Onları verdim Emel... Bir kız çocuğuna verdim...

Dün verdim... Saç tokalarımı... Papatyalı saç tokalarımı...
Senin saçından çıkarıp bana taktığın papatyalı saç tokalarını dün küçük bir kıza verdim Emel...

Çok istedim... O da çok istedi biliyorum...
Gözlerini, sesini, heyecanını görmeliydin Emel...
Gözlerimi, sesimi, heyecanımı görmeliydin Emel...
Bana hediye edilen bir şeyi başkasına vermemem gerektiğini biliyorum...
Hiç mi istisnası olmaz ki bunun? Olsa da olmasa da yaptım işte, affet beni ne olur...

Yemek yenen bir mekanın oyun bölümünde oynarken beni görünce birden durdu, ellerini arkasında birleştirdi, gülümsedi ve "tokalarınız ne kadar güzel" dedi. Gözlerim gözlerindeyken ellerimle buldum saçımda papatyalı tokalarımı çıkartıp uzattım, ellerini çözdü, tokaları avucuna aldı, baktı ve hemen geri verdi.

"Alabilirsin" dedim, "alırsan çok mutlu olurum, al hadi" . "Anne babama sormalıyım" dedi. Doğru ya çocuklar yabancılardan bir şey almamalı. "Sor o zaman" dedim, "sor hemen".

Koşarak gitti tokalarla birlikte. Konuşma çok uzun sürdü ya da bana mı öyle geldi ne...

Ben arada annesinin de beni göreceği şekilde boynumu uzatarak baktım o yöne, işte benim o yabancı der gibi, yabancı değilim der gibi, ben de çocuğum der gibi, ben de papatyalı saç tokalarını çok severim der gibi baktım...

Yanakları gittikçe kızardı annesine nefes almadan anlatırken. Heyecanla bekledim, umudumu yitirir gibi olduğum anlar da olmadı değil hani. Anne kız dönüp bana baktılar, gülümsedim. Koşarak geldi yanıma kıpkırmızı yanaklarıyla. "Ailem alabileceğimi söyledi" dedi. "Oh!" dedim, nihayet...

"Çok teşekkür ederim" dedi, "çok sevindim" dedim. Sonra aniden bana sarıldı... Durup durup sarıldık. Sonra uzunca bir süre hiç kıpırdamadan birbirimize gülümsedik. Gözlerimizle gülümsedik, gülümsedik. Güzeller güzeli saçlarına taktım, papatyalı saç tokalarını...

Ben gittikçe küçüldüm. Önce genç kız, sonra sekiz yaşında bir kız oldum. Ellerimi arkamda birleştirdim. Benim de yanaklarım kızardı.

O an biz döndük, başka çocuklar da geldiler, onlar da döndüler...
Papatyalı saç tokası olmayanlar, kanser tedavisi gördüğü için saçı olmayanlar, arkasında açlıktan ölmesi için akbaba bekleyenler, Toros yaylalarında, bir şehirliye küçücük parmaklarıyla süzülmemiş bal ikram edenler, onikisinde everilenler, kan davasında ölenler, tecavüze uğrayanlar, bir ailenin bir çocuğu olanlar, bir ailenin kırkıncı çocuğu olanlar, okula gitmesi gereken saatte fabrikada olanlar, misketler, çelik çomaklar, topaçlar, sek sek taşları, beştaşlar ve papatyalı tokalar etrafımızda döndü durdu.

Burada bana ilk kez yabancı bir çocuk sarılıyordu. Burada başkasının çocuğunun başı okşanmıyordu. Burada bakıcısı olduğu başkasının çocuğuna boğazına kaçan cismin neden olacağı ölümden kurtarmak için Heimlich manevrası yaparken çocuğun kafatasını çatladığı gerekçesiyle bir Türkiyeli bakıcı ömür boyu elektronik hapse mahkum oluyordu...

Burada her şeye rağmen, tüm uzaklığa rağmen, tüm yabancılığa rağmen iki küçük kız çocuğu sıkıca sarılabiliyordu...

Onları verdim Emel... Bir kız çocuğuna verdim...
Dün verdim... Saç tokalarımı... Papatyalı saç tokalarımı...
Senin saçından çıkarıp bana taktığın papatyalı saç tokalarını dün küçük bir kıza verdim Emel...
Çok istedim... O da çok istedi biliyorum...
Gözlerini, sesini, heyecanını görmeliydin Emel...
Gözlerimi, sesimi, heyecanımı görmeliydin Emel...
Bana hediye edilen bir şeyi başkasına vermemem gerektiğini biliyorum...
Hiç mi istisnası olmaz ki bunun? Olsa da olmasa da yaptım işte, affet beni ne olur...

Esra Balaban

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1171
favori
like
share