmıştır. Mektubu ele geçiren Elif hanımın kocası Selim Taşkın, mektubun nereden geldiğine bakmaksızın; karısını soru sormadan üç yerinden bıçaklamıştır. Elif hanımın cenazesi, bu gün öğle vakti, memleketi Kayseri’ye gönderilmiştir. Selim bey, Ankara mahkemesince yargılanmak üzere tutuklandı.

Bu arada araştırmacılar, Şair Umut’ un esrarını hala çözemediler.” Radikal 13.04.2002

Yaşlı Bayan: Allah’ım sen büyüksün, Sen bizi deli etme.

Yaşlı: Amin, amin…!

(ışık Söner Yeniden aydınlanır. İki yaşlı daha önceki oturdukları banka otururlar. )

Yaşlı: (gazeteye göz gezdirirken) Bak hanım, yine bizim deli; Şu işe bak be! Deli meli ama, ortalığı velveleye verdi.

Yaşlı Bayan: Tütütütü, Allah Gani gani Rahmet eylesin.

Yaşlı: (okumaya başlar)

Film gibi...

“Şair umut esrarı unutuluyor derken, olay yeni bir olay daha üretti. Show TV nin yayınladığı film gibi programında, bu hafta üniversiteli bir genç, sevgilisine; “Ne olur dön. Ben o adamı tanımıyorum.” Diye bir kaset yollattı. Olay şu; Uzun zamandır beyinleri meşgul eden ŞAİR UMUT, yazdığı mektuplardan birisini İ.Ü.’ inde okuyan Semra Kaya isimli gence yollar. Mektubu kız arkadaşının çantasında bulan sevgilisi, kısa bir süre sonra Semra’ ya ; “Her şey bitti.Neden diye sorma, okudum mektubu.Şu an çok sinirliyim. Karşıma çıkma seni boğabilirim. Ok mi?”

Diyerek bir mesaj attı,

Bunun üzerine kız, soluğu film gibi programında alır. Paravanın arkasında beklenen sevgili yoktur. Gelmemiştir. Kız canlı yayında göz yaşlarına boğuldu.

Bu olayın sırrı çözülene kadar, mektuplardan birini alan sıradaki kişiyi sabırsızlıkla bekliyoruz. Bu gidişle bir çok kötü olay olabilir.” Radikal 17.04.2002

Yaşlı Bayan: Zaten Erkeklerin hepsi böyle. İnsan bir dinler.

Yaşlı: De hadi kalk, gidek eve; acıktım yav.

(sahne kararır, tekrar aydınlanır. İki yaşlı aynı banka otururlar, adam gazeteye göz gezdirir)

Yaşlı: Şu işe bak! Adam terörist gibi maşallah. Yazdıklarıyla bir sürü olay çıkartıyor.

Yaşlı Bayan: Sus. Ölmüşe anarşik deme, çarpılırsın vallah.

Yaşlı: Sus be kadın yav! (yaşlı okumaya başlar)

Biri Buna Dur Dedi...!

Şair UMUT olayı unutulmak üzereyken, duygusal delinin kim olduğu hakkında bir takım bilgilere ulaşıldı. Ayrıca Şair UMUT katliamları devam edecek mi derken, olaya başka bir hasta girdi ve her şeyi açığa çıkardı...! Şairimizin hastane arkadaşı ressam hoca adında eski bir ressam olan Vahap Gülmez’e mektuplarında anlattığı sevdiği kişinin resmini çizdiren Şair UMUT, öldükten sonra resmi ressam hocaya bıraktığı anlaşıldı...! çizilen resim televizyonlarda yayınlandı...!

