[FONT="Arial Narrow"]



Kavak ağaçlarının çok olduğu bir derenin kenarında, bir kavak ağacı varmış. Diğer kavak ağaçlarıyla birlikte arkadaşlık dostluk yaparlarmış. Gece ve gündüz birbirleriyle konuşurlar, dertleşirlermiş. Hep beraber mutlu mesut bir hayatları varmış. Yağmura rüzgara karşı dayanırlarmış.

Bu kavak ağaçlarının bulunduğu alana zaman zaman oduncular, görevliler gelir. Geldiklerinde bu kavak ağaçlarından istedikleri boyutta, istedikleri kadar keserlermiş. Bizim kavak ağacıda hep üzülürmüş. Arkadaşları teker teker kesilince, hep üzüntü duyarmış.

Kavak ağaçları oduncular ne zaman gelip bizleri de kesecekler diye hep korkarlar, endişe duyarlarmış. Kestikleri kavak ağaçlarından elde ettikleri kütükleri, tomrukları maden ocaklarına götürdüklerini oduncuların ağaçları keserken yaptıkları konuşmalardan duyarlarmış. İçlerinden bazıları işe yarayacağız diye avunurlarmış. Bazıları da bulundukları bu ortamdan ayrılacakları için üzülüyorlarmış.

Bizim kavak ağacını da oduncular zaman zaman gelip bakıyorlar. Fakat cılız ve büyümemiş olduğu için daha sonra keseriz düşüncesiyle ileri bir zamana erteliyorlarmış. Bizim kavak ağacıda büyümemek için elinden geleni yapıyormuş. Fakat bir gün oduncular yine gelmiş. Bizim kavak ağacına tekrar bakmışlar. Ve bunun büyümeye niyeti yok. En iyisi biz bunu da kesip götürelim. Nasıl olsa başka bir işe yarar. Masa, sandalye olur diye düşünmüşler.

Ve, bir balta vurup onu yere düşürmüşler. Bizim kavak ağacı çok korkmuş. Üzülmüş, ağlamış. Arkadaşlarından ayrılmak ona çok zor gelmiş. Ama, çaresizmiş. Oduncular bizim kavak ağacını kamyonetlerine yükleyip uzaklaşmışlar. Bizim kavak ağacı yolda giderken yaşadığı yeri, arkadaşlarını şimdiden çok özlemiş. Yol boyunca hep ağlamış. Ta ki kereste fabrikasına gidene kadar.

Bizim kavak ağacını, diğer kavak ağaçlarıyla birlikte budaklarından temizleyip biçmişler. Düz bir direk haline getirmişler. Sonra, başka görevliler gelip bizim kavak ağacıyla birlikte direk haline gelmiş başka kavak ağaçlarını da alıp, bilmedikleri yabancı bir yere doğru götürmüşler. Bu görevliler yol boyunca dağları aşarak belirli mesafelerle, hep birer birer bu direkleri dikmişler.

Sıra bizim kavak ağacına gelmiş. Bizim kavak ağacını, şehirlerarası karayolunun geçtiği etrafı çiçeklerle dolu bir tepeye dikmişler. Yeni arkadaşları gibi, onunda üzerine teller bağlamışlar. Ve bizim kavak ağacı, çaresiz boynu bükük yeni yerine alışmaya çalışmış. Kendini avutmak için kendi kendine “ Bir yeşillikteydim. Dalı budağı olan bir ağaçtım. Yanımdan dere akardı. Arkadaşlarım vardı. Rüzgarda yapraklarım sallanırdı. Çok mutluydum orada. Tıpkı direk olmuş diğer ağaçlar gibi.

Ama şimdi yalnız bir telgraf, telefon direği oldum. Ve, insanların konuşmalarını dinledikçe onların mutlu olmalarını duyuyorum. Böylece yalnız gecelerde, günlerde kendimi bu düşüncelerle avutuyorum. Ben, artık buralarda yalnız bir telgraf direğiyim diyerek yeni yaşamına başlamış.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 4555
favori
like
share