19.yüzyılın başlarından itibaren Osmanlı yöneticileri dışta ve içte iki önemli gelişmeyle karşı karşıya gelmişlerdir.Sanayi Devrimi’nin yol açtığı teknik ilerlemelerin sonucunda,Batı Avrupa iktisadi ve askeri alanlarda büyük bir sıçrama yapmıştı.Osmanlı yöneticilerini kaygılandıran bir diğer sorun da Rusya’nın uzun bir süredir izlediği güneye doğru yayılma politikasıydı.1760’ların sonlarından 1820’lerin sonlarına kadar Osmanlı Devleti Rusya ile sık sık savaş girdi ve bu savaşların çoğundan yenilgiyle ayrıldı.
İmparatorluk içinde ise,1808 yılında imzalanan Sened-i İttifak ile taşradaki ayanın gücü doruğa ulaşmıştı.Pek çok bölgede ayan ve derebeyleri merkezi devletten bağımsız olarak davranıyorlar,geniş toprakların fiili denetimini ellerinde tutuyorlar ve vergi gelirlerinin büyük bir kısmına el koyuyorlardı.
18.yüzyılda Anadolu’nun dış ticareti daha sınırlı kalırken,İmparatorluğun Balkan vilayetlerinin Batı Avrupa ile ticareti sürekli gelişmişti.Bu gelişme Balkanlar’daki gayrı müslim tüccarları güçlendirmiş ve Fransız Devrimi’nden kaynaklanan düşünce akımlarının da katkısıyla bu kesim Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayrılmayı amaçlayan ulusçuluk hareketlerinin önderliğini yapmaya başlamıştı.Bu hareketler Avrupa ülkelerinin da desteğini sağlayınca,19.yüzyılın başlarında önce Sırbistan sonra da Yunanistan bağımsızlıklarını kazandılar.
II.Mahmud ve çevresindeki yöneticiler bu koşulların İmparatorluğun dağılmasına yol açabileceğini düşünüyorlar ve çözümü merkeziyetçi eğilimlerin güçlenmesinde,merkezi devletin hem Avrupalı ülkeler karşısında hem de İmparatorluk içindeki yerel unsurlar karşısında gücünü arttırmasında görüyorlardı.Bunun için Batılı model doğrultusunda güçlü bir ordu kurulması,vergi gelirlerinin arttırılması,İstanbul’daki ve taşradaki yönetimin etkinlik kazanması gerekiyordu
Mısır’da Napolyon’un ve Fransız ordularının püskürtülmesinden sonra valiliği ele geçiren Kavalalı Mehmet Ali Paşa,İstanbul’a karşı bağımsızlığını ilan etmiş ve güçlü bir ulusal devlet kurma yolunda politikalar izlemeye başlamıştı.Vergi toplamadaki etkinliği ve dış ticarette devlet müdahalesine ve devlet tekellerine ağırlık veren politikaları sayesinde maliyeyi güçlendirmiş,sağladığı mali kaynaklarla da sanayide devletçi girişimleri başlatmış,güçlü bir ordu ve donanma kurmuştu.Mehmet Ali Paşa,Avrupa ülkelerine ve özellikle ticari çıkarları zedelenen İngiltere’nin baskılarına karşı direnebildiği gibi,1830’lu yıllarda Osmanlı ordularını Nizip ve Kütahya’da iki kez ağır yenilgiye uğratmıştır.

II.19. yüzyılda izlenen iktisadi politikalar

II.Mahmud’un otuz yılı aşan saltanatını,III.Selim tarafından başlatılan ve Batı’yı örnek alan reform çabalarında en önemli adımların atıldığı dönem olarak kabul etmek gerekir.Bu reformların en önemli amacı ve özelliği,merkezi devletin gücünü arttırmaktı.II.Mahmud’un ilk önemli girişimi,1826 yılında orduda Batılı yöntemlerin kabul edilmesine karşı direnen Yeniçeri Ocağı’nı kapatmak oldu.
