Bazıları ıstırabın varlığını güneşi göstererek reddeder
Bense ıstırabı göstererek güneşi reddediyorum. F.Kafka



Masmavi okyanusun karşısında mor ülkenin dağları yükseliyordu . Dağların tepeleri masmavi denize vuruyordu ayışığında. Yakamozlar dalgalanıyordu kendi yalnızlığında herşey ipek sessizliğinde yaşayıp gidiyordu bir zamanlar..


Ta ki acıları onları cezalandırıp ayrı yerlere atınca deniz ve dağların tepelerinde herşey tersine döndü . Denizdeki ve ormandaki bütün canlılar derinliklere kaçtı .


Günlerden birgün yine böyle bir anda titreşimlerine kulak veren yunus balığı derinliklerden koştu ayışığına tek başına beklemeye başladı .Bir tek kendisi ve ormandaki kurt adam biliyordu olanların sırrını . Bir onlar biliyordu..

Bu gece bu ay bu deniz ve orman
Sırrını bana ver ey tepelerdeki ses ve deniz
Soluğum açık rüzgara ver kendini
Gel..

Gökyüzündeki yıldızlar asılı kaldılar birden dağın tepelerinde . Lodos denizi vurmaya başladı . Deliriyordu sanki bir köpük dalgalanması yaşıyordu denizin üstü . Balıkların çığlıkları her yanı tutmuştu . Ay balkalayıp durdu karanlığın içinde. Sıcak yuvalarından kuşlar fırladı . Sadece yunus balığının pulları gümüş rengini aldı . Deniz ülkesinde depremler yangınlar çıktı. Gece yarıldı ve üç kanatlı masal kuşu göründü elindeki mektupla.


Susun ey canlı varlıklar
Bu yangınlar boş değil
Boş değil elimdeki mektup
Unutun bütün çığlıklarınızı , sesssizlik
Bu denizin en güzeline
Dağın tepesinden haber getirdim .

Sana ay sana ay aşkım ;
Ne çok kırmızıyım ne çok sarı ve ne çok siyah ansızın yağan dolu bir türlü doğmayan güneş dalda biriken çığ , çiçeği vuran kış , toprakta yalın ayak , isyanlarımda ateş , bir atın çektiği yüzü olmayan yolcu , dağların soluksuz sitemi . Sana ay aşkım sana dönüşte gel..

Derinliklerdeki canlılar sessizce dinlediler . Saf tuttular aşklarına ve saygıyla seslendiler içlerinde sessizlikleriyle .

Mor dağın tepelerindeki çağrı denize karışıyor . Aşk kırmızı , aşk sarı , aşk çağrı . Yollar ateş yollar hasret . Küme küme dizili çakıl taşları var git okyanusun derinliğinden güneşe at kendini..


Yunus balığı kumların içine çekildi. Kendi yalnızlığıyla yine ıssızlığa koşuyordu .Yüreği denizin uğultusunu dinledi ..


Seni düşünüyorum. Yanında olabilseydim sen de dönüşür müydün sakinliğe .Yok hiçbir şeyin anlamı . Bakarım yalnızlığıma ağlarım halime ve dolaşırım kendi okyanusumda kendi sürgünlüğüme . Kendine cezalandırılmanın kayıtlarında iki kişiyiz , soluk almazsam ölürüm. Soluğum sensin yıldızların altında . Toprağım suyum karadan da karayım denizin ortasında . Durup dururken yağar yağmurlar , kar yağar tipi vurur . Şimşekli gökyüzü sabahım , hep yosun kokusu içimde dönüşür müyüm sessizce , sessiz bir duraktır orası dilimi koparıyor suskun çığlıklar . Yüreğim kanıyor okyanus kadar derin. Oysa türkülerin en neşelisini söylemeli suskun dudaklarım. Yüreğimden güvercinler takla atarak uçmalı sevinçten . Niye bu halim bu üzüntüm ve cezalandırılmışlık nedir bu derinlik . Her gece gözlerim arar seni saçının teline dokunsam yüreğim uçar karanlıklardan..


Yunus balığı denizin üstündeki küçük bir dalganın üstüne bıraktı mektubunu . Derin bir soluk çekti ciğerlerine karşı yakaya bakarak. Gökyüzü yarıldı herşey karıştı birbirine üç kanatlı masal kuşu haykırdı yine..


Özlediğin sabahsız
Dolambaç yollara bakma
Siyah saçların yeniden omuzlarında olsun
Yağmurun tekerlemelerindeki hüzne kapılma
Güneşe takıl
Çakıl taşlarından giderek.


Yunus balığı öyle hüzünlü öyle hasret dolu gümüş renginde pullarını döktü en derinliklere . Denizde tanıdık bir yüz aradı onunkisi. İçinde zaman süküt renginde kıvrıldı kendine. O konuğuydu kendi sevmelerinin, konuğuydu uçan kuşların kanatlarında hayal . Çokça hasretti kendi şarkılarında. Önce kendi çığlığını öptü sonra onunkisini . Ağıttan elbiseler giyindi aşka dair ayışığından uzak..


Ey ateştende öte acı
Işıklar vurmuyor yüzüme
Ağlayan zamana sığmıyor takvim yaprakları
Bastırır çığlığımı avuçlarım
Yüzün ötede yüzüm ötede morun da mosmoru
O masal kuşuyla haber sal , bir haber sal ey ateşten de öte acı…
.
.
.

