[FONT="Arial Narrow"]Arlanma, utanma, terbiye, ahlak ve nezaket anlamlarına gelen hayâ en önemli ve en değerli insani haslet ve meziyetlerdendir Hayâdan mahrum olanlar arsız, utanmaz, sıkılmaz, edepsiz, terbiyesiz, ahlaksız gibi kötü vasıflarla tavsif edilirler,

Kötü söz ve davranışlara karşı insanı frenleyen, onu daima ahlaki ve insani bir çerçeve içinde tutan duygu utanma duygusudur Bu duygudan mahrum olanları gerçek anlamda insani ve ahlaki çizgiye getirebilecek hiçbir güç yoktur Edep ve hayâ duygusu aslında insan fıtratında var olan asil bir duygudur İnanç ve eğitimle bu duygu gelişir, böylece insan kemale erer

Hayâ ile hayat arasında kopmaz bir bağ vardır Kalbin hayatı hayâ iledir Toplumsal hayatı da ayakta tutan edep ve hayâdır Rabbi tarafından en güzel şekilde terbiye edilmiş ve insanlığa hayâ ve edep misali olarak sunulmuş olan Hz Peygamber: “Hayâ imandandır” (Buhari, Edep, 77) buyurmuş ve İslam ahlakını hayâ olarak özetlemiştir “Her dinin kendine has bir ahlakı vardır İslam’ın ahlakı da hayâdır” (İbn Mace, Zühd, 17)

İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli haslet edep ve hayâdır Hayvanlarda utanma duygusu olmadığı için insanlarca ayıp ve kötü sayılan fiilleri aşikâr olarak işlerler Bundan dolayı da bir vicdan azabı ve pişmanlık hissetmezler Ayıbı ortaya çıkınca yüzü kızaran yegâne varlık insandır Hayâ sahibi insan işlediği günahtan ötürü önce Allah’tan utanır ayrıca insanlara karşı da mahcubiyet duyar

İnsana has damar ar damarıdır Arsız insanlara ar damarı çatlamış derler Bu damarı çatlamış olanların tedavisi çok zordur Atalarımız “kadını er değil ar zapteder” demişler; ar herkes için zinettir Fakat kadınlara daha fazla yakışan bir zinettir Hayâsız insandan her fenalık beklenir Hayâ timsali Hz Peygamber bu durumu şöyle ifade etmişlerdir: “Utanmazsan dilediğini yap” (Buhari, İman, 16) Allah Resulü burada, utanmayan insanın her fenalığı yapabileceğine işaret etmektedir

İnsanın günah işlemekten utanacağı birinci varlık Yüce Allah’tır Zira Ondan gizlenebilecek hiçbir şey yoktur Zira “Nerede olursanız O sizinle beraberdir” (Hadîd,4) Allah’tan utanma, Onun razı olmadığı söz ve davranışlardan uzak durmak ve her an Onun gözetimi altında olduğumuzu hissetmekle olur Hz Peygamber (sav) şöyle buyurmuşlar: “Allah’a karşı olabildiğince hayâlı davranın Allah’a karşı edepli olan kimse kafasını ve kafasındaki organları, midesini ve midesinin kapsadıklarını kontrol altına alsın” (Müsned, 1/387)

Hayâ sahibi olmak çirkinliklere karşı tavır almak, kötülüklerden rahatsız olmak, ahlaka aykırı söz ve davranışların aleniyet kazanmasından tedirginlik duymaktır Bu anlamda Allah da hayâ sahibidir Günahların görülmemesi için onları örtmek ister Hz Peygamber (sav) şöyle buyurmuşlardır: “Allah çok hayâ sahibidir Günahları örter ve hayâyı sever” (Nesâî, Gusl,7) Allah’ın ahlakıyla ahlaklanan Peygamberimiz de hayâ timsaliydi Onun hayâsını Ebû Said el-Hudrî şöyle anlatıyor: “Allah Resulü, örtünme çağına girmiş bir kızdan daha utangaçtı Hoşlanmadığı bir şey gördüğünde bunu yüzüne bakınca anlardık” (Buhari, Edep, 72) Efendimiz, kötü rüyanın anlatılmasını bile istemezdi İnsanların özel hallerinin, özellikle de aile mahremiyetlerinin dışa aktarılması edebe ve insan haklarına aykırıdır Bu bağlamda Allah Resulü şöyle buyurmuşlardır: “Kıyamet gününde Allah Teâlâ’ya göre en fena insan, karısıyla mahremiyetini paylaştıktan sonra onun sırrını ifşa eden kimsedir” (Müslim, Nikah,123)

Hz Peygamberin terbiyesinde yetişen ashab-ı kiram da hayâ timsali kişilerdi Hz Osman (ra) bunların başında gelir O, Hz Peygamberin yanına girdiğinde Efendimiz kendine çekidüzen verirdi Bunun sebebi sorulduğunda “kendisinden meleklerin bile hayâ duyduğu bir kimseden ben neden hayâ duymayayım?” buyurmuşlardır (Müslim, Fazâilü’s-Sahâbe, 36)

