[FONT="Arial Narrow"]


Düşen bir yağmur damlası, bu dünyaya doğru yolculuğa çıkarken, bilmiyordu son kez evinden ayrılacağını. Gitmeliyim, gökyüzünden yere düşmeliyim, yeryüzüne inmeliyim diyordu.

Sıkılmıştı bulutların arasında. Uzun zamandır gökyüzü mavi, hava güneşliydi. Bulut arkadaşları vardı ara sıra yanında: ama o inmeliydi, düşmeliydi yere.

Merak ediyordu yeryüzünü, ağlayan insanların gözlerinden akan gözyaşları gibi olmak istiyordu. Uzun zamandır yağmur yağmamıştı. Çoğu arkadaşları, bulutların birbirine çarptığı anlarda düşmüşlerdi yeryüzüne bir yağmur damlası olarak. Onları yeryüzüne düşerken görüyor ve özeniyordu. yağmur damlası düşler kuruyordu. Ah! Bir gün bende yere düşsem, o gözyaşlarından biri olsam diyordu. Yeni umutlar besliyordu.

Bekliyordu, ama bir türlü yağmur yağmıyordu. cezp ediyordu yeryüzü onu. Arkadaşlarının bir nehire, toprağa, çiçeğe ve insanın üzerine düştüğünü görüyor, sıkıldığı bu durumdan kurtulmak, özgür olmak istiyordu. Kendini bulutların arasında hapsolmuş, özgür hissetmiyordu.

Bekledi, günlerce bekledi. Bir gün gökyüzünü kara bulutlar kapladı. Arkadaşlarından korktu. Aydınlığa, güneşe alışmıştı. Bulutlar gökyüzünün maviliğini tamamıyla kapatmıştı. Rüzgarın yardımıyla bulut arkadaşları hızla onun yanından ayrılıp yere düşüyorlardı. İçini bir hüzün kaplamıştı sevinçle birlikte. Yeryüzüne inme vakti geldiğini anlamıştı. Seviniyordu. Yere düşmenin ve evinden ayrılmanın iyi bir şey olduğunu sanıyordu.

Birden şimşekler çarpmaya, o gri karanlık havayı aydınlatmaya başladı. Korktu bizim yağmur damlası. Çakan şimşeklerin sesleri onu korkutmuştu. Bir an önce inmeliyim yere diyordu. Yanına doğru kocaman gri bir bulut hızla gelmeye başladı; ve bir anda yaşadığı bulut evi, o gri bulutla çarpıştı. Ve bizim yağmur damlası arkadaşlarıyla birlikte hızla yere düşüyordu.

O yeryüzüne toprağın üzerine düşmek istiyordu. Fakat, hızla esen rüzgar onu bir denize düşürüverdi. Bizim yağmur damlası için artık uzun yeni bir yolculuk başlamıştı, uçsuz bucaksız okyanuslara doğru. Yağmur damlası toprağa düşmediği için üzüldü. O toprağa düşüp yeni bir fidana can vermenin hayalini, düşlerini kuruyordu.

Mevsimler değişmişti. Gökyüzündeyken sıkıldığı güneş yüzünü bir türlü göstermiyordu. Yağmur Damalsı okyanusta hızla akıyor bir çok ülkenin kıyılarından geçiyor, istediğine bir türlü ulaşamıyordu. Pişman olmaya başladı küçük yağmur damlası. Okyanusta yolculuk yaptığı sıralarda kar, fırtınalar, tayfunlar ve büyük yolcu gemileri eşlik ediyordu ona. Ama, bir türlü istediğini bulamıyordu. Özgür olacağını hissetmişti, ama özgür değildi.

Okyanusta sabit duramıyordu. Oysa gökyüzündeyken bir evi, arkadaşları ve sabit yaşamı vardı. Evini özlemişti. Okyanusta hızla giderken hep gökyüzüne bakıyor, eski yaşamına nasıl geri dönebileceğinin hayalini kuruyordu.

Yavaş yavaş mevsimler değişmeye, güneş yüzünü bulutların arasından göstermeye başladı. Sevindi bizim küçük yağmur damlası. O istemediği güneş, ona göz kırpıyordu ve yüreğine bir sıcaklık veriyordu. İçinde bir pişmanlık başladı. Mutsuz ve özgür olmadığını sandığı bulut evinde mutlu olduğunu, okyanusta bir damlayken anlamıştı. Gökyüzündeki evine dönmek için fırsatlar arıyordu.

Bir gün en sevmediği güneş, onun bulut evine tekrar geri dönebilmesine yardımcı oldu. Güneş en yakıcı, kavurucu yerindeyken buharlaşıp gökyüzündeki bulut evine geri döndü.

Şimdi çok mutluydu. Eski dostlarıyla birlikte yeni arkadaşları da olmuştu. Ve böylece bizim küçük yağmur damlası, fazla özgürlüğün ne kadar da zararlı olabileceğini, esas özgürlüğün ve mutluluğun bulunduğu yerde, onun içinde olduğunu yaşayarak anlamıştı.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 559
favori
like
share