Yayından bir gün sonra Tunceli’ den NTV televizyonuna bir mektup geldi. Olay şu; Resmi, televizyonda gören Vural sönmez, resmin kardeşine çok benzediğinin farkına varır. Kardeşine bu durumu sorma gereği duyan adamın kardeşi; 12 eylül döneminde o benim yoldaşımdı. O iki şeye kavgam diyordu, birincisi özgürlük ikincisi bendim. Mağaraya –evimize- kitap kumaya giderdik. Yasaktı kitaplar, yasaktı okumalar. Sonra askerler bizi yakaladı. Onu götürdüler, ne yaptıklarını bilmiyorum ama duyduğum kadarıyla işkence görüyormuş dediler. Umut’ un isteği üzerine ortalıktan kayboldum, mağarada ki evimize gizlendim. Askerler sis bombası atınca beni göremediler Umut’ umu yakaladılar. Umut bana Kürtçe evimize girmemi söyledi. O beni bulacaktı. Diyen sultan hanım, gözyaşlarına boğularak Şair UMUT hakkında her şeyi anlattı...! Sevdam, Umut’ um. Yıllar sonra seni buldum. Umut, insanlara çok değer verirdi. İnsanlar, özgürlük ve benden başka hiçbir şey için kavga etmezdi. Tunceli doğumludur. Annesini doğarken kaybetti. Birkaç yıl sonra babası bir kadınla evlendi, adı Nazlı Ana. Şair UMUT un fotoğrafını televizyonda gören sultan hanım, bahsettiği kişinin kendi deyimiyle UMUT’ um olduğunu söyledi...! UMUT’ un üvey annesinin ismini de veren Sultan hanım bu olayı açığa kavuşturdu. Duygusal delimize, Nazlı Ana ismine ait bir mektup gelmişti. Sultan Hanımla yaptığımız ropörtajda üvey annesinin isminin Nazlı Yılmaz olduğunu söyledi.

(Yaşlı Bayan Sessizce Ağlamaya Başlar.)

Sultan Hanım bunları, işkencelerin ortadan kalkması için açıkladığını ve gerçekleri halkın bilmesi gerektiği için söylediğini ifade etti. Umut un onun için çok değerli olduğunu belirten Sultan hanım: Umut’ un Tüm cenaze masraflarını üslendi. Ve cenazesini Tunceli’deki mağaraya gömeceğini belirtti. Umut’ um Öyle istiyordu. Dedi.

Böylelikle Şair UMUT esrarı büyük ölçüde açığa kavuşmuş oldu. Akıllarda kalan bir başka şey ise, Sultan Hanım’ ın da dediği gibi ülkemizde hala işkencelerin devam ediyor olmasıdır...!İlgili makamların ilgileneceğini umuyoruz...! Radikal 01.05.2002



(Sahne Kararır, Umut’un Öldüğü an Görünür.)

Asker: (Perde Kapanırken…) Alo? Doktor Aydın beyle mi görüşüyorum? Geçen gün sizinle konuşmuştum. Bir hastamız hakkında. Kendisinin sağlığı iyi değil, dengesiz tavırları dikkatimizi çekiyor. Bir süre sizin hastanede tutabilir miyiz? Hiçbir şey yapmıyor. Konuşmuyor... Tepki vermiyor.

Doktor Aydın Bey : Tabi ki, biz bu tip hastalar için açtık bu hastaneyi. Umarım yararlı oluruz. Pazartesi günü bekliyorum efendim. Kayıt için evraklarını da getirmeyi unutmayın. İyi akşamlar efendim. Görüşmek dileğiyle.

(Perde Kapanmıştır.)



Tüm düşünce suçluları, siyasi suçlular, işkenceye maruz kalmış insanlar, aşıklar ve Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Hastaları için…

Not: Radikal Gazetesinde belirtilen tarihlerde belirtilen haberlere rastlanmamaktadır. Oyun, Tamamıyla gerçeklerin hayalidir.










Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1937
favori
like
share
Şayeste Tarih: 02.10.2009 17:10
Merhaba..
Size kaynağı özel mesajla bildiririm
bbma Tarih: 02.10.2009 16:44
Bu metni nereden aldınız merak ettim... ? Ben Barış Mutlu ALTUNEL....