Merkezi devletin siyasal ve mali olarak güçlenmesi için İstanbul’un gücünün taşraya ulaşması ve taşradaki unsurların güçlerinin sınırlanması gerekiyordu.Vergi toplama yetkileri güçlü ayandan alınarak başka kişilere verilmeye başlandı.Öte yandan,mali gelirleri arttırmak amacıyla 16.yüzyıldan beri varlığını sürdüren 2500 kadar tımar,sipahilerin denetiminden alınarak,iltizam sistemine aktarıldı.Ancak bu ve benzeri çabalar merkezi devletin gelirlerini arttıramamış,sürüp giden savaşlar nedeniyle daha da derinleşen mali bunalımına çözüm getirememiştir.
Tanzimat,III.Selim’in başlattığı ve II.Mahmud’un geliştirdiği reform girişimlerinde yeni bir aşamayı yansıtır.Tanzimat Fermanı’nda merkezi devlet,bir yandan maliyeyi güçlendirirken öte yandan da taşradaki unsurların iktisadi temellerini zayıflatma çabalarını sürdürdü.Ferman, merkezi devletin en önemli gelir kaynağı olan öşür ve hayvan vergisi ağnamın toplanmasında iltizam düzenini kaldırmakta,vergileri devletin kendi memurlarının toplaması ilkesini getirmekteydi.Ancak kısa süre içinde, devletin taşrada kendi başına vergi toplayabilecek siyasal ve idari gücünün olmadığı görüldü.Bu durumda merkezi devlet iltizam sistemine geri dönmek ve vergi gelirlerini yerel unsurlarla paylaşmayı kabullenmek zorunda kaldı.
Mısır’da Mehmet Ali Paşa’nın başlattığı sanayileşme girişimleri ve bu çabalar sonucunda Osmanlı Devleti’ne karşı kazandığı askeri başarılar,Osmanlı yöneticilerini etkilemişti.Gerçi Osmanlı İmparatorluğu’nda da 18.yüzyılda ve 19.yüzyılın başlarında devlet eliyle kurulan imalathanelere rastlanmaktaydı,ama bu imalathaneler Sanayi Devrimi’nden önceki teknolojiyi kullanıyorlardı.1830’lar ve 1840’larda Osmanlı yöneticileri Avrupa’dan en son teknolojiyi kullanan makineler ithal ederek devlet mülkiyetinde ve esas olarak ordunun,donanmanın ve sarayın taleplerini karşılamak üzere bir dizi fabrika kurdurdular.
Ancak,ürettikleri mallar devlet tarafından satın alındığı ve böylece ithal mallarının rekabetinden korundukları halde bu fabrikaların büyük bir bölümü işletilemedi;bunlar kısa bir süre sonra üretimi durdurmak zorunda kaldılar.1850’lere gelindiğinde,Avrupalı bir gözlemcinin deyişiyle,Türkiye’de Avrupa makineleriyle,Avrupa hammaddeleriyle ve usta Avrupalı ellerle kumaş üreten bu sanayiden geriye fazla bir şey kalmamıştı.
Tanzimat dönemi reformlarıyla devletin loncalar üzerindeki denetimini sağlayan narh düzeni ve gedik uygulamalarına son verilince,loncaların tekelci konumları da ortadan kaldırılmış oldu.19.yüzyıl boyunca,loncalar çevresinde örgütlenen zanaatlar özellikle tekstil gibi ithal mallarının rekabetiyle karşı karşıya bulunan dallarda,sürekli olarak geriledi.Ancak, özellikle başkentte merkezi devlet loncaları siyasal olarak desteklemeyi sürdürdü.Böylece hemen her dalda loncalar varlıklarını 20.yüzyıla kadar sürdürebildiler.20.yüzyıl başlarında ortadan kaldırıldılar.
19.yüzyılda yerli üretime ve iç ticarete destek olabilecek bir gelişme,iç gümrüklerin kaldırılması olmuştur.Kara ticaretindeki iç gümrükler,1874 yılında tümüyle kaldırılırken, deniz yoluyla yapılan ticarete uygulanan gümrükler ise ancak 20.yüzyılın başlarında kaldırılmıştır.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 705
favori
like
share