Yol boyunca yürüyorum, ya da bir bankta oturuyorum. İnsanların birbirlerine karşı davranışlarını izliyorum. İnsanların bakışları dikkatimi çekiyor. Birbirlerine karşı soğuk, alaycı ve üstün görme şeklinde bakışlar var seziyorum. Çeşit çeşit bakışlar. Kimisi göz ucuyla süzmeler, kimisi gözlerinin içerisine dimdik bakmalar, kimisi acıyarak bakmalar. Bu bakışlarda bir acayiplik var.

Yine insan manzaralarını seyrediyorum. Yıllardır insanlar üzerinde gözlemlediğim bir konu var. Sizlerle engelli bir arkadaşımla yıllardır yaşadığım ve onunda tek başınayken yaşadığı engelli bir insanın karşılaşabileceği, insan bakışları üzerine bir şeyler yazmak istedim.

Engellilerin ev yaşamında yaşadığı sorunları bildiğim kadar, dışarıda karşılaştıkları sıkıntılara bu çeşit çeşit insan bakışları eklenmekte.

Arkadaşımla tatil günlerimizi değerlendirmek adına dışarıya çıktığımızda neredeyse bütün insan bakışlarını üzerimizde hissediyoruz. Bütün gözler engelli arkadaşımın ve onun gibi engellilerin üzerinde. İlk zamanlar bu durumdan oda şikayet ediyordu. Üzülüyordu. Engeli yetmiyormuş gibi, birde bu bakışların ağırlığı altında eziliyordu. Zamanla geçer, bu bakışlar düzelir diye bekledi ama, beklediği davranışla bir gün olsun karşılaşamadı.

Onunla güzel bir gün geçirmek isterken içinde neler hissettiğine ve bu değişik türdeki insan bakışlarının onu içinde mahkumluğa kadar sürüklediğine şahit oldum kimi zaman.

Bir insanın engelli olması başka insanlar tarafından yol boyunca göz hapsine alınacak kadar bakışlarıyla önden yetmezmiş gibi, arkadan da dönüp defalarca bakılması, rahatsız edilmesi, iç dünyasında fırtınalar estirmesine sebep olacak kadar büyük bir sorun mudur? Ya da engelli bir kişi öcü müdür?

Arkadaşımlayken anlayamadığım bir konuda insanların bakışlarını üzerinden çekmeyecek kadar uzun uzadıya bazen de dimdik bakması veya yanındaki kişiye fısıldayarak bir şeyler söylemesi, hatta eliyle dürteklemesi, gözleriyle işaret etmesi, gülüşmeleri insanlık ve insan ilişkileri açısından ne kadar doğrudur?

Yıllardır arkadaşımla birlikteyken içimden düşündüğüm, hatta bazen de sesli olarak söylediğim “bakıyorsun da ne görüyorsun” sorusunun cevabını bir türlü ne kendim bulabildim ne de onlara bu soruyu sorduğumda bulabildim. Arkadaşımın, insanın içine girecekmiş gibi bakan insanlardan rahatsız olduğu anlarda, bazen öyle bir tepkiyle karşılaştım ki, insanların bana ve arkadaşıma verdikleri cevaplar karşısında şaşırdım kaldım. Yani ne zaman dışarıya çıksak koca günümüzü bu bakışlar altında geçiriyoruz. Değişen hiçbir şey olmuyor. Sadece ve sadece insan başına geldiği an bu durumu anlayabiliyor. O ana kadar hepimiz hiç engelli olmayacakmışız gibi düşünüp ve yaşıyoruz. Karşımızdaki engellinin duygu ve düşüncelerini bilmeden hatta hiç düşünmeden.

Çoğu engelli arkadaşımız dış hayatın onlara getirdikleri sıkıntılar yüzünden dışarıya çıkamaz iken, bu manalı manasız insan bakışları eve kapanmalarına daha bir sebep olmuyor mu? Oysaki herhangi bir engeli bulunan ve tekerlekli sandalye ile sokağa çıkan engellileri gördüğümüz an bakışlarımızla yüreklerinde yara bırakmadan bir selam verip ya da bakışlarımızı onların gözlerinden hemen kaçırıp, engelli yerlerine bakmadığımız an ne kaybedeceğiz? Baktığımız anda ne kazanıyoruz onu çok merak ediyorum. Sanki sokakta engellileri bekleyen başka sorunlar yokmuş gibi.

En acı gelenide daha o kişinin yanından geçmeden yanındaki kişiye senin gözlerinin içerisine baka baka bir şeyler fısıldaması ne kadar acı bir durum. Ne saygı, ne görgü kuraları işliyor burada.

Geçen Pazar arkadaşımla yine dışarıya çıktım. Hava çok güzeldi. Yağmur dinmişti. Arkadaşım yağmurlu günlerde eve kapanmak zorunda kalıyordu. Biraz olsun rahatlamak ve mutlu olmak için dışarıya çıkmıştık. Ama yol boyunca giderken yine aynı bakışlar ve insan davranışlarıyla karşılaştık. Oturduğumuz parkta diğer masalarda bulunan insanların bakışlarıda bu yol boyunca bakışan insanların bakışlarına eklenince, o suskun, yaşamayı ve hayatı seven arkadaşım “Bak bakalım belki görürsün” sözüyle bir anda volkan gibi patladı. Bu belki de onun engeli ile ilgili insan bakışlarına karşı verdiği en son ve en güçlü cevabı olacaktı.

Bu yaşadıklarımızdan sonra galiba düşünce engeli olmak daha büyük bir sorun. Her bedenen engellinin hayata bakış açısı farklıdır. Kimi engeliyle yaşamayı öğrenir, kimi hayata küser, kimi hayatı yeniden keşfetmek ister, kimisi ise bunların ortasında kalmış gibidir. İşte en zor olanı budur. Kimin hakkı var ki, insanı ortada bırakıp mutsuz etmeye?

Teşekkürler arkadaşım. Buradan bende söylüyorum. Manalı manasız bakışlara. Bak bakalım belki görürsün.

Yazan : Melodi AKÇAY

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 473
favori
like
share