Hayâ her türlü kötülük ve tehlikelere karşı manevi bir sigortadır Bu sigortadan mahrum olanlar daima felaketlerle karşı karşıya kalırlar Allah Resulü hayâsızlığın tehlikesini şöyle belirtmişlerdir: “Allah bir kulu helak etmek isterse ondan utanma duygusunu soyar alır” (İbn Mace, Fiten,28) Efendimizin ifadelerine göre hayâ sadece hayır getirir Zaten hayâ tamamıyla hayırdır

Hayânın zafiyet, hayâsızlığın meziyet sayıldığı günümüz dünyası kendini ne kadar medeni sayarsa saysın edep ve hayâya değer vermedikçe kendi değerini düşürecektir Müstehcenliğin, pervasızlığın, utanmazlığın pazarlandığı basın-yayın hayatı toplumun kalitesini ortaya koymakta, çürümenin, çözülmenin, kokuşmanın boyutlarını gözler önüne sermektedir

Fert ve toplum hayatından günahları büsbütün kaldırmak mümkün değildir Korkunç olan, utanılması ve gizlenmesi gereken söz ve davranışların meziyet gibi türlü reklam ve yaldızlarla pazarlanmasıdır Hastalığını fark eden tedavi için çare arar fakat hastalığı sağlık gibi gören, şuursuzca ölüme koşar Hayâsızlık bütün manevi hastalıkların başıdır Bütün değerleri yakan bir ateştir Sosyal ve ekonomik hayatta görülen yolsuzluklar birer utanmazlık örneğidir Allah’tan korkan, kullardan utananlar utanç verici davranışlardan uzak dururlar


Mehmet Akif merhum toplumun ahlaki çürüyüşünü şu mısralarıyla çok çarpıcı şekilde dile getirmiştir:

Hayâ sıyrılmış, inmiş: Öyle yüzsüzlük ki her yerde

Ne çirkin yüzler örtermiş meğer bir incecik perde!

Vefâ yok ahde hürmet hiç, emânet lâfz-ı bî-medlûl;

Yalan râic, hıyânet mültezem her yerde, hak mechûl

Yürekler merhametsiz, duygular süflî, emeller hâr;

Nazarlardan taşan ma'nâ ibâdullâhı istihkâr

Değerlerin değersizleştirildiği bir dünyada utanmazlık prim yapar Utanmazların hakim olduğu hayâsız bir hayat haddi zatında ölüm demektir Bu, manevi ölüm olduğu kadar aynı zamanda maddi ölümdür Asrımız adeta cinayet asrıdır En çok insan bu asırda öldürülmüş ve halen de öldürülmektedir Cinayet şebekelerinin kalkıp da insan haklarından bahsetmeleri düpedüz yüzsüzlük ve hayâsızlıktır Çevreyi kirletenler dünyayı yaşanmaz hale getirenlerin sermayesi utanmazlıktır Ahlaki değerlere savaş açan, edepsizlikleri çağdaşlık olarak gören cahil, kimliksiz ve kişiliksizleri milli şairimiz Mehmet Akif şöyle tanımlamaktadır:

Şarka bakmaz, Garbı bilmez, görgüden yok vâyesi,
Bir kızarmaz yüz yaşarmaz göz bütün sermayesi

İnsanı insanlık çizgisinde tutan ar, hayâ, edep, terbiye, vicdan, merhamet sevgi, fedakârlık gibi değerler aşınıp kaybolursa insanlar canavarlaşır Canavarlar sadece kendi canları için başka canlara vahşice kıyarlar, acımazlar, vicdan azabı çekmezler Teknolojinin müthiş gücünü kullanan canavarlaşmış insanları hizaya getirebilecek fazla bir imkan yoktur Bütün mesele, insanların insanî değerlerle donatılıp gerçek insan olarak yetiştirilmeleridir Herkes hata yapabilir Mühim olan hatanın, hayâsızlığın tabiileştirilmemesi, kötülüğün daima kötülük olarak görülmesidir

Günahları aleni işleyenlere fâsık denir Bunlar ar damarları çatlamış kimselerdir Bir bakıma kötülüğü pazarlayan, propagandasını yapan, toplumun reaksiyonunu törpüleyen, fenalıkların gelişmesine fidelik hazırlayanlar bunlardır Bunlar dışlanacakları yerde alkışlanıp baş tacı edilirlerse toplum kendi ipini çekiyor, cümbüş ve festival havasında ve farkında olmadan intihar ediyor demektir

Netice olarak diyoruz ki; hayâ hayattır İnsanî değerlerin korunmasında manevi bir sigortadır Kötülüklere karşı reaksiyon demek olan hayâ duygusunu aşındırmak toplumun temellerini aşındırmaktır İnsanî ve ahlakî temeller ne kadar sağlam olursa toplum da manevi zelzelelere karşı o derece mukavemetli olur Sözlerimizi Akifimizin şu beytiyle bitirelim:

Göster Allah'ım, bu millet kurtulur, tek mucize,

Bir utanma hissi ver gâib hazinenden bize


Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 522
favori
like
share