Bugünde kendimi anlamak ve keşfetmek adına, şehir kütüphanesine gittim. Kütüphanede bulunan kitapların bana vermiş olduğu kokuyu çocukluğumdan beridir severim. Kütüphaneler gizemlidir. Farklı, yaşanmamış duygular barındırır benim için. Bu duyguları yaşamak için kitaplar arasında, bana verdikleri kokuyla birlikte, kütüphanede bir yolculuğa çıkarım.

Yıllardır orada bulunan kitapların anlattıkları hikayelerden, onları alıp okuyan insanların gerçek yaşam hikayelerini sentezlerim ruhumda. Farklı bir boyuta, geçmişe, farklı bir dünyaya açılan kapılardır, yıllardır kütüphaneler benim için.

Tek tek tahta raflara dizilmiş kitapların hikayelerini dinlemek için, ince uzun koridorların arasında gezerken, bu hikayeleri içime sindire sindire yaşarım. Geçmiş, gizem kokan kitapların kokularıyla bir roman kahramanı, bazen de bir yazar olurum.

İşte ! Böyle günlerden birini yaşıyorum. Bir anda Sadun Boro’nun “Pupa Yelken” isimli gezi kitabında Kısmet Yelkenlisiyle dünya turuna çıkıyorum. Yanımda Miço adlı kedimle birlikte. Okyanusları, birçok boğazları aşıp, Süveyş Kanalından geçiyorum. Eskiden tanıdığım, eskimeyen dostlarıma tekrar merhaba diyorum.

Biraz ileride Edmund G Love’in yazdığı “OnTatlı Serseri” adlı kitabının serserileriyle birlikte, aşevlerindeki kuyruğa girerek bir tas çorba alıyorum. Bunca yoksulun içerisinden bir tas çorbayı alabildiğim için, kendimi şanslı hissediyorum. Sonra, serseri arkadaşlarımla birlikte arka sokaklarda geziyorum ve terk edilmiş harabe binalarda bir geceyi daha sokaklarda geçiriyorum. Bazen, çamaşırlarımın içine, göğsüme ve sırtıma üşümemek için gazete kağıtları koyuyorum. Ve, serseri arkadaşlarımdan ayrıldıktan sonra;

Bir başka hikaye de Mehmet Rauf’un “Eylül” adlı romanındaki kadın kahraman oluveriyorum. Yaşanmamış bir aşkın peşine düşüyorum.

Sonra, Kerime Nadir’in “Ormandan Yapraklar” adlı eserinde, Benan adlı erkek karakter oluveriyorum. Ve, bir inat uğruna sevdiğim insandan ayrılıp, sevmediğim bir kadınla evleniyorum.

Bu hikayenin hüznünden sıyrılıp, bir başka hikayeye yolculuk yapıyorum. Bir anda Ernest Hemingway’in “Akıntı Adaları” adlı eserindeki baş erkek kahraman olup, başka şehirden, beni ziyarete gelecek olan oğullarımı bekliyor. Aynı zamanda da balık tutup, balıkçılarla arkadaş oluyorum.

Biraz sonra, bu romandan çıkıp, Oscar Lewis’in “La Vida” (İşte Hayat) adlı Porto Rico’daki sefaleti, fakirliği anlatan kitabın içerisinde, sefaleti ve fakirliği yaşayan bir çocuk oluyorum. Ve bir aileye evlatlık veriliyorum.

Bir anda Joseph Archibald Cronin’in “Şahika” adlı eserinde genç bir doktorum. Eşimle birlikte başarıdan başarıya koşuyorum ve insanlara yardım ediyorum.

Buradan ayrıldıktan sonra, Susan Howatch’ın “Kıyıdaki Dalgalar” romanında, kıskanç arkadaşlardan biri olup, bir arkadaşımızı gelgit olan kumsalda bağlayıp, sulara gömülmesi için bırakıyorum. Bu romandaki kıskançlığı yaşadıktan sonra,

Victoria Holt’un “ Bin Fenerli Ev” romanında yaşlı ve huysuz bir beyefendiye bakan bir genç kız oluyorum. En sonunda onunla evlenip, uzak doğuya Hong Kong’a gidiyorum. Oranın adetlerini öğreniyorum. Ve eskiden beni seven ve sevdiğini sandığım kişiler arasında, eşimi kaybettikten sonra bocalıyorum.

Bir anda günümüz tarihine yakın kitaplardan Marlo Morgan’ın “Bir Çift Yürek” isimli kitabında Avustralya’ya yolculuk yapıyor ve oradaki Aborjin’leri tanıyarak, onlarla bir hayat yaşıyorum.

Galiba ben, biraz nostaljiğim. Geçmişi ve eskimeyen kitapları seviyorum. Kütüphanede kitaplar arasında gezinirken bir huzur buluyorum. Hissediyorum bu huzuru içimde. Bu yüzden genizlerime kadar hikaye kokan kitaplarla, arkadaşlığımı yıllardır sürdürüyorum..

Yazan : Melodi AKÇAY

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 474
favori
like
share