nevşehir ili antik kentler listesi
Venessa (Avanos)
Nevşehir’in 18 km.kuzeyinde olan Avanos’un antik dönemindeki adı ’Venessa’dır. Çok sayıda çanak çömlek atölyesi bulunan ilçede seramik yapım geleneği Hititlerden beri süregelmektedir. Kızılırmak’ın getirdiği kırmızı toprak ve milden elde edilen seramik çamuru, Avanoslu seramik sanatçılarının elinde şekil almaktadır. Avanos yakınlarında Kızılırmak’ın hemen kenarındaki bir roma mezarlığında ele geçen mermerden lahit, Merkez Kapadokya Bölgesi’ nde bugüne kadar ele geçen tek lahit olması açısından ilginçtir. Lahit 1971 yılında tesadüfen ortaya çıkmıştır.

Avanos’un bilinen tarihi ilk Bronz Çağı’ndan itibaren başlar. İtalyanların 1967’de başlattığı kazılarda ilk Bronz Çağdan Bizans Dönemi’ne kadar sürekli oturum yeri olduğunu gösteren 24 arkeolojik kat ortaya çıkarılmıştır.

J:C:Gardin ve P. Garelli; M.Ö 19.yüzyılların başlarına ait,Asurlular’ın (M.Ö.XIX.yüzyıl) ticaret yollarını incelerken, ticari sınırların İncesu, Aksaray, Konya, Bor, Niğde ve Ereğli bölgelerine kadar uzandığını, ayrıca Nenessa ve Waşhania’nın bu bölgenin sınırları içinde olduğunu gördüler. Bununla birlikte ele geçen tabletler, iki asurlu tüccarın Kaneş’ten (Kayseri - Kültepe) Buruşhattum’a (Acemhöyük) 4 günde gitmek için sürekli Waşhania, Nenessa ve Ullama’dan geçtiklerini yazmaktadır.1926’da da dilbilimci Emile Forrer, Boğazköy Hitit Kraliyet Arşivler’inde yaptığı araştırmalar sırasında bir tablette Zuwinasa şehrinin adına rastlamıştır.

N.Thierry’e göre, Nenessa ve Zu-Winasa, Venassa ve Avanos’a dönüşmüştür. Avanos, Osmanlı belgelerinde ise "Enes", "Evenez" olarak geçmektedir.

Bölge Hitit, Frig egemenliğinden sonra Kimmerler’in istilasına uğramış. M.Ö.332 yılında Büyük İskender’in komutanlarından Eumenes tarafından kurulmuş. Ancak Venessa’nın ilk kurulduğu yer hakkında kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Kent, M.S.17’lerde Romalılar tarafından vilayete dönüştürülmüştür.

Strabon’a göre, çok zengin ve gelişmiş bir kent görünümdedir. M.Ö.IV. - M.Ö. 1. yüzyıla kadar hayli erken bir kült olarak belirtilen ve rahiplerin krallar kadar etkili olduğu, emirlerinde çok sayıda esirler ve çok geniş bir arazi bulunduğu anlaşılan Zeus kültürünün merkezidir.Bu nedenle de Kapadokya bölgesinin en önemli üç şehrinden biridir. Çünkü Venessa’nın büyük rahibi, krallık hiyerarşisinin 3. büyük kişisiydi.(3000 köle ve talents "günümüz kuruna göre 500kg gümüşlük) bir geliri vardı.Venessa hakkında en ilginç bilgileri rahiplerin bıraktığı yazılarda buluyoruz. Örneğin; Nyssalı Gregoir (M.S 334-394), arkadaşı Adelpios’a yazdığı mektupta; Venessada geçtiği sırada Adelphios’un ona tahsis ettiği villa için teşekkür etmektedir. Villa, başkentin en lüks villalarındandır. Mektuptan anlaşıldığına göre, Venaessa çok gelişmiş bir şehirdir. Çok güzel bir şehitliği, meyve bahçeleri ve üzüm bağlarıyla çok kalite şarapları olan bir bölgedir. Nyssalı Gregoir’in bıraktığı bu mektup, Venessa’nın tarihi ile ilgili bilgi veren tek belgedir.

Uçhisar

Nevşehir- Göreme yolu üzerinde, Nevşehir’e 7km.uzaklıktadır.

Bölgenin en yüksek noktasında yer alan ve en eski yerleşimin ne zaman yapıldığı bilinmeyen Uçhisar, yerleşim biçimi açısından Ortahisar’a ve Ihlara Bölgesi’ndeki Selime Kalesi’ne benzemektedir. Uçhisar Kalesi’nin zirvesi aynı zamanda bölgenin panoramik seyir noktasıdır. Kale içerisinde bulunan çok sayıdaki odalar birbirine merdivenler, tüneller ve koridorlarla bağlanmıştır. Odaların girişlerinde ise, yeraltı yerleşimlerinde olduğu gibi giriş ve çıkışı kontrol altına almaya yarayan sürgü taşları bulunmaktadır. Çok katlı bir özelliğe sahip olan Kale’nin bazı mekanları bugün yer yer göçtüğünden, tüm mekanlara ulaşmak ne yazık ki mümkün olmamaktadır. Uçhisar’ın doğu, batı ve kuzeyinde yer alan bazı peribacaları Roma Dönemi’nde mezarlık amacıyla oyulmuştur. Girişleri genellikle batı yönüne bakan mezarların iç kısımlarında ölülerin yatırıldığı klineler bulunmaktadır.

Gerek Kale’nin eteklerinde gerekse Kale’de çok az sayıda kaya oyma kiliseler tespit edilebilmiştir. Bunun nedeni belki de çok sayıda kilise ve manastıra sahip olan Göreme’nin Uçhisar’a yakın olmasındandır.

Kale zirvesindeki Bizans Dönemi’ne ait basit kaya mezarlar ise oldukça tahrip olduklarından ve soyulduklarından pek özellik göstermemektedirler.

