İnsanın yaratılışında, nefsin istekleri, arzuları bulunmaktadır. Bu sebeple insan, malı, parayı sever ve kendisinde gadab, intikam, kibir gibi sıfatlar görünmeye başlar. Nefis, kötülükler deposu olarak yaratılmıştır. Nefsine tabi olan, kendini beğenir, üstün görür, egoist olur. İnsanın kendini beğenmesi, herkesten üstün görmesi kibirdir. Kişi, kendini başkasından üstün görmekle, kalbi rahat eder. Kişinin kendini ve ibadetlerini beğenmesine, üstün bilmesine de ucub denmektedir. Böyle kimseler, bencil, egoist olurlar. Kibir ve ucub, insana yaratanını yani Allahü teâlâyı unutturur. Hadis-i şerifte; (Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse Cennete girmez) buyurulmuştur.

Kibriya, büyüklük, Allahü teâlânın sıfatlarındandır ve Ona mahsustur. İnsan, nefsini ne kadar aşağılarsa, Allahü teâlâ indindeki kıymeti o kadar yükselir. Kendine kıymet verenin, Allahü teâlâ katında kıymeti olmaz. Hadid suresinin 23. âyet-i kerimesinde mealen; (Allahın size verdiği nimetlerle şımarmayınız! Kaybettiğiniz maldan ötürü üzülmeyiniz! Allah, kendini beğenen kibirli kimseleri sevmez) buyurulmaktadır.

Ömer bin Abdülaziz hazretleri, hutbe okurken kalbine ucub yani kendini beğenmek hali gelirse hutbeyi yarıda keser, yazı yazarken olursa o kağıdı yırtar ve; "Allah'ım nefsimin şerrinden sana sığınırım" buyururdu.

İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki:
"Kalb meleklere mahsus bir evdir. Gadab, şehvet, hased, kibir gibi kötü sıfatlar, uluyan köpek gibidirler. Köpeklerin bulunduğu yere melekler girmez. Hadis-i şerifte, (Köpek ve resim bulunan eve melekler girmez) buyuruldu. Bu hadis-i şerifteki evin kalb olduğunu ve köpeğin de, kötü huylar demek olduğunu söylemiyorum. Açık manalarına inanmakla beraber, yukarıdaki manaları da ilave ediyorum."

Malik bin Enes hazretleri, kibirli ve kendini beğenen kimselerden hoşlanmaz ve; "Bir kimse kendini övmeye başlarsa, değeri düşer" buyururdu.

Cüneyd-i Bağdadi hazretlerinin talebelerinden biri, şeytanın vesvesesine aldanıp benlik ve gurura kapılır. "Artık ben kemale geldim. Sohbete devam etmeme lüzum kalmadı" diyerek kendi başına bir yere çekilir. Bir gece rüyasında, bağlık bahçelik içinde çok lezzetli yemekler yediğini görür. Bu rüyayı hakikat zannedip, kibri daha da artar ve bu halini arkadaşlarına da anlatır. Onlar da Cüneyd-i Bağdadi hazretlerine arz ederler.

Talebeyi şeytanın aldattığını anlayan Cüneyd-i Bağdadi hazretleri ona; (Seni bu gece yine götürürlerse, oraya vardığında üç defa La havle oku) buyurur. Hakikaten onu rüyasında yine götürürler. O kimse, emri hatırlar ve üç defa La havle okur. Gördüklerini ve kendisinde hasıl olan hallerin hepsini unutur. Bir anda kendisini pislik ve çöplük içerisinde bulur. Uyandığında gördüklerini hatırlar ve içine düştüğü hatayı anlar. Pişman olup tövbe eder ve sohbetlere devam eder.

Bunun üzerine Cüneyd-i Bağdadi hazretleri; "Herkese kamil, olgun bir rehber lazımdır. Aksi halde insan, şeytana tabi olup onun oyuncağı ve kulu olur" buyurur.

Ebu Ali Dekkak hazretlerine birisi gelerek, din büyüklerinin sohbetinde bulunmanın faydasını sorar. Cevabında; "Bunda iki fayda vardır. Birincisi; eğer o kimse ilme talib olmuşsa, sohbetin bereketiyle ilmi artar. İkinci faydası; eğer sohbette bulunan kimsenin kalbinde benlik ve gurur varsa, o duygular yok olup, ilmi ve edebi artar" buyurur.

Ebu Bekir Vasıti hazretleri; "Korku ve ümit, kul itaat halini bırakıp benlik sevdasına düşmesin diye, nefsi bağlayan iki yulardır" buyurmuştur.

Netice olarak Allahü teâlâ, dinleri, bozuk âdetleri, çirkin modaları kaldırmak, nefsin benlik, egoizm gibi çılgınlıklarını yatıştırmak için göndermiştir. İyi kul, sahibinin yaptıklarından razı olan, onları beğenen kuldur. Kendi isteklerini beğenen kimse, kendine kuldur. Din büyüklerinin buyurduğu gibi:
"İslamiyet, insandaki egoizmi, bencilliği ve mala olan sevgisini yıkmak, yok etmek için gelmiştir."

Osman Ünlü

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 315
favori
like
share