TAMAHKÂR MENEKŞE

Küçük bir bahçede, bitkiler arasında sessiz sedasız yaşayan hoş kokulu bir menekşe vardı.

Bir sabah başını kaldırıp çevresine baktı. İki adım ötesinde narin boynu ve zümrüt bir lambanın üstündeki alev gibi dikilmiş çalımlı yapraklarıyla yukarılara uzanmış bir gül gördü.

Menekşe mavi ağzını açtı, inleyerek, "Çiçekler içinde hiç saygınlığım yok! Tabiat beni küçük, çaresiz bir biçimde var etmiş; yere yapışık yaşıyor, boyumu göğün maviliğine uzatamıyorum, yüzümü güllerin yaptığı gibi güneşe çeviremiyorum!" dedi.

Gül, komşusu menekşeyi duydu, şen ve parlak bir kahkaha attıktan sonra: "Ne kafasız bir çiçeksin sen! dedi, değerini bilmediğin nimetlerin içindesin. Değersizlik duygusundan, bu tuhaf arzulardan vazgeç. Payına düşenle yetin ve bil ki günahını azaltan değerini yükseltir ve daha fazlasını isteyen de eksiklik içinde yaşar, ölür".

Menekşe hüzünle seslendi: "Benim istediklerimi elde etmiş olduğun için beni teselli ediyorsun ey gül! Büyük olduğun için güzel sözlerle benim küçüklüğümü örtüyorsun. Oysa mutlu kimselerin öğütleri bahtsızların kalplerine ne kadar çok acı verir, güçlü biri zayıf kişilerin karşısında hatip olarak dikildiğinde ne de merhametsizdir..."

Tabiat çiçeklerin bu konuşmaları işitti, çok şaşırdı, sesini yükselterek: "Sana ne oldu menekşe kızım? dedi, ben seni alçakgönüllülüğünle hoş, küçüklüğünle sevimli, boynubüküklüğünle soylu bulurdum. Seni birtakım çirkin arzular mı yoldan çıkardı, yoksa gereksiz bir büyüklük isteği mi aklını çeldi?".

Menekşe, yardım ve merhamet isteğiyle dolu sesiyle yalvardı tabiata: "Yüce, merhametli annem, kalbimdeki bütün arzuyla bir günlüğüne de olsa beni bir gül yapmanı istiyorum."

Tabiat da ona: "Sen ne istediğini bilmiyorsun, görünen büyüklüğün ardındaki gizli belalardan haberin yok. Eğer senin boyunu uzatır, biçimini değiştirir ve seni bir gül haline sokarsam pişmanlığın fayda etmeyeceği bir vakitte pişman olursun." dedi.

Menekşe dileğinde direndi: "Razıyım, menekşe varlığımı uzun boylu, başı dik bir güle dönüştür. Ondan sonra başıma ne gelirse arzularımın sonucu olarak gelmiş olur."

Tabiat, sihirli parmaklarını uzattı, menekşenin köklerine dokundu. Menekşe bir anda çiçeklerin üzerinde yükselen görkemli bir güle dönüştü.

O günün ikindisi geldiğinde gökyüzü bir fırtınayı gizleyen kara bulutlarla kaplandı, sonra şimşek çaktı, gök gürledi ve bu bahçelere yağmurlardan ve yellerden oluşan korkunç bir orduyla saldırmaya başladı. Dalları kırdı, fidanları eğdi, o çalımlı çiçekleri yerlerinden söktü; yere yapışık duran veya kayaların aralarında gizlenen küçük, kokulu çiçeklerin dışında bir şey kalmadı.

Fırtına geçip bulutlar açıldığında menekşe kızlardan birisi başını kaldırdı, bahçenin haline baktı ve mutlulukla gülümsedi. Sonra arkadaşı- na seslendi: "Fırtına, çalımlı, güzel kokululara ne yapmış, kendinle gurur duyarak bir bak!"

Öbür menekşe: "Biz toprağa yapışığız ama fırtınaların öfkesinden de kurtuluyoruz." dedi.

O sırada menekşelerin kraliçesi, kendilerine yakın bir yerde daha dün menekşe olan gülü gördü. Fırtına onu kökünden sökmüş ve ıslak çayırların üzerine atmıştı.

Kraliçe doğruldu, yapraklarını uzattı ve arkadaşlarına seslendi: "Bakın ve ibret alın ey kızlarım! Arzuların yoldan çıkardığı, kibir yüzünden güle dönüşmüş, sonra da yerle bir olmuş şu menekşeye bakın. Bu manzara sizin için bir örnek olsun."

Çayırda ölmek üzere olan gül, son gücünü toplayıp kesik kesik şöyle dedi: "Şimdi dinleyin ey tekdüze yaşayan cahiller, ey fırtınalardan boralardan korkanlar. Daha dün ben de sizler gibi mavi yapraklarım arasında elimdekiyle yetinerek yaşıyordum. Bu yetinme duygusu beni hayatın fırtınalarından, rüzgârlarından ayrı tutan bir engeldi. Benim de sizler gibi varlığın sınırları ve gizlerinden, menekşelerin yeryüzünde varoluşundan bu yana bildiklerinin dışında bir şey öğrenmeden, kış karlarıyla üstümü örtüp benden öncekiler gibi ölüm ve yokluğun sessizliğine gidinceye kadar yaşama imkânım vardı. Ancak, ben gecenin sessizliğinde, en yüce âleme kulak verip onun şöyle seslendiğini duydum: 'Varlığın amacı, varlığın ötesindekilere özlem duymaktır." Benliğim benliğime karşı ayaklandı, varlığım kendisinden daha yüce bir varlığın isteğiyle yanıp tutuştu, hâlâ kendi özüme karşı ayaklanmış durumdayım ve benim olmayan şeylerin özlemini çekiyorum. Yüce amacım o ki, benim soylu başkaldırım etkin bir güce dönüşsün, özlemim yaratıcı bir irade haline gelsin."

Gül bir an sustu, sonra kıvanç ve üstünlük dolu bir sesle ekledi: "Ben bir süre kraliçe gibi yaşadım. Evrene güllerin bakış açısıyla baktım, güllerin kulaklarıyla işittim, ışığa güllerin kanatlarıyla dokundum. Sorarım size, şu anda içinizden kim benim kadar mutlu olabilir?"

Sonra boynunu büktü. Neredeyse can çekişmesine dönüşen bir sesle, "Ben şimdi ölüyorum. Ruhumda benden önce bir menekşenin barındırmadığını bulundurarak ölüyorum. İçinde doğduğum hayatın amacı budur. İşte bu, günün ve gecenin ötesinde bulunan cevherdir." dedi.

Gül yapraklarını kapadı, hafifçe titredi. Sonra yüzünde ışıltılı ve hoşnut bir gülümseyişle can verdi.

Halil Cibran

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 369
favori
like
share