AŞKI SIRTINDAN VURDUM...!!!

Acısını içtim aşkın,
Hüznüne dokundum
Gökkuşağı gibi değildi renkleri
Siyahında boğuldum
Yoruldum hep yoruldum
Kime tutunduysam yaralı kanadımla
Yalanlarında kayboldum
Masum bir çocuk bakışıyla geçtim
Aşkın kör gözlerinden
Yüreğimi büyüttüm,
Düşler yetiştirdim minik avuçlarımda
Ağlamayı öğrendim,
Gülmeyi unuttum.
Hırçın denizlerde,
Boşa kürek çektim hep
Yalnızlığın kıyısında,
Unutulan bir liman gibi
Bekledim, durdum
Nereye gittiğini bilmeyen bir yolcunun
Sessizliğinde geçti hayatım
Aşkı bulayım derken,
Yolumdan oldum.
Korkularım büyüdü aşkın kollarında
Sessizlik parladı içimde,
Bir yakamoz gibi
Üç kuruşa yalnızlığa sattı
Gülen suretimi
Ne bana gösterdi kendi yüzünü,
Ne güldürdü benim yüzümü
Yar olmadı bana hiç
Seslendim ses vermedi
Sonunda sustum
Ve bir akşam üstü
Aşkı sırtından vurdum!.......

Bitanesinin_Bebegi Bitanesinin_Bebegi
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 530
favori
like
share
keto_41 Tarih: 06.10.2005 01:04
CoK TeSSeKüRLeR
dostbildiklerim Tarih: 05.10.2005 21:35
Ellerine Saglik tesekkürler
hallavye Tarih: 05.10.2005 12:53
hepsi birbirinden güzeldi ya ellerinize sağlık
milkboy Tarih: 05.10.2005 11:45


Bir kent nasıl öldürülür göz göre göre
ben inanmıyorum, kim ne derse desin

Sodom ve gomore efsanelerde kaldı
yaşanan bir başka tarih şimdi
şöyle bir dokunsak toprağa yalınayak
duyacağız belki tarihin akışını

Bahar da gecikebilir unutmayalım
böyle okuduk hayatın kitaplarından
Hele vakt erişsin, sevda dal versin
uzanacağız bir sabah çiçekli bir ağaca

Unutmayalım aşkın sımsıcaklığını
suskun bekleyişlerini varoşların
Kitapları, fabrikaları unutmayalım
Unutmayalım dağların öyküsünü

Zincirlerini kırmasını bilir bir kent
Aurora'yı unutmayalım
Kışlık saray ne kadar dayanabilir
hayatı kollamasını bilenlere
AHMET TELLİ
_SeVDa_ Tarih: 05.10.2005 04:35
ellerine yüregine saglik hepsi bir birinden harika
Bitanesinin_Bebegi Tarih: 04.10.2005 22:04
@MAIN-ASLI

sagol canim benim :5:
Bitanesinin_Bebegi Tarih: 04.10.2005 22:03
[color=darkorchid]PAPATYA VE KELEBEK *

Günlerden bir gün, evrenin bir noktasında, küçük bir tırtıl gözlerini
hayata açmış. Doğal içgüdüleri ile hemen beslenmeye başlamış.
Ne bulursa yemiş. Bir süre sonra, yeterince büyüdüğünde,
kendine güvenli bir yer bulup, bir koza örmeye başlamış.
Bu kozanın içinde geçirdiği uzunca bir sürenin sonunda da,
rengarenk kanatlı bir kelebek olup çıkmış.

Minik kelebek, uçabiliyor olmanın da verdiği mutlulukla uçmaya
başlamış. Dağlar tepeler aşmış, ormanın her yerini dolaşmış.
Derken bir vadiye gelmiş. Rengarenk çiçeklerin bulunduğu bir vadiye.
Etrafına şaşkın şaşkın bakarken, vadinin öbür ucunda bir papatya
görmüş. Bir anda afallamış. Ne düşüneceğini, ne yapacağını
bilememiş. içinden "Ne muhteşem bir çiçek" diye geçirmiş.
Ve vakit kaybetmeden yüzlerce renkli, hoş kokulu çiçeğin
üzerinden geçip doğruca onun yanında almış soluğu.