Uçhisar Kalesi’nde Ortahisar ve Ürgüp’teki (Başhisar) gibi kalesi olan yerleşimlerde savunma amacıyla çevreye uzanan uzun tünellerden bahsedilmektedir.Ancak bu tüneller yer yer göçtüklerinden dolayı bugün hala esrarını korumaktadır.

Göreme (Meccan, Avcılar)


Nevşehir’e 10 km. uzaklıktaki Göreme, Nevşehir- Ürgüp- Avanos üçgeni arasındaki etrafı vadilerle çevrili bölgede yer almaktadır. Göreme’nin eski adları ’’Korama, Matiana, Maccan ve Avcılar’’ dır.

Göreme ile ilgili VI. yüzyıla ait bir belgede ilk olarak ’Korama’ adına rastlandığından dolayı en eski adının bu olduğu düşünülmektedir. Bu belgede Aziz Hieron’un III. yüzyıl sonlarında Korama’da doğduğu, Malatya’da 30 arkadaşı ile birlikte şehit olduğu ve elinin kesilerek annesine; Korama’ya getirildiğinden bahsedilmektedir. Koramalı Şehit Aziz Hieron’un Görema Açık Hava Müzesi içinde yer alan Tokalı Kilise’de oldukça büyük boyutta resmedilmiş bir tasviri bulunmaktadır.

Göreme ve çevresinin, Roma Dönemi’nde nekropol alanı olarak Venessalılarca (Avanos) kullanıldığı düşünülmektedir. Gerek Göreme’nin merkezindeki anıt gibi büyük peribacasının içine oyulmuş iki sütunlu Roma mezarı, gerekse civarında yer alan çok sayıdaki mezarlar bu görüşü desteklemektedir. Orta çağın ilk evrelerinde Hıristiyanlar için önemli bir dini merkez olan Göreme, XI..ve XIII. yüzyılda Aksaray yakınlarındaki Mokissos’a bağlı bir piskoposluk merkeziydi.

Göreme ve çevresinde çok sayıda manastır, kilise ve şapel bulunmasına karşın yapılış tarihleri ile ilgili yeterli bilgi bulunmamaktadır. Bu nedenle bu dini yapılar daha çok ya ikonografik açıdan ya da mimari özelliklerine göre tarihlenebilmektedir.

Çavuşin
Bölgenin en eski yerleşim yerlerinden biri olan Çavuşin, Göreme -Avanos yolu üzerinde, Göreme’ye 2km.uzaklıktadır.

Çavuşin’deki Vaftizci Yahya adına yapılan kilise bölgeye hakim bir yerdedir. Muhtemelen 5.yüzyılda yapılmış - boyanmış -olduğundan bölgenin en eski kilisesidir.

Kapadokya’da pek görülmeyen geniş avlusu son yıllarda kayaların kopması sonucu yıkılmıştır. Eski Çavuşin vadisindeki harabeler Hıristiyan dervişlerinin ve topluluklarının yaşadığı yerlerdir. Çavuşin’in hemen yanındaki Güllüdere’de 5 Kilise bulunmaktadır.

Vadinin yakınındaki Haçlı Kilise aynı zamanda Arap akınlarına karşı savunma amaçlı olarak da kullanılmıştır.


Çavuşin ( Nicephorus Phocas ) Kilisesi:

Göreme-Avanos yolu kenarında, Göreme’ye 2.5 km. uzaklıktadır. Oldukça yüksek tek nefli, beşik tonozlu, üç apsisli olan kilisenin narteksi yıkılmıştır. 964/965 yıllarına tarihlenmektedir.

Sahneleri: Tonozda Müjde, Ziyaret, Bakireliğin ispatı, Mısır’a kaçış, Yusuf’un ikinci rüyası,Havarilerin Tanrı yolunda görevlendirilmesi, Üç müneccimin tapınması,Masum çocukların katliamı, Elizabeth’in takip edilişi, Zekeriya’nın öldürülmesi; batı duvarında Yusuf ve Meryem deney sonrası, Beytüllahim’e yolculuk, Doğum, Son yemek, İhanet, İsa’nın cehenneme inişi, Vaftiz; kuzey duvarında İsa platus önünde, İsa Golgota yolunda, İsa çarmıhta, İsa’nın ölümü; güney duvarında Kudüs’e giriş, Lazarus’un diril- tilmesi, Kör adamın iyileştirilmesi, İsa’nın çarmıhtan indirilmesi, Kadınlar boş mezar başında; apsis duvarında Başkalaşım resmedilmiştir.

Zelve
Avanos’a 5 km, Paşabağlarına 1 km. uzaklıktaki zelve, Aktepe’nin dik ve kuzey yamaçlarında kurulmuştur. Üç vadiden oluşan Zelve Ören Yeri, peribacalarının en yoğun olduğu yerdir.

Vadideki peribacaları sivri uçlu ve geniş gövdelidir. Uçhisar, Göreme, Çavuşin’de olduğu gibi kaya oyma mekanlardaki trogloditik yaşamın ne zaman başladığı bilinmeyen Zelve, özellikle IX. ve XIII. yüzyılda Hıristiyanların önemli yerleşim ve dini merkezlerinden biri olmuş; aynı zamanda rahiplere ilk dini seminerler de bu yörede verilmiştir.

Yamaçların dibinde yer alan ’Direkli Kilise’ Zelve’deki manastır hayatının ilk yıllarına aittir. Kilise süslemelerinde tercih edilen kabartma haçlar daha çok ikonoklastik Dönem öncesine tarihlenen Balıklı, Üzümlü, ve Geyikli Kiliseler vadinin önemli kiliselerindendir. 1952 yılına kadar iskan edilmiş vadide manastır ve kiliselerden başka yerleşim yerleri, iki vadiye açılan tünel, değirmen, cami ve güvercinlikler bulunmaktadır.

Balıklı ve Üzümlü Kilise:

Zelve’nin üçüncü vadisinde, bir manastıra ait doğal avlunun doğusundadır. Giriş kısmı yakılmış olan Üzümlü ve Balıklı Kilisenin giriş kapısının üstünde tahtta oturan ve kucağında çocuk İsa bulunan Meryem tasviri yer alır. kısmen yıkık tonozda daire içinde malta haçı taşıyan Melek Michael ve Gabriel tasviri bulunur.

Girişin hemen sağında hücre şeklindeki ’Güney Şapel’ i tek nefli, apsisli ve beşik tonozlu olup kenarlarda oturmaya yarayan platform bulunur. Apsisinde kırmızı çerçeve içinde ayakta duran, bir elinde kitap, diğer eliyle takdis eden İsa; apsis cephesi ise içi noktalı basit üçgen ve daire dizileriyle, tonozu ise çizilerek yapılmış Malta Haçı ve dairelerle süslenmiştir. Şapel büyük olasılıkla X.yüzyılda yapılmıştır.


Paşabağları ve Aziz Simeon Hücresi:

Göreme -Avanos yolunun sağında, yoldan 1 km. içeridedir. Eskiden ’Rahipler Vadisi’ bugün ’ Paşabağı ’ olarak adlandırılan bu alan, kendine özgü peribacalaryla doludur. Çok gövdeli ve çok başlı olan bazı peribacalarının içlerine şapel ve oturma mekanları oyulmuştur.

Üç başlı peribacalarının birinde Aziz Simeon adına yapılmış bir şapel ve inziva hücresi bulunmaktadır. Dar bir baca vasıtasıyla ulaşılabilen hücrenin girişini antitetik haçlar süslemektedir. İçinde ocak, oturma ve yatma mekanları ile ışık girmesini sağlayan pencere aralıkları mevcuttur. V. yüzyılda Halep yakınlarında münzevi bir hayat sürdüren Aziz Simeon, mucizeler yarattığı söylentileri çıkınca, halkın aşırı ilgisinden kaçarak önce iki metre yüksekliğinde bir sütun üzerinde yaşamaya başlar.

Aziz Simeon, aşağıya sadece müritlerinin getirdiği az miktarda yiyecek ve içeceği almak için iner Kapadokyalı münzevirler ise bir sütun yerine hazır buldukları peribacalarını oyarak dünyevi hayattan uzaklaşırlar. Peribacasını aşağıdan yukarı doğru oyarak 10 - 15 m. yükseklikte kaya odalarda yaşar, kaya yataklarda yatarlar.
Ürgüp

Nevşehir’in 20 km. doğusunda olan Ürgüp, Kapadokya bölgesinin en önemli merkezlerindendir. Göreme’de olduğu gibi tarihsel süreç içerisinde çok sayıda isme sahip olmuştur. Bizans döneminde Osiana ( Assiana), Hagios Prokopios; Selçuklular Dönemi’nde Başhisar; Osmanlılar zamanında Burgut Kalesi; Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren de Ürgüp adıyla anılmıştır.

Ürgüp ve civarındaki ilk yerleşim antik adı “Tomissos” olan Damsa Çayı’nın doğusundaki Avla Dağı etekleridir. Daha geç dönemlere ait en önemli kalıntılar ise Ürgüp kasaba ve köylerinde bulunan Roma Dönemi’ne ait kaya mezarlardır.

Ürgüp yöresinde ilk kez Hititler yerleşmiştir. Hititlerden sonra Kimmerler’in Frig egemenliğine son vermesi sonucu yörede Medler (M.Ö.585), daha sonra da Persler (M.Ö.547) hakimiyet kurmuşlardır. Makedonya Kralı İskender M.Ö.334 ve 332’de Pers ordularını arka arkaya bozguna uğratarak bu büyük İmparatorluğu yıkmıştır. Büyük İskender, komutanlarından Sabiktas’ı bölgeyi denetim altına almakla görevlendirince, halk buna karşı çıkmış ve eski Pers soylularından Ariarathes’i kral ilan etmişlerdir. I.Ariarathes (M.Ö.332-322) Kapadokya Krallığı’nın sınırlarını oldukça genişletmiştir.

İskender’in ölümüne kadar barış içinde yaşayan Kapadokya Krallığı, Roma’nın bir eyaleti olduğu M.S 17 yılına kadar varlığını korumak için Makedonyalılarla, Pontuslularla, Galatlarla, Romalılarla mücadele etmiştir. M.S.17’de Tiberius Kapadokya’yı Roma’ya bağlayarak bölgedeki kargaşaya son vermiştir. Romalılar bölgeyi ele geçirdikten sonra batıya bir yol yaparak Ege’ye ulaşımı sağlamış, bu yol askeri ve ticari bakımdan çok önem taşımıştır. Bu dönemde Anadolu’da yayılmaya başlayan ilk Hıristiyanların bir kısmı büyük şehirlerden köylere göç etmeğe başlamışlar, Kayseri’nin önemli bir din merkezi haline geldiği IV. yüzyılda, Göreme, Ürgüp ve çevresine gelen Hıristiyanlar, Kayseri Piskoposu da olan Aziz Basil’in dünya görüşünü benimseyerek kayalar içinde manastırlar kurmuşlardır.

Roma İmparatorluğu’nun ikiye bölünmesiyle Kapadokya Doğu Roma İmparatorluğu’nun (Bizans) hakimiyetine geçmiştir. VII.yüzyılın ilk yıllarında Kapadokya’da Sasanilerle Bizanslılar arasında yoğun savaşlar olmuş, Sasaniler bölgeyi 6-7 yıl kadar ellerinde tutmuşlardır. 651’de Halife Osman Sasanileri yıkınca bölge bu kez Arap-Emevi güçlerinin akınlarına uğramıştır. Bizanslılar döneminde İkonoklazm hareketi yaygınlaştığından Hıristiyanların bağnaz baskısından kaçan aydın görüşlü Hıristiyanlar buraya sığınmıştır. Bu yüzden de Ürgüp yöresinde yapılan kiliselerin fresklerinde İncil’den alınma resimlere geniş yer verilmiştir. Bu da günümüzde Ürgüp’ün turistik yönden önem kazanmasında büyük rol oynamıştır.


Aziz Theodore (Tağar) Kilisesi

Nevşehir ili Ürgüp ilçesi Yeşilöz Köyü’nde bulunan bu kilise, Aziz Theodore adına yapılmıştır. Kesin olmamakla birlikte XI.-XIII. Yüzyıllar arasında yapıldığı sanılmaktadır.

Kilise T plan şekli göstermekte olup, ortası merkezi bir kubbe ile örtülmüştür. Günümüzde bu kubbe çökmüş ve üzeri camla kapatılmıştır. Zeminden bir merdivenle üst kattaki galeriye çıkılmaktadır. Bu plan şekli ile Kapadokya kiliseleri arasında kendine özgü bir örnektir.

Kilise içerisindeki freskler iyi korunmuş olarak günümüze gelebilmiştir. Fresklerin üslup farkları göz önüne alındığında üç ayrı sanatçının belirli zamanlarda burada çalıştığı anlaşılmaktadır. Kilise içerisinde dikkati çeken İncil’den alınma sahnelerin başında; Deesis, Müjde, Doğum, Peygamberlerin görünümü, Havarilerin görünümü, İsa çarmıhta, Melekler Gabriel ve Michael, madalyonlar içinde aziz tasvirleri gelmektedir.


Pancarlık Kilisesi

Nevşehir ili Ürgüp ilçesi, Ortahisar’da Pancarlık Vadisinde bulunan bu kilise vadiden ötürü Pancarlık Kilisesi ismi ile tanınmıştır. Kilise XI.yüzyılın ilk yarısına tarihlendirilmektedir.

Kilise tek nefli, tek apsisli ve düz tavanlıdır. Duvar fresklerinde yeşil zeminin ağırlık kazandığı görülmektedir. Burada iki ayrı sanatçının farklı zamanlarda çalıştığı ileri sürülmüşse de İncil’den alınma sahneler ve yazılar incelendiğinde aynı sanatçı tarafından yapıldığı anlaşılmaktadır. Burada İncil’den alınma sahneler frizler halinde birbirlerini izlemektedir. Frizlerin her iki yanına da madalyonlar içerisine aziz tasvirleri yerleştirilmiştir. Böylece konuların birbirlerinden ayrılması sağlanmıştır.


Aziz Basil Şapeli

Nevşehir, Ürgüp ilçesi Mustafapaşa kasabasının yaklaşık 2 km.batısında, Göreme Vadisi’nin batı yakasında bulunan bu kilise İkonaklazm döneminden (726-843) sonra, X.-XI.yüzyıllara tarihlendirilmektedir.

Kilise dikdörtgen planlı, iki nefli, iki sütunlu ve iki apsisli olup, üzeri düz bir tavanla örtülmüştür. Kilisenin batı nefinin duvarlarında kırmızı aşı boyalı yarı kabartma sütunlar ve bunların aralarında da nişler bulunmaktadır. Doğu yönündeki nef daha zengin bezemeli olup, burada geometrik ve bitkisel motiflere geniş yer verilmiştir. Kilisenin Göreme Vadisine bakan kısmı yıkılmış, kapısı ve bu kapının yanında da büyük olasılıkla kiliseyi yaptırana ait bir mezar bulunmaktadır.

Doğu nefinin apsisinde üç Malta haçı görülmektedir. Bu haçların etrafı palmetlerle çevrilidir ve her birinin üzerinde de bir patriğin ismi yazılıdır. Bu Malta haçlarından ortadaki Abraham’ı, diğerleri de İsaac ve Yakub’u simgelemektedir. Bazı araştırmacılar ise bu haçların Cenneti veya Golgoto Tepesindeki üç haçı sembolize ettiğini de ileri sürmüşlerdir.

Kilisenin büyük ölçüdeki, etrafı geometrik ve bitkisel motiflerle boyanmış haçı ise kornişteki bir kitabeye dayanılarak Aziz Konstantin’i simgelediği sanılmaktadır.

Ortahisar


Nevşehir- Ürgüp karayolu üzerinde, Ürgüp’e 6 km. uzaklıktadır. Ortahisar Kalesi hem stratejik hem de yerleşim amacıyla kullanılmıştır. Kalenin eteklerinde Kapadokya’nın karakteristik sivil mimari örnekleri bulunmaktadır.

Ayrıca hemen hemen tüm vadilerin yamaçlarına oyulan soğuk hava depolarında yörede yetişen patates ve elma, Akdeniz Bölgesi’nden getirilen portakal ve limon saklanmaktadır.

Ortahisar vadilerinde son derece ilginç manastır ve kiliseler bulunmaktadır. Bunlar Sarıca Kilise, Tavşanlı Kilise, Balkan Deresi Kiliseleri, Hallaç Dere Manastırı’dır.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 670
favori
like
share
AYIŞIĞI Tarih: 29.09.2009 21:57
Hacıbektaş



Hacıbektaş’ta Suluca Karahöyük’te 1967 yılında Ankara Üniversitesi Dil Tarih-Coğrafya Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Kemal Balkan başkanlığındaki bir heyet tarafından yapılan arkeolojik kazılarda Prehistorik Çağlara ait buluntularla karşılaşılmıştır. Buna dayanılarak yörenin Eski Tunç Çağı (MÖ.3000-2000), Asur Ticaret Kolonileri Çağı (MÖ.1950-1800), Hitit Dönemi (MÖ.1800-1200), Frig Dönemi (MÖ.1200-650), Geç Hitit Çağı (MÖ.650-200)’nda yerleşime sahne olduğu anlaşılmaktadır. Bu dönemleri Pers, Makedonya, Galat, Kapadokya Krallığı, Roma , Bizans dönemleri izlemiştir. Yörede yapılan kazılarda bu dönemlere ait buluntularla karşılaşılmış olup bunlar, Ankara Anadolu medeniyetleri Müzesi ile Hacıbektaş Veli Müzesinde sergilenmektedir.

