Dans Edişler Ve Notalar - Didem Deştioğlu

Dans Edişler Belgeselinde Baş Rol Notalar

... Güzel bir müzik şöleni… Abdulkadir Noyan Konferans Salonunda son 22 yıldır ilk defa opera sesleri yankılanıyor... Devlet Opera ve Bale Topluluğu… Üç tenor: Şenol Talınlı, Ayhan Uştuk, Aykut Çınar ve orkestra şefi Bujor Hoinic uzun zamandır elde edemediğim bir saatlik bir ziyafet sundular önüme ve ben yine hangi tabaktan ne yiyeceğimi şaşırdım… Operanın her sesi, her tınısı birbirinden farklı doyulası tatlar taşır… Bir farklı dinlenesi… Sanatla yoğrulmuş, pişirilmiş insanları görüp de etkilenmemek ne mümkün? Gözünüzü kapattığınızda bir dünya oluveriyor hemen zaman ve hayaller… Ritimlere ayak uydurmaya çalıştıkça insan daldan dala hissediyor kendini. Beyin ruhuna doyuyor böyle zamanlarda, kalp ritmi de bu zevke ayak uydurunca iç sesle birleşiyor başın üstünde gezen notalar… Türlü sesler arasındaki uyum hala kulağımda…

... Müzik eğitimi işte böyle bir şey; düşündükçe çocuklara küçük yaşlardan sanat eğitimi aşılanmalı fikrine ulaşıyorum. Ne var ki çocuklar uzun yıllar sonunda ulaşıyor Mozart, Beethoven, Bach, Brahms gibi isimlere… Geç kalınmış bir yaşama son anda sığdırılamaya çalışılan isimler… Keşke insan daha küçücük yaşlardan hayatta böyle bir zevkin var olduğunu bilse, bir metre çapla sınırlı yaşamını ve hayallerini bu sayede kilometrelere sığdıramasa. Genişletsek onların yaşamını, özgür düşüncelere salıversek… Bir yerlerde okumuştum, çocuklarımızın geleceğe savurmuş olduğumuz birer oklar olduğunu… Oku savurmuş olabiliriz ama, ona eğimini verecek olan yine bizleriz. Yaşım ilerledikçe mayamda bulduğum eksikliklerden biri oldu klasik müzik. Hiç unutmam ilköğretim öğrenimimi sürdürürken beni müzikten ve müzik zevkinden soğutan müzik öğretmenimi. Hem de insanın müzik eğitimine en meyilli olduğu bir yaşta... Ona çok kızgınım şuan, beni gerçekten müzik eğitiminden bu denli yoksun bırakmış olduğu için. Benden, bizden, çocuklarımızdan, gençlerimizden bu zevki çalmaya hiç kimsenin hakkı yok. Keşke durum aksi olsaydı, sadece kendi adıma değil herkes için. Ve biz müzik şölenleriyle büyütülseydik, eğitilseydik okullarımızda…

... Avusturya’lı Mozart’ın (Johannes Chrysostomus Wolfgangus Theophilus Mozart 27 Ocak 1756 - 5 Aralık 1791) hayatını incelerken daha 4 yaşındayken klavsen çalabildiğini öğrendiğimde aslında hiç de şaşırmadım, çünkü ablası Maria Anna ve babası Leopold Mozart’ın da müzikle ne kadar haşır neşir olduğunu da okudum aynı zamanda. Onların yönlendirişi olmasaydı böyle bir dehanın gözden kaçmış olacağını düşünebilir miydiniz? Ya da Mozart’ın "Bu çocuğa iyi bakın, bir gün tüm dünya onu tanıyacak." dediği, o zamanlarda daha on yaşında olan Alman klasik besteci Beethoven’ın (Ludwig van Beethoven 16 Aralık 1770-26 Mart 1827) aynı şekilde yönlendirilmemiş olmasını diler miydiniz? Hayır!...

İşte benim sözcüklerimle SANAT;
… Kıyılara vuran deniz kumlarında yalınayak yürümek, kimi zaman çağlayandan avuçla su içmektir...
… Dağın en zirvesine ulaşıp aşağıya bakmamak, daha da zirvedeki göğe dalıp gitmektir zaman sınırı tanımadan...
…Var olanı yazma istediği, kelimelerle anlatılamayan sözcüklerin armonilerle havalarla dans edişidir parmak ucu bile yere değmeden…
… Huzurdur…
… Fırça darbesinde ve tuvalin her köşesindedir…
... Ezan sesinde, kilisenin çanındadır…
… İhtiyaçtır, susadığının uzun süre farkında olamayıp elde ettiğinde kana kana içtiğin..
... Ve en önemlisi; Sesinin yükseldiği yerdedir…


Didem Deştioğlu

Beğeniler: 1
Favoriler: 0
İzlenmeler: 314
favori
like
share