Busenin Göz Yaşları 22 Öyküsü - Derin Duygular - Ayhan Sarıkaya - Duygu Seli - Yaşam Hikayeleri - Öykü
Emine'nin Sivas Öğretmen Okulu birinci sınıfında bir öğrenim yılı neredeyse dolmak üzereydi...Ablası Buse'ye verdiği sözü yerine getirmişti.Ablası, kocaya satılmadan önceleri Amasya'da gecekondularında yaptığı sohbetlerinden birinde,

"-Senin de benim gibi Samsun hemşirelik okulunu kazanmanı istiyorum.O zaman birlikte oluruz.Sıkıntılarımıza birlikte göğüs gereriz.." dediği zaman hiç tereddüt etmeden,kendi duygularını açığa vurmuştu,

"-Hayır abla,hemşire değil,öğretmen olmak istiyorum..."Konuşması kısa ve netti.

Onun en büyük ideali ilk okul öğretmenliğiydi.Küçücük,minicik çocuklarla uğraşmak,onun tek tutkusuydu.Hiç ayrım yapmadan bütün çocukları çok seviyordu.Bu sevgiyi aşılayan da İlk öğretmeni Neriman olmuştu.Neriman öğretmen,Emine'nin olduğu gibi bütün çocukların sevgisini kazanmıştı.Herkese kendisini sevdirmiş,anne şefkatiyle kucaklamıştı,öğrencilerini.İlk okul anıları zaman zaman aklına geldikçe hemen Neriman öğretmenini anımsardı.Onun bitmeyen enerjisine hayran kalıyordu doğrusu.Yorulmak nedir bilmezdi.Öğretmenin bitmeyen enerjisine taa o zamanlar imrenirdi....İlk okul beşe kadar onunla birlikte beş yıl geçmiş,unutamadığı çok anılar edinmişti.

Hatta unutamadığı iki anısı kafasında iyice kazınmıştı.Birincisinde;ikinci sınıftayken sınıfın duvarlarında asılı duran alfabenin panolarını ters çevirip,imtihan etmeye başlamış,kendisine sıra gelince,

"-Söyle bakalım Emine kızım "M" harfi nasıl yazılır?"

Tahtada uzun süre düşünmüş olmasına rağmen bir türlü anımsayamamıştı "M"harfinin nasıl yazıldığını.Öğretmeni,sıra aralarında dolaşıyor,diğer öğrencilerin kopya vermemesi için dikkat ediyordu.Ama nasıl olduysa oldu,arka sıralarda oturan,diğer öğrencilerin yaşlarına göre daha büyük olan Hikmet isimli öğrenci,gerekli kopyayı parmaklarını "M" harfi şeklinde oynatarak vermiş,kendisi de tebeşirle karatahtaya yazmıştı.Uzun bir bekleme süresinden sonra"M" harfini yazmış olması Neriman öğretmene doyurucu gelmemiş,ikna olmamıştı.Öğretmeni,yanına gelip,

"-Söyle bakalım Emine kızım,kopyayı sana hangi arkadaşın verdi?"

"-Hayır,öğretmenim kendim yazdım."

Neriman öğretmen,yaptığı ısrarlar üzerine gerçeği Emine'ye söylettirmişti sonunda.Kendisine kızmamıştı ama kopyayı veren Hikmet arkadaşının yanına giderek gerekli uyarıyı yapmıştı.

"-Bir daha böyle bir şey yapma çocuğum.Herkes kendi işini kendisi yapmaya çalışsın,tamam mı?.."

"-Tamam öğretmenim..."

Neriman öğretmeninin güzel tarafı bu özelliğiydi.Çocuklara öfkelense dahi belli etmemeye çalışır,içine atardı.

Neriman öğretmen, taa o çocukluk yıllarından Emine'ye idol oluşturmuş,ileriki yaşlarda "öğretmen" olmak tutkusunu belleğine yerleştirmişti.
Zaten ablası Buse'nin,

"-Hemşirelik okulunu kazanırsan,birlikte oluruz." Sözlerine hiç düşünmeden tepki vermesi,Neriman öğretmeninden kaynaklanıyordu.

"-Hayır,ben öğretmen olmak istiyorum..."

Emine,Sivas Öğretmen Okulundaki arkadaşlarıyla kısa zamanda kaynaştı.Onlarla güzel diyaloglar kurarak kendisini sevdirmesini bildi.Arkadaşlarının hepsi de çevre illerden gelmiş mazbut ailelerin çocuklarıydı.Bölgesel olarak aynı örf ve adetleri paylaştıkları için uyum konusunda en ufak bir anlaşmazlık çıkmıyordu.Teneffüslerde sıra arkadaşı Hayriye ile birlikte dolaşırdı.O da Çorum'dan gelmişti.Kendisi gibi fakir bir ailenin çocuğuydu.Zaman zaman bunu söylemekten çekinmez;ailesinin yoksulluğundan gocunmazdı.Çekinmediği bir konu daha vardı,Hayriye'nin.Alevi olduklarını söylerdi.Emine de "Biz de sunniyiz,ama aramızda hiçbir farklılık göremiyorum.." diye ona takılırdı.Sonra da farklılıklarının birlikteliklerine gölge düşürmeyeceğini,hatta ilerde öğretmen olarak Anadolu'nun değişik yerlerinde göreve başladıklarında; bu toplumun kanayan yarasını, pozitif olarak halka işleyeceklerine söz bile vermişlerdi...

Emine, okulda sosyal yönden de aktif bir öğrenciydi.Birinci sınıfın ikinci döneminde tiyatro ve halk oyunlarına yazılmış,bu iki dalda gerekli çalışmalara başlamıştı bile.

Tiyatroda Namık Kemal'in Vatan Yahut Silistre oyununda Zekiye'yi üstlenmişti.Zekiye'nin sevgilisi rolündeki İslam bey'in rolünü ise ikinci sınıflardan Tugay almıştı.Tugay ile Emine'nin birbirlerinden haberleri olmadığı gibi hiç görüşmemişlerdi.Tugay,ikinci sınıfta,Emine ise birinci sınıftaydı.Vatan Yahut Silistre oyununda rol alan öğrenciler,tamamen tiyatro bölümünün gönüllü öğrencileriydi.

Silistre,Bulgaristan sınırları içerisinde,Tuna ırmağı kıyısında olup 1856 yılına kadar Osmanlının hakimiyeti altında kalmış, fakat o tarihte Kırım Savaşıyla birlikte Rusların hakimiyetine girince Silistre kalesini kurtarmak için yapılan savaşa katılan gönüllülerin içerisinde İslam bey ve Zekiye'nin aşkı anlatılıyordu...

Tugay ve Emine,Vatan Yahut Silistre'yi tamamen okumuşlar,ellerindeki kendilerine ait metni ezberlemeye çalışıyorlardı.

Tugay,karşılıklı konuşma anına kadar Emine'ye fazla dikkat etmemişti.Birinci perdede kalenin içerisinde yaralanıp da Zekiye'nin kollarına kendisini bıraktığında olan olmuştu işte.Kollarında bayılmış numarası yapmıştı ama göz kapaklarının altından Zekiye rolündeki kızı süzüyordu.Bir anda şimşekler çaktı beyninde.

"Aman Allah'ım,nasıl da Buse'ye benziyor.Sanki o.Kirpikler,yüzünün tombulluğu,dudaklarının hafif etli olması.."

Zekiye rolündeki Emine ise hala farkında değildi;İslam rolünü oynayan Tugay'ın beyninde şakırdayan şimşeklerin neleri çağrıştırdığını...

Emine rolünün gereğini yerine getirmek için kendinden geçmişti adeta...

Tugay'ın ise ilk aklına gelenler Amasya'daki papatya pastanesinde başlayan ve orada nihayete ermiş görünen büyük,ölümsüz aşkı Buse'nin şekliydi.Şu anda adeta hayali karşısında duruyordu,hem de canlı olarak...

Tugay'ın gayri ihtiyari dudaklarının arasından "Buse" çıkmış olsa da Emine hala kendi rolünü layıkıyla yapmanın telaşındaydı.

"-İslam sevgilim!..Ben Zekiye'yim,Buse değil."

Emine,Buse'nin ablasının adını çağrıştırdığının bile farkında değildi.
Tugay da ise küllenmeye doğru giden aşkı yeniden alevlenmişti adeta...


Ayhan Sarıkaya

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 372
favori
like
share