Malazgirt Savaşı’ndan (1071) sonra buraya Türkmen boyları akınlar düzenlemiş ve bu boylardan bazıları da yöreye yerleşmişlerdir. XIII.yüzyılda büyük düşünür Hacı Bektaş-i Veli Horasan’ın Nişabur kentinden gelerek buradaki Suluca Karahöyük’e yerleşmiştir. O sırada yedi hanelik küçük bir köy olan Hacim Köyü, Hacı Bektaş-i Veli’nin gelmesi ile değişmiştir. Bundan sonra bu belde büyük bir ilim yuvası haline gelmiş, önemi artmış ve gelişmiştir. Aynı zamanda burası Anadolu’nun siyasi yönden en sıkıntılı zamanlarında bunlardan arınmak için bir merkez konumuna gelmiş, Türklük ve İslâmiyet’in yayılması için çalışılmıştır. Tarikat tarihinde önde gelen Bektaşilik te buradan kaynaklanmıştır.

Nevşehir - Kırşehir yolu üzerinde Nevşehir’ e 45 km. uzaklıkta olan ilçeye adını veren Hacı Bektaş-ı Veli, bugün İran sınırları içerisinde bulunan Horasan’ da 13.yüzyılda dünyaya gelmiştir. Hacı Bektaş ilk eğitimini dönemin ünlü düşünürü Ahmet Yesevi’ den almıştır. Hacı Bektaş’ın o yüzyıllarda Türklerin doğudan batıya göçlerini izleyerek Anadolu’ya gelişi, Anadolu Selçuklularının siyasi ve iktisadi düzenlerinin bozulduğu, yönetimde bölünmelerin ortaya çıktığı bir devreye rastlamıştır. Hacı Bektaş bu dönem de şehir şehir, köy köy gezerek Türk birliğinin sağlanması, Türk gelenek ve göreneklerinin İslam inancıyla birleşmesi için çaba harcamıştır.

Eski adı Sulucakara - höyük olan ilçede kurduğu okulda öğrenciler yetişmiştir. Türk dili ve kültürünün yabancı etkilerden ve her türlü yozlaşmadan korunması için çalışmıştır. İlçe merkezinde yapılan kazılar sonucunda Eski Tunç çağı, Hitit, Frig, Helenistik ve Roma Dönemi’ne ait ele geçen eserler Hacıbektaş Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir.

Hacı Bektaş-ı Veli Müzesi:

İçinde Hacı Bektaş-ı Veli’nin ve Balım Sultan’ ın Türbeleri’ nin bulunduğu külliyede cami, çamaşırhane, hamam, aş evi, konuk evi ve çeşmeler yer alır. Müze olarak ziyarete açılan külliye birbiri ardına sıralanan üç avludan ibarettir.

1.Avlu ( Nadar Avlusu): Büyük, kemerli bir kapı ile avluya girilir. Hemen sağda 1902 yılında inşa edilmiş ’ Üçler Çeşmesi’ yer alır. Aynı avlu içinde çamaşırhane ve hamam da bulunmaktadır.

2.Avlu ( Dergah Avlusu): Buraya ’ Üçler Kapısı’ olarak adlandırılan, bir kapı vasıtasıyla girilir. Kapının hemen sağında 1554 tarihinde yaptırılan 1875 yılında Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın kızı tarafından Mısır’ dan gönderilen aslan heykelinin yerleştirilmesinden sonra ’ Aslanlı Çeşme’ adını alan çeşme bulunmaktadır.

Bu avluda Osmanlı Sultanı II. Mahmut zamanında yaptırılan bir cami, dergaha gelen misafir ve yolcuların karşılandığı Konuk Evi ve Aş Evi yer alır. Meydan Evi’ nin bitişiğindeki Kiler Evi’ nin alt katında dergahın kıymetli eşyaları ve yiyecekleri depo edilmiştir.

3. Avlu( Hazret Avlusu): Altılar kapısı ile girilir. Girişte hasbahçe, sağ tarafta derviş ve baba mezarları bulunur. Karşı tarafta derviş ve baba mezarları bulunur. Karşı taraf- ta Selçuklu mimarisi özelliklerini arzeden ve Orhan Gazi zamanında yaptırılan Hacı Bektaş Veli Türbesi yer almaktadır. Türbe’ye Selçuklu motiflerinden oluşan mermer bir kapı ile girilmektedir. Hacı Bektaş’ ın inzivaya çekildiği Çilehane ve Kırklar meydanı bu bölümdedir.

Hacı Bektaş’ ın yeşil sandukalı türbesi, yeşil puşide ve çeşitli şamdanlarla donatılmış, kalem işi süslemeler ve yazı motifleriyle tezyin edilmiştir. Kırklar Meydanı’ nın doğusunda Horasan Erleri’ nin mezarları, batı tarafta çelebilere ait olduğu söylenen mezarlar ile Güvenç Abdal’ ın türbesi bulunmaktadır. Hazret Avlusu’ nun sağında 1519 yılında yaptırılan Hacı Bektaş’ tan sonra gelen Balım Sultan Türbesi yer almaktadır.

[COLOR="SeaGreen"]Kozaklı

Nevşehir’ in yaklaşık 100 km. kuzeyinde yer alan Kozaklı’ nın eski adı Hamamorta’ dır. İlçenin Eski Çağ ve Yakınçağ tarihi ile ilgili yeterli bilgi bulunmamaktadır.

Sağlık turizmi açısından önemli bir yere sahip Kozaklı kaplıcaları, Batı Alman kaplıcaları Birliği sınıflamasına göre sodyumlu, kalsiyumlu, klorlu olup A ve C grubu şifalı sular grubuna girmektedir.

Kozaklı kaplıcalarından iltihabı olmayan romatizmal hastalıkların, kireçlenmelerin, cilt hastalıklarının, kronik iltihaplı kadın hastalıklarının, damar sertliklerinin, mantar hastalıklarının tedavisinde başarılı sonuçlar alındığı gözlenmiştir.
AYIŞIĞI Tarih: 29.09.2009 21:51
[COLOR="SeaGreen"]Nyssa (Muşkara, Nevşehir)

Nyssa, Kızılırmak’ın güneyindedir. Hititler döneminde Kahve Dağı eteklerinde kurulan Nyssa bugünkü Nevşehir’dir. Burada yapılan kazılardan ele geçen kalıntı ve buluntulardan Nyssa’nın MÖ.3000 yıllara kadar uzanan bir tarihi olduğu anlaşılmaktadır. Bu bölge tarih öncesi çağlardan beri yerleşmeye sahne olmuş ve “kapadokya” olarak tanımlanmaktadır.

Nevşehir (Muşkara) ilinin en eski yerleşim yeri Gülşehir ilçesi Civelek Mağarası’nda görülür. Avanos’un Sarılar beldesi yakınlarındaki Zank Höyük’te DTCF Öğretim üyelerinden Doç. Dr. Hüseyin Sever’in başkanlığında yapılan kazılar sonucunda Eski Tunç Çağı’na (M.Ö.3000-2000) ve Assur Ticaret Kolonileri Çağı’na (M.Ö.2000-1750) ait eserler ele geçmiştir. Nevşehir civarında bulunan çok sayıdaki höyüklerde özellikle Eski Tunç Çağı’na ait kalıntılar tespit edilmiştir.

Hititler döneminde Kahve Dağı eteklerinde kurulan Nyssa bugünkü Nevşehir’dir. Burada yapılan kazılardan ele geçen kalıntı ve buluntulardan Nyssa’nın MÖ.3000 yıllara kadar uzanan bir tarihi olduğu anlaşılmaktadır. Bu bölge tarih öncesi çağlardan beri yerleşmeye sahne olmuş ve “Kapadokya” olarak tanımlanmaktadır.

Hititlerden sonra Kimmerler’in Frig egemenliğine son vermesi sonucu yörede Medler (M.Ö.585), daha sonra da Persler (M.Ö.547) hakimiyet kurmuşlardır. Persler bölgeyi ‘Satrap’ adını verdikleri valilerce yönetmişlerdir. Persler, Kapadokya’dan geçerek başkentlerini Ege’ye bağlayan, ‘Kral Yolu’nu geliştirmişlerdir. Makedonya Kralı İskender M.Ö.334 ve 332’de Pers ordularını arka arkaya bozguna uğratarak bu büyük İmparatorluğu yıkmıştır. Büyük İskender, komutanlarından Sabiktas’ı bölgeyi denetim altına almakla görevlendirince, halk buna karşı çıkmış ve eski Pers soylularından Ariarathes’i kral ilan etmişlerdir. I.Ariarathes (M.Ö.332-322) Kapadokya Krallığı’nın sınırlarını oldukça genişletmiştir.

İskender’in ölümüne kadar barış içinde yaşayan Kapadokya Krallığı, Roma’nın bir eyaleti olduğu M.S 17 yılına kadar varlığını korumak için Makedonyalılarla, Pontuslularla, Galatlarla, Romalılarla mücadele etmiştir. M.S.17’de Tiberius Kapadokya’yı Roma’ya bağlayarak bölgedeki kargaşaya son vermiştir. Romalılar bölgeyi ele geçirdikten sonra batıya bir yol yaparak Ege’ye ulaşımı sağlamış, bu yol askeri ve ticari bakımdan çok önem taşımıştır. İmparator Septimus Severius Dönemi’nde ekonomik bakımdan oldukça canlanan Kapadokya’nın merkezi Kayseri daha sonraki yıllarda İran’dan gelen Sasaniler’in saldırılarına uğramış, III. Gordianus bu saldırılara karşı şehrin etrafını surlarla çevirtmiştir.

Bu dönemde Anadolu’da yayılmaya başlayan ilk Hıristiyanların bir kısmı büyük şehirlerden köylere göç etmeğe başlamışlar, Kayseri’nin önemli bir din merkezi haline geldiği IV. yüzyılda, Göreme ve çevresini gelen Hıristiyanlar, Kayseri Piskoposu da olan Aziz Basil’in dünya görüşünü benimseyerek kayalar içinde manastırlar kurmuşlardır.

Roma İmparatorluğu’nun ikiye bölünmesiyle Kapadokya Doğu Roma İmparatorluğu’nun (Bizans) hakimiyetine geçmiştir. VII. yüzyılın ilk yıllarında Kapadokya’da Sasanilerle Bizanslılar arasında yoğun savaşlar olmuş, Sasaniler bölgeyi 6-7 yıl kadar ellerinde tutmuşlardır. 651’de Halife Osman Sasanileri yıkınca bölge bu kez Arap-Emevi güçlerinin akınlarına uğramıştır. Uzun süredir devam eden mezhep çatışmaları III.Leon’un Müslümanlıktan etkilenerek ikonaları yasaklamasıyla doruk noktasına ulaştı. Bu durum karşısında bazı Hıristiyan ikon yanlısı keşişler Kapadokya’ya sığınmaya başladılar. İkonoklasm hareketi yüz yıldan fazla sürmüştür (726-843).

[COLOR="SeaGreen"]Zoropassos (Arapsun, Gülşehir)

Gülşehir’in ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu konusunda yeterli bilgi bulunmamaktadır. Ancak ilçe merkezinin kuzeyindeki Civelek Köyü Mağarasında bulunan keramik ve küpler yörenin MÖ.7500-8000 yıllarında yerleşime sahne olduğunu göstermektedir. Ayrıca Ovaören, Gökçetoprak Köyünde Hitit Dönemine ait buluntularla karşılaşılmıştır. Bunlar Ovaören’de Büyük Kale ve Küçük Kale Mevkiileri, Gökçetoprak Köyündeki Hitit kaya yazıtlarıdır.

Hititlerden sonra MÖ.900-800 yıllarında Frigler yöreye egemen olmuştur. Onlardan sonra Lydialılar, Medler, Kimmerler, Persler, Makedonyalılar, Romalılar ve Bizanslılar buraya hakim olmuşlardır. Bu arada Arap akınları da zaman zaman Kapadokya bölgesi ile birlikte Gülşehri de etkilemiştir.

Bizanslılar döneminde ismi Zoropassos olduğu sanılan Gülşehir, MS.III. ve VIII. Yüzyıllar arasında Kapadokya Hıristiyanlığın dini başkenti olmuştur. Ancak, VIII.yüzyıl sonunda Açıksaray rahiplerinin kiliselere resim yapmayı kabul etmemeleri üzerine bu konumunu kaybetmiştir.


Sivasa Gökçetoprak Yeraltı Şehri

Gülşehir ilçesinin 35 km. batısında, Gökçetoprak Köyü yakınlarında bulunan bu yeraltı şehrini ilk kez 1989 yılında Fransız araştırma ekibi bulmuştur. İtalyan asıllı Roberto Bixio ve Stefano Saj Commissione Nazionale Cavita Artificiali de 1991 yılında burada araştırma yapmışlardır.

Sivasa yeraltı şehrinin bulunduğu alan diğer yeraltı şehirlerine göre farklı jeolojik yapıya sahiptir. En altta kızılımsı kahverengi renkte olan çamur taşı, onun üzerinde kalınlığı 3-4 m.yi bulan aglomera (iri taneli tüf) ve en üst kısımlarında da sert bir volkanik kayaç olan andezit kaya blokları bulunmaktadır. Yeraltı şehri, çamur taşı ve aglomera formastasyonunun içine kazılmıştır. Buradaki platonun yamacına oyulan yeraltı şehrinin oldukça dar bir girişi vardır. Günümüzde tam olarak temizlenmemiş olan yeraltı şehrinden yalnızca iki kat tespit edilebilmiştir. Ortaya çıkarılan her iki katta da oldukça büyük, ancak düzgün olmayan dikdörtgen mekânlar birbirlerine dar ve uzun koridorlarla bağlanmıştır. Bu koridorları birbirinden ayıran kapı taşları dışarıda hazırlanılarak içeriye getirilmiş ve koridorların girişlerine yerleştirilmiştir.

Yeraltı şehrinin ikinci katında bugün de içerisinde su bulunan 15 m. derinliğinde bir su kuyusu bulunmaktadır. Günümüzde Gökçetoprak Köyü’nün kuzey ve batı yamaçlarında yöre halkı tarafından depo, samanlık ve ahır olarak kullanılan ve tam araştırması yapılmamış çok sayıda yeraltı şehri olduğu bilinmektedir.
Nevşehir yöresindeki yeraltı şehirleri XII.yüzyıldan sonra önemini yitirmiş ve terk edilmiştir.


Açık Saray

Gülşehir ilçesine 3 km. uzaklıktaki Açık Saray, tüf kayaları içerisine oyulmuş mekânları ve Roma dönemine ait kaya mezarları ve IX.-X. yüzyıla tarihlenen kiliseleri ile döneminin önemli bir piskoposluk merkezlerinden biridir.

Açık Saray içerisinde keşişlerin yaşadığı kayalara oyulmuş mekânlar bulunmaktadır. Bu mekânların içerisi kırmızı ağırlıklı fresklerle bezenmiştir. Freskler arasında birbirlerinden üslup özellikleri görülmektedir. Bazıları taşra üslubunda, bazıları da Suriye-Filistin üslubuna yakındır.

Doğal kayalara oyularak elde edilen iç mekânlar dışarıda bir sarayın dış görünümünü yansıtacak biçimdedir. Birinci katın giriş açıklığı üzerine üçgen alınlıklar ve bunların ortasında yuvarlak kemerler içerisinde ikiz pencereler yerleştirilmiştir. Cephenin sağ bölümündeki kabartma kare panoya Bizans dönemine ait bir haç motifi işlenmiştir. İkinci kat ise sağır nişlerle hareketli bir görünümdedir.


Aziz Jean ( Karşı) Kilisesi

Gülşehir ilçesinin girişinde bulunan Aziz Jean Kilisesi, apsisinde yer alan bir kitabeye göre 1212 yılında yapılmıştır.

Kilise iki katlı bir yapı olup, alt katta ibadet mekânı, din adamlarına ait mekânlar, su kanalları, şarap mahzenleri ve mezarlar bulunmaktadır. Kilise tek apisli, haç planlı yapı olup, orta mekân kubbeli haçın kolları ise beşik tonozla örtülüdür. Orta mekânı örten kubbe yıkılmış ve günümüze gelememiştir. Kilisenin içerisindeki bezemelerde ana kaya üzerine kırmızı aşı boyası ile stilize edilmiş hayvan motifleri, geometrik bezemeler ve haç resimlerine yer verilmiştir.

Üst katta ise ikinci bir kilise vardır. Bu kilise tek apsisli ve beşik tonoz örtülüdür. Kilisenin restorasyonu 1995 yılında yapılmıştır. İçerisinde de İncil’den alınan sahneleri içeren dini motifler, frizler bantlar halinde duvarları kaplamıştır. Burada siyah zemin üzerine sarı ve kahve renkler kullanılmıştır.

Nişlerin tonozlarında ve cephelerde bitkisel motifler ile geometrik motiflere yer verilmiştir. Batı ve güney duvarında ise, son yargı; apsiste Deisis kompozisyonu bulunmaktadır.

Kilisenin ön cephesine kuş tasvirlerinin altında İsa’nın doğumunu müjdeleyen sahneler, tonozlarda madalyonlar içerisinde aziz tasvirleri ve bu tonozun güney kanadında da İhanet, Son Akşam Yemeği, Vaftiz ve bunların altında Meryem' in ölümü; kuzey kanadında İsa'nın çarmıhtan indirilmesi, Kadınlar boş mezar başında, İsa 'nın cehenneme inişi; batı ve güney duvarında ise Son Yargı resmedilmiştir.
AYIŞIĞI Tarih: 29.09.2009 21:46
[COLOR="SeaGreen"]Sinasos (Mustafapaşa)
Ürgüp’ün 6 km. güneyinde yer alan Mustafapaşa, 20.yüzyılın başlarına kadar Ortodoks Rumların yaşadığı bir kasabadır.

XIX. yüzyıl sonları ve XX. yüzyıl başlarına tarihlenen eski Rum evleri, oldukça zengin bir taş işçiliğinin en güzel örnekleridir. Mustafapaşa’ nın batısında yer alan Gömede Vadisi’ nin jeomorfolojik açıdan Ihlara Vadisi’nin küçük bir benzeridir. Ihlara Vedisi’nde olduğu gibi kaya oyma kiliselere, barınaklara ve vadinin içinden geçen bir dereye sahiptir.

Mustafapaşa’ daki önemli kilise ve manastırlar; Aios Vasilios Kilisesi, Konstantin - Heleni Kilisesi, Manastır Vadisi Kiliseleri ve Gömede Vadisi’ nde Alakara Kilise ve Aziz Basil Şapeli’ dir.


Aziz Basil Şapeli:

Ürgüp ilçesi Mustafapaşa kasabasının yaklaşık 2 km.batısında, Göreme Vadisi’nin batı yakasında bulunan bu kilise İkonaklazm döneminden (726-843) sonra, X.-XI.yüzyıllara tarihlendirilmektedir.

Kilise dikdörtgen planlı, iki nefli, iki sütunlu ve iki apsisli olup, üzeri düz bir tavanla örtülmüştür. Kilisenin batı nefinin duvarlarında kırmızı aşı boyalı yarı kabartma sütunlar ve bunların aralarında da nişler bulunmaktadır.

Doğu yönündeki nef daha zengin bezemeli olup, burada geometrik ve bitkisel motiflere geniş yer verilmiştir. Kilisenin Göreme Vadisine bakan kısmı yıkılmış, kapısı ve bu kapının yanında da büyük olasılıkla kiliseyi yaptırana ait bir mezar bulunmaktadır.

Doğu nefinin apsisinde üç Malta haçı görülmektedir. Bu haçların etrafı palmetlerle çevrilidir ve her birinin üzerinde de bir patriğin ismi yazılıdır. Bu Malta haçlarından ortadaki Abraham’ı, diğerleri de İsaac ve Yakub’u simgelemektedir. Bazı araştırmacılar ise bu haçların Cenneti veya Golgoto Tepesindeki üç haçı sembolize ettiğini de ileri sürmüşlerdir.

Kilisenin büyük ölçüdeki, etrafı geometrik ve bitkisel motiflerle boyanmış haçı ise kornişteki bir kitabeye dayanılarak Aziz Konstantin’i simgelediği sanılmaktadır.
[COLOR="SeaGreen"]
Tatlarin
Acıgöl ilçesinin 10 km. kuzeyinde yer alan Tatlarin kasabası gerek yeraltı kenti ve ki- liseleri gerekse konut mimarisi ile Kapadokya Bölgesi’ nin ilginç yörelerinden birisidir. Tatlarin halkı tarafından ’Kale’ olarak adlandırıldığı tepesinde yer alan yeraltı şehri ilk olarak 1975 yılında tespit edilmiş, 1991 yılında ziyarete açılmıştır. Buradaki toprak üstü yerleşimde kiliseler bulunduğu, ancak bunların büyük çoğunluğunun doğal nedenlerden dolayı yıkıldığı bilinmektedir.

Şehrin giriş kapısı yıkılmış olup, içerisine batı yönünde açılan iki ayrı mekândan girilebilmektedir. Yeraltı şehri oldukça geniş bir alana yayılmış olup, yalnızca çok küçük bir bölümü temizlenebilmiştir. Günümüzde iki katına girilebilen şehirde geniş mekânlar, erzak depoları ve kiliseler bulunmaktadır. Bu şehrin büyük bir manastır veya askeri bir garnizon olduğu da sanılmaktadır.

Tatlarin Yeraltı Şehri girişinden kavisli bir koridordan dikdörtgen planlı bir alana ulaşılmaktadır. Girişte bulunan 1,5 m. çapında, ortası delikli olan sürgü taşı, içeriye giriş ve çıkışı kontrol etmektedir. Girişin sağındaki bir mekânda üç iskeletin bulunması, burasının bir zindan olmasını akla getirmektedir. Girişin çevresinde mutfak, kiler ve tuvaletler bulunmaktadır. Bu alanın Roma döneminde mezarlık olarak kullanıldığı sanılmaktadır.

Yeraltı şehrinin ikinci katında ahırlara yer verilmiş ve burası sütunlarla desteklenmiştir. Ambar olarak düşünülen mekânlar oldukça geniş ölçüdedir. Bu mekânlarda da havalandırma bacalarına yer verilmiştir. İçerideki ilk iki mekân bir koridorla birbirine bağlanmış olup, bu koridorda tuzaklar ve bağlantıyı kesen sürgü taşı bulunmaktadır.


Tatlarin Kilisesi:

Tatlarin kasabasının kale olarak adlandırıldığı tepesinin yamaçlarında yer alır. İki nefli iki apsisli, beşik tonozlu olan kilisenin narteksi yıkılmıştır.

Oldukça iyi korun muş olan frekslerdeki sahneler bantlarla birbirinden ayrılmıştır. Zeminde koyu gri, tasvirlerde ise mor, hardal ve kırmızı renkler kullanılmıştır.

Sahneleri: Apsiste Meryem ve Çocuk İsa, Michael ve Gabriel; Konstantin ve Helena, Başkalaşım, İsa’ nın cehenneme inişi, Kudüs’e giriş, İsa’ nın çarmıha gerilmesi ve 9 azizin yanı sıra kiliseyi yaptıran kişinin portresi de yer almaktadır.