“Ah yavrucağızım, hele ki siz yetiştiniz, büyüdünüz de annenize yardımınız olacak şimdi. Onun çektiklerini Allah bilir.”
“Bu bir bayrak teslimi mi?”
Anne! Biz neden geldik dünyaya. Yani sen yıllarca ne çok yoruldun bizi yetiştirmek için, yıllarını verdin şu gamsız feleğin oyunlarına; ama hala koşturur durursun. Şimdi bir süre sonra sen çocuk, biz anne olacağız, değil mi? Biz de aynı dertler ve zorluklarla yoğrulacağız. Oysaki biliyordun anne, ayakta kalmanın ne zor olduğunu. Neden bizi de bu kem kadere ortak ettin? Neden bizim dünyaya gelmemize izin verdin?
“Yoksa insani bir hırs mı dünyaya gelmek?”

“Yoksa kumara doymayanların zihniyetince bir kolay hırs mı bu? Eldeki verilerin yetersizliğince boyun eğmeye bir çeşit başkaldırı mı? Belki bizi temsil edecek yeni türlerin imzasına ortak olmak isteği. Belki de geçmişi temize çekme telaşının cahil umutları... Adına ne dendiği önemli mi? Geliyoruz dünyaya ve referansımızca bir kadere dâhil ediliyoruz. O kaderin tatlı sürp-rizleri de nedense hep filmlerde oluyor.

Avuç içi kadar bir mutluluk için çuvallar dolusu yükün altında ezilmeyi göze alıyoruz. Koca bir ömre yetiyor mu bir papatyanın yapraklarını geçmeyecek gülücük? Ve onca gözyaşını göğüslemeye değiyor mu kısacık mutluluk anlarımızın verdiği?

Ne büyük tat bırakıyor olmalı damaklarda bu yaşamsal sevinç ki, bizi her şeye rağmen devam ettirip sürekli peşinden koşturuyor. Ve ne de özletiyor kendini utanmadan yaptıklarından. Evet, en büyük kayıpların ardından açan güneşi kollarımızı açarak karşılıyor ve affediyoruz hemencecik kaderi.’’

“Adımı bile ben seçemiyorum”

“Canım yavrum, isyanın senin değil; insanlığın yüzyıllık isyanıdır. Yetişirken kendimi hiçbir yere ait hissetmemekten öte, en büyük ağıt kaynağım adımın bile kendi dileğimce olmayışıydı. Büyüdükçe anlıyor insan çok düşünmenin yaşamı güçleştireceğini. Evet, hayat acılı ama çok lezzetli bir meze gibi. Hiçbir zaman karnını doyurmuyor. Sevinç zamanlarını asla doyasıya yaşamana izin vermiyor. Lezzeti de burada işte, kıskandıran bir tadı var. Öyle güzel ki o anları yaşamak, dahasını isteyerek koşturup duruyorsun peşinden. Hiç modası geçmiyor, hiç eskimiyor.”

[COLOR="gray"]“Doğum sancısı değil”

“Seni dünyaya getirirken öleceğimi hissedecek kadar acı çektiğimi hatırlıyorum. İnsanoğlu kendine bu kadar acı veren bir varlığı nasıl yavrum diye bağrına basar? Ve evet, aynı acıları bir gün onun da çekeceğini bilerek nasıl onu dünyaya getirme mutluluğunu yaşar?
Bu sorularım, senin dudak kıvrımlarındaki anlam veremediğim o ilk gülücüğü gördüğüm anda uçup gitti aklımdan. Ondan sonra da her gözyaşımı senin yeni gülücüklerini görebilmek umuduyla silip attım. Sanki dünya senin için kurulmuştu da bir sen vardın orda. Bir annenin neden yaşamak istediğini mi soruyorsun?

İşte o güzelim doğada ağaçlar altında koşuştururken, yemyeşil çimenlerde yuvarlanırken, renk renk çiçeklere pek yakışırken sizi seyretmek, benim en büyük mutluluğumdu. Çekilen bunca acı ve zorluklar, bu güzelliklerin bedeliyse eğer; onları da pek samimi kucaklayıverdim.

Sizi bir gün daha güzel yerlerde gördüğümde en büyük mutluluğumu yaşayacağımı bildim ve o cesaret umuduyla ayakta kaldım.”

[COLOR="gray"]“Mutlu olanı başkası sanma sakın”

“İnsanlar salt kendi mutluluklarının kendilerini sonsuza kadar tatmin etmeyeceğini bilirler. Mutluluk paylaşıldığınca anlam kazanan bir değerdir. Ve insan sevdiklerinin sevinciyle yaşama bağlanır. Bunu yaşamak ise her türlü acıya rağmen dünyaya gelmekle olur ancak. Dünya bizim için tüm güzelliklerini serer gözümüzün önüne. Ve böylece dünyanın varlığı da anlam kazanır. Ancak seçimlerimizce yaşar, mutlu oluş ya da olmayışı kendimiz seçeriz. Gördüklerin ve görmek istediklerin arasındaki dengeyi penceren belirleyecek. Bir başkasının mutluluğu için çaba harcadığında sakın sırf onun mutlu olduğunu sanmayasın; en büyük pay senin olacaktır.”

[COLOR="gray"]“Avuç içi kadar mutluluk, dünyanın büyüklüğüne göre değişir”

“Senin zorluklar çekeceğini, ağlayacağını, üzüleceğini bilsem de insanları mutlu etmek için çaba göstermeni izleyeceğim. Böylece güzel bir kalbe sahip olman için sarf ettiğim emeğin boşa gitmemesi de beni mutlu edecek. Doğrunun ve yanlışın bu yolda ayırt edileceğini hep birlikte görecek, yine kendi yöntemimizle seçtiğimiz sevdiklerimizi mutlu etmeye devam ederek hak edilmiş sonsuz bir mutluluğu yaşayacağız.

Canım yavrum, bu sorularla yalnızca büyüyeceksin. Gerçek mutluluğu öğrendiğinde dünyayı daha çok sevecek, işte asıl o zaman burada olma amacından mutluluk duyacaksın...’’

Beğeniler: 1
Favoriler: 0
İzlenmeler: 337
favori
like
share