Zehra'nın Yazgısı 3 - Hasan Kamil Erkli

Adnan yürümeye yeni başladığında, Ali kızamık oldu, akasından da kardeşi Adnan. İşin kötüsü Zehra çocukluğunda kızamık geçirmemişti. İki çocuğuyla beraber o da kızamık oldu. Çocukların hastalığı çabuk atlatmasına karşın, Zehra’yı çok yıprattı kızamık. Zayıf düştü. Bir akşam çocukları yattıktan sonra, Saffet televizyon izlerken o da hem televizyona bakıyor hem de dantel örüyordu. Önce televizyonu net göremediğini fark etti.Sonra örmekte olduğu danteli de net görmediğini anladı. Gözlerini ovuşturdu. Durmadan gözlerini ovuşturup silmesi Saffet’in dikkatinden kaçmadı. Durumu Saffet’e anlattığında
—Eskidin gayri hanım, her gün yeni bir maraz çıkarıyorsun başıma. Diyerek güldü Saffet.

Ertesi sabah uyandıklarında Zehra hemen hemen hiç görmüyordu. Hemen hastaneye gittiler. Yapılan muayene ve tetkikler sonucu multipl skleroz (M.S.) tanısı koydular Zehra’ya. On gün hastanede kaldıktan sonra, Zehra evine çocuklarına kavuştu. Artık eskisi gibi görebiliyordu.

Adını bile söylemekte zorlandıkları bu hastalık Zehra ve Saffet’in dünyalarına bir sürü bilinmeyenle birlikte girdi. Üstelik doktorun bu hastalığın Zehra’nın beyninde bulunan bir takım plaklardan ileri geldiğini söylemesi onların kuşkularını daha da arttırdı. Saffet karısının daha iyi olacağını sandığı bir hastaneye götürme kararı aldı. İki gün sonra Şükriye’nin gelmesiyle birlikte İzmir’ gittiler.


Ege Üniversite Hastanesi’nin MS polikliniğine geldiklerinde, kalabalığı görünce şaşırdılar. Zorla bir yer bulup Zehra’yı, orta yaşlı bir kadının yanına oturttu Saffet. Kadının elinde bir koltuk değneği vardı. Zehra’ya dönüp,
—Sen mi MS’lisin, bey mi? Diye sordu. Zehra utana sıkıla cevap vermek zorunda kaldı.
—Ben.
—Ah! Ah! Ben de üç sene öncesine kadar senin gibiydim. Ama bu illet insanı işte bu hale getiriyor kardeş.
Zehra kadına baka kaldı, bir kelime etmedi. Aynı sırada oturan başka bir kadın koltuk değnekliye eğilerek
—Isırgan otunu bilirsin kardeş. İyice kaynatacaksın, öyle ki ısırgan eriyecek. Sonra suyunu süzeceksin. Süzdüğün sıcak ısırgan suyuna bir avuç kantaron çiçeği atacaksın. Soğuyuncaya kadar bekleyip tekrar süzecek ve kekik balıyla karıştırıp sabah akşam birer kaşık yiyeceksin. Bak bir şeyin kalıyor mu? Tam beş sene avuç avuç ilaç içirdiler düzelemedim. Bak şimdi dipçik gibiyim.

Zehra yalvaran gözlerle kocasına baktı. Durumu anlayan Saffet onu dışarı çıkarttı. Zehra’nın gözünde yaşlar birikmişti.
—Saçmalama. Doktorun söylediklerini unutma. İnsan bu koca karı hurafelerini kafasına takar mı? Saffet bunları karısına söylerken kendisi de inanmak istiyordu.


Sıraları gelip muayene olduklarında, Zehra’yı inceleyen Doktor, Uşak’taki hekimin yapılabilecek her şeyi yaptığını belirtti. Hasta ve eşinin daha da rahatlaması için bir de bölüm şefi profesöre götürdü onları. Tahlil sonuçlarını ve manyetik rezonans görüntülerini inceleyen hoca daha önceki iki doktorun söylediklerini yineledi. Saffet içini kemiren soruyu sormadan edemedi,
—Eşimin daha kötü olma olasılığı var mı? Dışarıda gördüklerimiz bizi oldukça ürküttü. Profesör güldü
—Merak etmeyin. Eşinizin rahatsızlığı şu anda öyle korkutucu boyutlarda değil. Bu hastalıkla beraber yaşamayı öğrenip, söylediklerimizi uygularsa pek bir şey olacağını sanmıyorum.
—Ya bir şey olursa? Diye atıldı Saffet. Hoca kaşlarını çatarak kızgın bir ifadeyle
—Yarın senin ne durumda olacağını kesin olarak söyleyebilirimsin? Saffet başını öne eğdi, başka bir soru da soramadı. Zehra oldukça rahatlamıştı. Eve dönüş yolunda neler yapmaları konusunda doktorlardan yardım isteme kararı aldılar.