"Merhaba" demiş papatyaya, "sizi uzaktan gördüm ve yanınıza
gelmek istedim.". Nazlı papatya şöyle bir bakmış konuğuna ve
"Merhaba" demiş, "ben de yalnızlıktan sıkılmıştım zaten."
Ve konuşmaya başlamışlar. Kelebek ona hayat hikayesini,
nerede dünyaya geldiğini, geçtiği ormanı, tepeleri anlatmış.

Papatya da ona kendinden bahsetmiş. Birbirlerinden gerçekten
hoşlanmışlar. Kelebek bütün zamanını papatyayla geçirmiş.
Gece olunca beraber yıldızları ve ateş böceklerinin danslarını
seyretmişler. Gündüz olunca kelebek, kanatlarıyla papatyayı
güneşin yakıcı ışınlarından korumuş. Minik kelebek papatyayı çok
sevmiş. O kadar çok sevmiş ki, bir türlü onun yanından ayrılamamış.
Papatyanın da onu sevip sevmediğini merak ediyormuş. Ama cesaret
edip de bunu papatyaya söyleyememiş bir türlü. Onu kırmaktan,
incitmekten, bu yüzden kaybetmekten korkmuş. Papatya da
kelebeği çok sevmiş ama o da bir türlü söyleyememiş sevgisini.
Duygularının karşılığının olmayacağından, bu yüzden kelebeği
kaybedeceğinden korkmuş. Böylece iki sevgili yan yana
ama sevgilerini paylaşmadan sürekli sohbet etmişler.

Böylece saatler saatleri kovalamış. Günler geçip de, kelebek
artık zamanı kalmadığını, gücünün tükendiğini anlayınca, papatyaya
dönmüş ve; "Üzgünüm ama senden ayrılmam gerekecek" demiş.
Papatya buna bir anlam verememiş. "Neden" demiş. "Yoksa
benim yanımda mutsuz musun?". "Hayır" demiş kelebek. "Bilakis,
sen benim hayatıma anlam kattın. Fakat biz kelebeklerin ömrü
sadece üç gündür. Ve ben de ömrümü tamamladım. Artık
kelebeklerin hiç ölmediği bir yere gitmeliyim."

Papatya bu duruma çok üzülmüş ama yapacak bir şey yokmuş zaten.
Kelebek artık hiç gücünün kalmadığını, daha fazla tutunamayacağını
fark ettiğinde, son bir gayretle papatyaya "Sevi seviyorum"
diyebilmiş ancak. Papatya donakalmış. Sadece "Bende..."
diyebilmiş kelebeğin arkasından. Ardından da gözyaşlarına boğulmuş.

İçinden "Keşke onun da beni sevdiğini bilseydim.
Keşke onu sevdiğimi söyleyebilseydim." diye geçirmiş.
Papatya, sevdiğinin onu sevdiğini bilmeden geçirdiği günlerin
acısına dayanamamış. Bir süre sonra yaprakları önce solmuş,
sonra da dökülmeye başlamış.
Her düşen yaprakta papatya, "seviyormuş" diye geçirmiş içinden.

İşte o günden beri, bunu bilen aşıklar,
sevgililerine soramadıklarını hep papatyalara sormuş:
"Seviyor mu, sevmiyor mu?"...

MAIN-ASLI Tarih: 04.10.2005 22:02
Canim ablammm
Ellerine o güzel yürecigine saglik
Hepsi cok güzel :3:
Bitanesinin_Bebegi Tarih: 04.10.2005 21:54
@**AVCI**SİS**


sagol :3: