Soğuktu, eylül kapının arkasındaydı. Parmaklarını birbirine sıkıca geçirmiş, bekliyordu diğer tarafa geçeceği zamanı. Kapının arkasında uzun zamandır bekliyordu, kapının önde olduğunun farkında olmadan. Kendini nedense arkada bırakılmış hissediyordu. Ellerini birbirine tutuşturması da bundandı belki. Korkunun içlerinde hoyratça gezdiği, ama satacağı hiçbir endişesi olmadığından cesaret gösteren aptal askerler gibiydi. Gözlerinin yeşilinde sakladığı bir tutam özgürlük, sinsi bir endişe gibi kahverengiye çalıyordu gözyaşlarını. Toprağın özü ve doğanın yanı başındaki ıssızlık! Elleri birbirine sımsıkı bağlı, gözleri yaşından yaşlı, cesur bir aptallık abidesiydi âdeta, ıssızdı birazdan toprağa verim olacak kapının arkasındaki kan kadar...

Biliyordu, annesi şimdi... düşünce suçunu engelledi bir anda. Kapının diğer tarafında olanlar onu ilgilendirmezdi. Zihnine kelepçeler taktı, perdeleri çekti özgür düşüncelerine, yakalayıp kafese tıktı tüm geçiş yollarını. Olduğu yerde, kaldığı yerde... kapının altından sızan kanı gördü. Neden yapıyordu bunu annesi?

Bir sonbahar gecesine attı onu düşünceleri, kelepçeler, perdeler, kafesler... hepsi bir anda dağıldı. Düşünceleri ve bağlacıyla düşlere tutundu. Sevgiden geriye kalan ön sevişmesiz bir birleşmenin tadı damağında uzanıyordu yatakta, çırılçıplaktı. Orgazm sonrası yakılan bir sigaradan tüten duman gibi yığılmıştı yatağa. Sesi kulaklarında bir sevişme, damağındaki tadın hemen altında ıslak öpücüklerin lekesi, yanında... bir yabancı. Yılların tanıştırdığı, birbirine anlattığı iki yaşamın aynasıydı yabancı. Onun da kendisine bir yabancıymışçasına baktığını hissetti. Kendine yabancılaşan insanların, birbirlerin yakınlaşmasını uman umut tacirlerine gösterilmesi gereken bir sahnenin fotoğrafını çekti zihni. Fotoğrafı cebine koyduktan sonra yataktan kalkıp giyindi.

Evin kapısını ona hiçbir şey söylemeden kapatıp apartmanın merdivenlerinden indi. Dış kapıyı usulca aralayarak dışarı baktı. Bu küçük şehrin geceleri tekin olmayan sokaklarına yürüyüp sabahı karşılamak istediğinden emin değildi. Herhangi olağan bir sevişme sonrası çırılçıplak uyuyabilirdi. Oysa bu gece bambaşka bir hisle buz gibi olmuştu teni. Bir fotoğraf daha çekti zihni... fotoğrafı cebine koydu, diğerinin yanına ve denize doğru yürümeye başladı.

Serin mevsim rüzgârı iliklerine kadar işlerken kumsalın denize en yakın, ama bir türlü dalgaların ulaşamadığı o noktasına oturdu. Birinci fotoğrafı çıkarttı cebinden, hemen arkasından ikincisini de çıkarttı. İkisini yan yana getirip incelemeye başladı. İşte zihni tam bu anda üçüncü fotoğrafı çekti...

Düşünceleri bir anda düşlerin bağlacından kurtuldu. Kapının önünde duruyordu, ceplerini yokladı. Bugüne kadar yan yana getirmediği, getiremediği üç fotoğrafı birden çıkartıp baktı. İşte o anda annesinin neden kapının öbür tarafında olduğunu ve ne yaptığını, neden yaptığını anladı.

Kapıyı tıklattı,

“Anne, girebilir miyim?” diye sordu. Annesi birkaç saniye sonra yanıtladı:

“Gel hadi...”

Kapıyı açıp içeri geçti. Annesi kapının hemen yanı başına yığılmıştı. İçindeki çocuğu öldürmüş bir kadın gibi güçlü duruyordu yine de.

“Kan kaybın fazla mı?” diye sordu annesine.

“Evet....” dedi kadın. Sonra da göz kapaklarını yavaşça gözlerine serdi. Kızı ona doğru yanaştı ve koluna girip ayağa kalkmasına yardım etti. Kan kaybı devam ediyordu, bir intihar gibiydi yaptığı... ya kendine ihanet ediyordu şimdi ya da ihanetinin bedelini ödetiyordu kendine. Annesini yatağa yatırdı ve banyoya giderek bir bez ve kova aldı. Kana bulaşan ellerini beze sildikten sonra kovayla bezi kapının öbür tarafına taşıdı. Yerdeki kanı, kirlenmiş aşkları temizledi bezle... kovada yıkadı bezi, tekrar sildi yerleri. Bezi, kovaya bıraktı ve:

“Temizlenecek bir şey kaldı mı?” diye mırıldandı. Annesi yorgun sesiyle:

“Bu kadar soğuk... ve anlayışlı karşılayışına inan ki şaşırıyorum.” dedi. Gülümsedi küçük kadın,

“Anlıyorum anne... şimdi biraz dinlenmelisin...” dedi.

Alper İlhan

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 348
favori
like
share