MS tanısı almasının üzerinden üç yıl geçmesine rağmen, Zehra bir daha rahatsızlanmadı. Sürekli bir yorgunluk yaşadı, o kadar. Onu da hep çocukların küçük olmasına yordu. Saffet işleri ilerletip ikinci marketi açtı. Bir de yeni açılacak bir seramik fabrikasının büyük ortaklarından oldu.

Bir hafta sonu ailecek köylerine gittiler. Zehra o kadar yorgun hissediyordu ki kendisini, annelerine bile gidemedi o gün. Zehra’nın durumu Saffet’in babasının da gözünden kaçmadı. Oğlunu bir kenara çekip
—Neyi var bu gelinin? Diye sordu. Saffet, karısının yorgun olduğunu, bu yorgunluğun da hastalığından ileri geldiğini dilinin döndüğünce anlattı babasına. İmam baba uzunca bir süre düşündü, sakalını sıvazlayarak oğluna döndü.
—Bak oğlum. Pek hayra alamet değil bu işler. Daha çocuklar ufak. Nasıl büyütecek bu gelin benim torunlarımı? Sağlam bir kadın lazım sana. Hem böyle durumlarda ikinci avradı almak dinen de caizdir.

Saffet düşünceli, bir o kadar da şaşkın gitti karısının yanına. Kafasında kurguladığı ama bir türlü cesaret edemediği olaya babası da onay vermişti. Hem de daha ona bir şey sormadan. O an karar verdi ikinci bir eş daha bulmaya. Yüzünde sinsi bir gülümseme ile uyumakta olan karısına sarılıp, uyanmasını sağladı

Bu olaydan üç ay sonra, Saffet babasının da yardımıyla bir kadınla daha evlendi iki ay kadar Zehra’ya evlendiğini söyleyemedi. Bir gece Zehra ile kalıyor diğer geceyi yeni eşinin yanında geçiriyordu. Önceleri işlerini özellikle yeni kurulan fabrikayı bahane eden Saffet, daha sonra Zehra’nın baskılarına dayanamayıp itiraf etti ikinci evliliğini. Ama laf arasında her iki karısından da asla vazgeçmeyeceğini belirtti. Zehra’ya da istediği takdirde, çocukların velayetini bırakmak şartı ile ayrılabileceğini söyledi.


Kocasının üzerine kuma getirdiğini öğrenmesinden yirmi gün sonra Zehra ikinci atağını geçirdi. Bu atağı da kazasız belasız, yalnızca yüreğindeki yangınla atlattı. Evine dönen Zehra çaresiz kumasını kabullenmek zorunda kaldı. Ne bir sosyal güvencesi, ne de bu pahalı hastalıkla başa çıkacak parası vardı.
O ilkbahar Zehra’nın kayın pederi öldü. Hem de tarlasında gezinirken, yakalandığı sağanak yağıştan korunmak için sığındığı ceviz ağacının altında, yıldırım çarpmasından.

İki ay sonra da Saffet iki ev arasında koşturmaktan ve işinin verdiği stresten rahatsızlandı. Hastaneye kaldırılınca diyabetli olduğu ortaya çıktı.

Zehra, bir MS’li birey olarak hastalığı ile nasıl başa çıkabileceğini çok iyi öğrendi. Ancak yaşam koşullarıyla başa çıkma konusunda o denli başarılı olamadı ne yazık ki. Kocasının restini göremedi. Şimdi oğulları ilköğretim çağında. Onlar için ve başkaca hiçbir sosyal güvence şansı olmadığından ve de kumasının alt katına taşınmasına rağmen, bu yaşama katlanmak zorunda kaldı.

Hasan Kamil Erkli

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 395
favori
like
share