Burası cennetten bir yer gibiydi. Bu güzelliğe bakarken, birden arkamda birinin beni gözlediğini fark ettim. Geriye dönüp bakıp bakmak arasında bir tereddütten sonra, aniden döndüm. Karşımda, küçük, kısa boylu, uzun kukuletası olan ve belinde kalın tokalı kemeri, ayaklarında çizmeleri olan birini gördüm. Bu sefer, bu küçük adam kaçmadı. Bana doğru bakıp gülümsüyordu. Beni buraya kadar takip eden sesin, bu kişiye ait olduğunu anladım. Ve, bana doğru yavaş yavaş gelmeye başladı. Benim gibi oda ürkek davranıyordu adımlarında. Ama, yüzündeki gülümseme kaybolmamıştı. Bana elini uzatarak, herhalde tutmamı istiyordu diye düşündüm. Ürkek bir şekilde bana gülen bu küçük boylu adamın, elini tuttum. Elini tuttuğum anda - Hoş geldin küçük kız. Madem buraya kadar korkusuzca gelmeye cesaret ettin. Seni ailemle, yaşadığım yerle ve dostlarımla tanıştırayım. Çünkü burası sihirli bir yer ve burayı kimse bilmiyor. Burayı ilk keşfeden sensin dedi.
Benim adım, Caine, senin adın ne küçük kız dedi bana. Adım, Claire dedim. Elimden tutarak, beni bu tepeden aşağıya yaşadığı yere doğru götürdü. Hiç korkmuyordum, artık. Bu küçük adam, kimdi merak ediyordum. Ve beni nereye götürmek istiyordu. Bu arada yürümeye devam ederken, tepeden gördüğüm o cennet gibi yere ayak basmıştım. Çok güzeldi. Farkına vardığımda çok değişik bitki ve ağaçlar vardı. Ağaçlarda kovuklar vardı. O kovuklar pırıl pırıl parlıyorlardı. Birden bire, bu küçük ama; sevimli köyün insanları etrafımızda beliriverdiler. İnanamıyordum. Hepsi birbirinin aynısı gibiydiler. Elbiseleri ve kıyafetleri çok renkliydi. Çok hoşuma gitmişti. Bana dikkatle, korkarak ve ürkek bir şekilde bakıyorlardı. Caine, köy halkına seslenerek bakın bir misafirimiz var dedi. Adı - Claire. Buraya tesadüfen bulmuş dedi. Bu küçük boylu insanlar şaşırıp kalmıştı. Ben onlardan biraz büyüktüm. Hepsi benim boyuma bakıyorlardı. Daha önce onlardan, daha büyük bir kimse görmedikleri bakışlarından belli oluyordu.

Caine, tekrar elimden tutarak, evine doğru götürdü beni. Evin kapısından eşi ve çocukları olduğunu tahmin ettiğim küçük insanlar çıktı. Ve bize doğru dönerek hoş geldiniz dediler. Beni Caine ailesiyle tanıştırdı. Caine nin bir kızı, bir oğlu vardı. Ama, boy olarak o kadar küçüktüler ki. Bu benim, daha da şaşırmama sebep oldu. Beni evlerinin içerisine davet ettiler. Tereddütüm vardı. Bu küçük eve sığıp sığmama konusunda. Eve, çocuk olduğum için zor da olsa sığdım. Eşyaları da onlar gibi küçük, değişik, fakat sevimliydiler. Caine nin çocukları, yanıma gelip oturdular. Şaşkın gözlerle bana bakıyorlardı. Ama,çocukluğun verdiği temiz duygularla, benimle benim dilimden konuşmaya başladılar. İsimlerimizi öğrendikten sonra, buraya niçin geldiğimi ve nasıl bulduğumu sordular. Onlara açıklamasını yaptım. Caine nin eşi, bu arada hepimiz için, küçük kurabiyeler ve bir o kadar da küçük fincanlarda içecek ikram etti. Hoşuma gitmişti. Ama, hala şaşkınlığım devam ediyordu. Caine nin eşi, sevimli bir bayandı. Yüzüme gülümseyerek, ışıl ışıl gözlerle bakıyordu. Çünkü ben bir çocuktum. O da bir anneydi. Boyum çocuklarından ve kendinden büyükte olsa bir çocuktum. Bunun farkındaydı. Ve kendi çocuklarını sever gibi, bana şevkat gösteriyordu. Mutlu olmuştum.

Caine, konuşmalarımızı bitirmemizi isteyip bana; yaşadığı küçük köyü ve dostlarını tanıştırmayı düşündüğünü söyledi. Biraz sonra, Caine nin çocuklarıyla birlikte, bu şirin evden ayrılarak, dışarı o muhteşem yeşilliklerin içine çıktık. Köyünü gezdirmeye başladı. Yol boyunca, köy halkının çoğu bize meraklı bakışlarla eşlik ediyordu. Hepsinin yüzünde bir gülümseme vardı. Etrafım da daha önce gördüğüm çiçekleri, o muhteşem parlayan ağaçları, hayvanları gördüm. Parlayan ağaçlara dikkatlice baktığımı görünce Caine, orada sincapların yaşadığını ve parlayan şeylerinde, değişik taşlar olduğunu söyledi. Bu taşlardan bir tane alarak, bana verdi. Verirken de, bizi hatırlamak istediğin zamanlarda bu taşa bak. Parlayacaktır. Her parladığı anda, sana iyi dileklerimizi sunduğumuzu düşün ve sakın kimseye gösterme diye söyledi.

Biraz daha dolaştıktan sonra eşine, çocuklarına ve köy halkına veda edip, tekrar görüşmek umuduyla Caine beni, geldiğimiz yerlerden geçirerek yolcu etti. Dışarı çıktığım an, bana gülümseyerek ve el sallayarak girişi kapatmaya başlamıştı. Ve ben geriye dönüp baktığım zaman, o sihirli yer diye bir şey kalmamıştı. Bu arada ben, uykudan uyanıp kendimi evimde ve yatağımda bulmuştum. Şaşırdım. Açık olan penceremden, gökyüzündeki parlayan yıldızlara bakarak, bu bir rüyamıydı, gerçek miydi diye düşünürken, birden avucumdaki Caine nin bana verdiği taşı gördüm. Sımsıkı tutuyordum. Bu yaşadığım olayı ve taşı kimseye söylemeyecektim. Ve o taşa zaman zaman bakıp, onları hatırlayacaktım. Ne zaman başım sıkışsa, taşı elime alıp, bakarken bir yerlerde birilerinin bana iyi dileklerini sunduğunu ve düşler ülkesinin hep var olduğunu düşünecektim. Siz ne dersiniz okuyucular, belki de bir yerlerde, böyle bir saklı cennet vardır. Kim bilebilir? Ne dersiniz okuyucular?

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 390
favori
like
share