İnternetin yaygınlaşması, kapasite ve hızının artması, beraberinde kullanıcısının artmasını da sağladı. Şimdiki yarış bu imkânları en iyi şekilde kullanmak. En cazip hedefse Web TV...

İnternet bağlantısını kullanarak televizyon yayınları izlemek yeni bir teknoloji değil. Aksine geçmişi neredeyse web'in popülerleşmeye başladığı zamana kadar gidiyor. İlk ciddi girişim 1995'te Microsoft, MSN TV kod adıyla başlatılmıştı. Kayda geçen ilk web TV yayınıysa 1999 yılında fakir ülkelerde interneti yaygınlaştırmayı amaçlayan NetAid kampanyasıyla olmuştu. Netaid.org adresinden yayımlanan yardım konserini o tarihte 2.4 milyon internet kullanıcısı izlemişti.
Ne var ki bağlantı hızının ve altyapı kapasitesinin yetersizliği yüzünden web televizyonu yakın zamana kadar bilgisayar ekranına gelecek pul kadar bir görüntünün saatlerce yüklenmesini beklemek anlamına geliyordu. Oysa bugün kimi ülkelerde internet hattı üstünden DVD kalitesine yakın yüzlerce televizyon kanalı ve isteğe bağlı filmi bilgisayar; hatta televizyon ekranından izlemek mümkün.
ABD, Avrupa ve Uzakdoğu'da genişbant (broadband) internet erişiminde 30 Mbps (Saniyede 30 megabit) sınırına ulaştı. Teknik olarak 4 Mbps hızında DVD kalitesine yayın aktarılabildiği düşünülünce bu kapasitenin görüntü aktarma için fazlasıyla yeterli olduğu ortada.

Kontrol kullanıcıya geçiyor

Web TV teknolojisi canlı yayınları durdurup istendiği zaman devam ettirebilme, yayını geri alıp tekrar izleyebilme, yayınla ilgili zenginleştirilmiş ek içerik alma ve en önemlisi istenen yayını herhangi bir zamanda izleyebilme (video on demand/VoD) gibi benzersiz özellikler sunuyor. Özellikle VoD'ye geleceğin yayın teknolojisi olarak bakılıyor. Uzaktan kumandada bir tuşa basarak karşınıza çıkacak olan listeden istediğiniz programı ya da filmi satın alıp izlemeyi mümkün kılan teknoloji aynı zamanda podcast sistemine benzer şekilde sevdiğiniz programlara abone olmanızı ve otomatik olarak kaydedebilmenizi de sağlıyor.

Elbette yeni nesil yayıncılığın tek adresi televizyon ve bilgisayar ekranları değil. Her geçen gün daha yetenekli hale gelen iPod benzeri sayısal müzikçalarlar ve cep telefonları da web'e bağlı yayınların kapsama alanı içinde yer alıyor.

İnternetten video yükleme alanındaki en kitlesel adım video oynatma yeteneği kazanan beşinci nesil iPod için Apple'ın iTunes altında açtığı bölüm oldu. Şu ana kadar 850 milyondan fazla şarkı satmayı başaran iTunes sistemi geçtiğimiz sene 2 milyon şarkı ve 9 bin sesli kitap arşivine 2 binden fazla müzik videosu ve Lost, Desperate Housewives gibi popüler dizilerin de bulunduğu içeriği ekledi. Önce şüpheyle bakılan bu girişimde Apple ilk 15 günde 1 milyon, 3 ayda 3 milyon video satarak yeni bir sayfayı açtı.

Sayısal dünyanın en belirleyici markası Google da geçtiğimiz yıl deneme sürümüne başladığı video arama sayfasında web'de sayfalar arasına dağılmış videoları kaydetmekle meşguldu. Geçtiğimiz haftaysa Google aralarında CBS, NBA, Sony BMG gibi dev markaların yer aldığı bir dizi içerik ortağıyla ücretli görüntü de satmaya başladı (video.google.com).

iTunes ile karşılaştırıldığında Google Video oldukça basit bir arayüze sahip. Tamamen web üstünden kullanılabilen sistemde istendiği takdirde satın alınan videolar bilgisayara da kaydedilebiliyor. Ancak alınacak içerik hakkında çok az bilgi verilmesi şu anki en büyük eksiklik. Elbette ülkelere göre dağıtım engeli Google'da da var. Örneğin Türkiye'den bağlanınca telif hakları sebebiyle müzik klipleri dışında bir şey satın alınamıyor. Ancak yine de yüz binlerce ücretsiz video kataloğuyla Google Video internetteki en geniş video kaynaklarından biri.

Britanya kökenli uydu platformu Sky da yine geçtiğimiz hafta en az iki ücretli kanala abone olan üyelerinin tek tıklamayla ücretsiz olarak izlemeye başlayabileceği 200 filmlik VoD arşivini hizmete soktu. Firmanın sene sonuna kadar hedefi film sayısını 1000 adede çıkarmak.

Beğeniler: 1
Favoriler: 0
İzlenmeler: 279
favori
like
share