Bu sabah güneş doğmadan gitmişsin. Şehir ışıklarını söndürmeden hatta. Sıcaklığını alıp çekip gitmişsin öylece. Karanlık bir şehrin içinde bıraktığın bu uykusuz adama el sallamadan. Bilirim bu aziz şehirde yaşanır yaşanmasına ama yalnızlık zemheri de ölümle aynı koşullarda iç içe yaşamak gibidir.
Soğuk ve yalnızlık iki kadim dost olur.
Sen bilmezsin… Çünkü yüreğinin çatalına altı okka bir ayrılık hiç gelip çakılmamıştır. Karıncalanmamıştır kalbinin al kanalları.
Daha küçücüksün…
Yüreğin ceylan gibi atik ve denizle buluşmak isteyen bir nehir gibi çağıl çağıldır. Yollar sana meydan, gitmeler yeniyi bulmak içindir. Daha keşif edilmeyen yaşanırlılığı bulacaksın karadutum…
Ciğerlerin altın sarısı tütünün dumanını çekmemiş, bundan kabil koşacaksın… Koştuğun yer mutluluk ülkesi olsun.
Bu hikâye kısa bir terminal vedası kadar sürsün isterdim ya da uzun bir masalın ardındaki mutluluk iksirini içmek kadar hızlı… Kaf dağının mucizeleri kadar öykümsü… Ama görüyorsun ki olmuyor. Örneğin bir terminalin birinci peronundan kalkan otobüsün orta sıradaki koltuğuna oturmuşken sen, el sallayamadım kendimden bi haber… Boynumda el örmen atkı ve üstümde baba yadigarı bir sakoyla bakamadım ardından. Koşar adım! Koşar adım sürmedim ayaklarımı buz zeminde…
Mesela annelerin anlattığı masallar kadar vicdanlı bir ayrılık olmadı.
Onun için bunları da yaşıyorum gittiğini bildiğim zamandan bu yana… Kaç saat! Kurtul benden dedim bundan sebep. Çünkü saatin akrebini zehirledim baka baka. Yelkovanının arkasına tazı gibi düştüm. Kalbim, saat ve yalnızlığım darağacı oldular bana.
Elbette bir gün bu darağacına asıldığımı bileceksin demek isterdim şimdi. Bunu anlatmak isterdim sana. Ama sana bunu anlatırsam korkarım ki sus olursun. Hadi durma hücrelerine susmayı sor… Susmayı yanıtsız bırakmayacaktır. Susmanın ne kadar çok sesli bir bağırış olduğunu hücrelerin anlatamazsa ben sana anlatırım bir gün.
Susmak bir çeşit delirmektir. Delirmek kırkına kadar sevmek ve ömrüne doymaktır.
Ondan sebep, gelip parmak uçlarına kalbimi değdirip “gitme” demek isterdim. Gitme! Çünkü gidersen buralardan sıcaklığında gidecektir. Şehir Azrail korkulara teslim olur. Zemheride yalnız kalmak adam kârı değil. Her yerden bir soğuk hava dalgası düşer üstüne radyoların, ibreleri şeritinden kopar, Bağdat kökenli pilleri donar. Benim acıdıkça acıyan kalbimin hücreleri hesabı.
Ama gitmişsin, henüz karanlık ayrılmamışken şehirden. Dönüp arkana bile bakmadan, bilinen en eski ayrılıklar gibi düşmüşsün o uzak yerlerin heyecan vaat eden yerine.
Git!
Senin için kendi yalnızlığıma inat aşk ısmarladım yaratana. Ömür diledim mutlu olanından.
Ben bu duvarları taştan kentin bir yanı kerpiç evlerinin arasında ömrüme kurşun döktüreceğim. 40 âlimden 40 dua ile boynuma seni asacağım. Çünkü şairin dediği gibi “seni baharmışsın gibi seviyorum”
Bahar kavlimiz olsun isterdim.
Çünkü hücrelerim donuyor bu mevsimde.

İrfan Sarı

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 291
favori
like
share