Mor ülkenin dağlarında ormanın derinliklerinde akşam hep akşam oluyordu . Sessizlik biriktiriyordu ağaçlar , bağlar , çimenler ardıçlar selviler orman kuşları , ladinler çam kokulu esintiler sessizliğe kuşanıyordu bağırışın ve acının kenarlarında . Saygıdan mıydı korkudan mı sessizlikti işte . Çığlığın yangın öncesi haliydi tek bilinmişlik ormanda..


Kükrüyordu kurt adam yasakları dövüyordu sapır sapır içinde . İçini döküyordu sonra tepelerden denize doğru . O kurt adam oluyordu geceleri . Onun sabahları ve güneşi yoktu . Güneşi de açtırmıyordu ormanında . Tüm canlılar titriyordu onun bağrışmalarında . O çarşafını seremiyordu iç denizine . Tüm akrepler sokuyordu onu sancılı parmak uçları uyuşmuş . Susuz kalmış çiçek gibi yabancılaşıyordu kendine . Tepelerden denize bakıyordu haykırıyordu sessizliğin sesiydi yankılanan ve çığlığın sessizliği..


Kim anlatabilir ki içimdekini . Yıllar nefes alıyor ben boğuluyorum . Sessiz çığlıklarımın öyküsü . Cezası yalnızlığım , sana ay aşkım sana , çözse kollarını hüzün çiçeklenirim ellerinde. Nem kokan derinliklerde yeşillenir umutlarım . Sen saklı su , güneşi saklayan yanım yaslan dağ eteklerime kakülü açılsın güneşin . Kırık bir cam olmamalı yüreğim dindir içimdeki isyanlarımı . Görelim lalelerin rengini ver puhu kuşunu pencereme değişeyim kurt adamlıktan . Sesim sesine bu cezalı durumdan çıksın yüzümüz..

Orman kaynıyordu içinde , yerinde duramıyordu . Herşeyi dağıtmak istiyordu . Önüne kim çıkarsa yutmak istiyordu . Aşağılardan tepelere çıkıyordu . Tepelerden aşağılara iniyordu hepsinden derinliklere dalıyordu. Ormanın kükreyen adamı homurdanıyordu içinde .

Bu nasıl acıdır
Gökyüzünü unuttum
Bir güneş açsa
Göğe yükselse seranad
İpek sessizliğinde olsa
Hayat ne güzel olurdu ormanda
Ah bir güneş doğsa .

Kurt adam karanfillerin kahverengide eridiği bir eylül renginde sürüklendi yıkımlarla zamanın devingenliğinde oturup ağladı kendi duasına ..

Bu kadar mı olur yalnızlık gitsem diyorum bir puhu kuşu sazendelerle gökyüzünden süzülsem yanına . Sen kendi derinliğine dal , kendi vadilerinde saklan gözyaşlarınla. İpek bir sessizlik olmayacak hüzün makamı duyacaksın kulak çınlamasında . Hiçbir martı affetmeyecek seni . Umudun gök bohçalı , sevincin çimen kokulu olmayacak . Uzayıp giden avluda yalnızlığın saksısında küstümçiçeği gibi zaman kıyacak sana . Her akşam yüreğine düşecek yıldızlar kutsal bir yemin gibi ateşle kuşandığın aşkta . İşte o benim yüzüm . Hüzünlü dokunulmaz tehnalıklarla baykuşlara veriyorum sesimi..


Kış geçmedi . Yaz hiç vurmadı tepelere ormanın derinliklerine . Okyanus güne açmadı yüzünü . Öksüz çocuklar gibi kendi kıyılarına çekildi yunus balığı ve kurt adam . Her gece rüyalarında gördüler geniş aralıklardan çakıl taşlarına basarak dönüşmeyi . Elleriyle ayaklarıyla saçlarıyla gözleriyle tenleriyle insana dönüşüyorlardı tepelerin eteklerinde . Onlar dönüşüyordu bir çığlık gibi çiçeklerin uçlarında çam dallarında , su gülüşlü zamanlarda , göğüste yanık resimlerde ağıtı derleyen limanlarda falezlere vuran güneşin renginde , ışığa asılı okyanus dolu hasretle . Kimi zaman çimen renginde kimi zaman vaha gibi çöllerde denizin dibinde yedi kat tepelerin üstünde yürek alkışında tutundular aşka rüyalarında ..

Sessizce konuşuyordu orman ve okyanus

Siz susunca korkuyoruz konuşmaya tüm renkler sarı oluyor ve kışlarınız vuruyor bizleri .Ne çok gece sizden bize , ne çok hüzün gözlerinizde , hayat dilsiz bir duruş akan zaman hak değil bu . Ayrılığın çığlığı size hak değil . Adı konmamış çiçekler vuruyor bizi ve yağmur damlasının sesi .


Boncuğu hasret yorgun rüzgar içinizdeki diyar . İşte o dokunuyor bizlere . Hak değil bu. Kelebekler atıyor renklerini güneşte ve hiç bir öpücükler yetmiyor kimsesizlere. Gece yaşıyor hep güne inat . Kim çözebilir bu sırrı sizden başka tüm zambaklar suya hasretken . Çağırın şarkıları tepelerden ve çakıl taşlarından her gün parça parça ölüm değil mi kendi içinizde , sınırsız vuruyor yalnızlığınız yalnızlığımıza.



Bir gün susar okyanus , susar ormanın sesi
Yaşayamazsın
En son kalır yalnızlığın kendisi .

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 961
favori
like
share