Bir Anda - Can Sarıkaya - Hikaye

Nasıl bu kadar aptal olabilirdi ki insan. Bu güzelim yaz yağmurunu nasıl boka çevirebilirdi? Elindeki fırsat o kadar büyüktü ki bunu başaramaması gibi bir ihtimali yoktu. Ama yine de işi eline yüzüne bulaştırmıştı.

Saatine bakarken bu olanları düşünüyordu. Ama pek fazla zamanı da yoktu. O an için gerçekten rüyada olmak istedi. Buna kâbus da diyebilirdi. Hiç sevmezdi rüyalarını ama onların pek sevimsiz olması umurunda değildi. Şimdi bir kabustaysa buna yine de şükredecekti. Ama şansı ona ne zaman gülmüştü ki?
Sirenlerin sesleri yakınlaştıkça kaçış opsiyonlarını düşünecek kadar zamanı olmadığını anladı. Cesede baktı, sonra da saatine. Bir daha cesede baktığında parayı alıp almamaya karar vermeye çalıştı. Para lazımdı esasında. Ama yakalanırsa katilin o olduğunun anlaşılması kesindi. Gerçi güneşin doğuşuna birkaç dakika varken kim bu az da olsa yağmurun altında dolaşırdı ki? Her türlü yakalanacaktı. Ama teslim olmayacaktı. Katilin o olduğunu anlamaları pek de uzun sürmezdi. Ama yine de uğraşacaktı.

Cesedi banyoya sürükledi. Banyonun ışığını açmadığı için ayağını kapıya çarpmıştı. Bağırdı. Ama bu ışığı yakmaktan daha akıllıcaydı. Çünkü bu vadide polisin gelmesine daha beş dakika vardı, sesin duyulması imkânsızdı. Tabii bu iyimser bir tahmindi. Ama zaman daralıyordu. Silahına susturucu takmayı akıl edememesi bu sonuçları doğurmuştu. Aşk hayatı gibi iş hayatı da boka sarıyordu. Kendisine yemin etti; polisi arayan komşuyu mutlaka gafil avlayacaktı, işte o zaman kafasına sıkacaktı, susturucuyla…

Şimdi dışarı çıkma vaktiydi. Merdivenlerden indi. Kanı temizleme ihtiyacı duymadı. Zaten vakti de yoktu. Kapıyı açmaya yeltendi. Kapı kilitli değildi. İşte o anda küfür etmeye başladı içinden. Sonra mırıldanmaya başladı. Pencereden zorlayacağına kapıdan girmeyi deneseydi şimdiye çoktan evinin yolunu yarılamış olurdu. Silahını kullanmasına gerek kalmadan, daha çok şey alarak. Belki nakit alması daha iyiydi ama kapıdan girseydi ilk katta daha pahalı eşyaları alabilecekti. Üstelik cinayet işlemeden ve yakalanma korkusu olmadan.
Kendi yaptığı hataya rağmen bu orta yaşlı adamı öldürdüğüne pek pişman olmamaya başladı. Çünkü çirkin bir insandı. Bunu hak ettiğini düşündü. Ve her şeyden önemlisi, bu adam aptaldı. Onun bu kadar aptal olabileceğini tahmin etmeyerek kendisinin de ne kadar aptal olduğunu anladı.

Kapıdan çıkarken hemen arkasını sağa döndü. Çünkü arayanın yandaki binadan olması gerekiyordu. Hem eşkalini saklamak hem de kaçış yolunun görülmesini engellemek için düz koştu. Sonra sola, binanın arkasına döndü. Buradan ancak ormana kaçabilirdi. Ama biraz çabalarsa yola çıkabilirdi. Duvara doğru koştu, sol elini tepeye koydu, sonra da tek bir hamleyle yukarı çıktı.

Eşkalini korumuş olabilirdi belki ama kaçış yolunu büyük bir ihtimalle belli etmişti. Ormana dalınca korkmaya başladı. İşte o an, gecenin en kötü anıydı. Ama gece de bitmişti artık, güneş doğuyordu. Müezzinin ezanı okumaya başlamasıyla irkildi. Nedendir bilinmez işte o zaman Allah korkusunu iliklerinde hissetti. Buna şaşırdı. Kendisinden beklemediği bir hareketti. Ama işler her zamanki gibi değildi o gece. Veya gündüz…

Ormanda koşarken garip garip hayvanlara denk geldi. İyice korkmaya başlamıştı. Böyle hayvanların olduğunu yeni öğrenmişti. Normalde olsa bunu öğrendiğine sevinirdi ama şimdi sırası değildi, işler iyice çığırından çıkmıştı. Televizyonda Discovery Channel izlemek gibi değildi.

Polisin bağırış çığırışlarını duyuyordu. Galiba peşinden geliyorlardı. Ama yola çıkmasına çok az kalmıştı. Dayanmalıydı. Belki de elindeki silah ilk kez adam gibi bir işe yarayacaktı. Belki yoldan bir araba geçerdi de onu durdururdu.
Ama öyle olmadı. Bir anda zaman yavaşlamaya başladı. Arkadan boğuk boğuk sesler geliyordu. Önünde de bazı gölgeler hareket halindeydi. Ön taraftan, sağdan bir ses duydu. Başta anlamamıştı. Sonra sağ göğsünde bir sıcaklık hissetti. Sonra bedenini bir şok dalgası salladı. Ama yürümeye devam ediyordu. Daha doğrusu ileri doğru hareket etmeye. Bir anda bir şeyin farkına vardı; dünya dönüyordu. Ya da yer ona doğru geliyor da olabilirdi. Ama anladı bir anda; yere düşüyordu. Sonra sol yanağı yerle temas edince bir rahatlama geldi bedenine. Sanki uykusunun en derin yerindeydi. En mutlu rüyasını görüyordu, belki rüyasında çok güzel bir kadınla beraber oluyordu. Ama en son sağ ayağı da yere çarpınca zaman bir anda hızlandı. Her şey kararmaya başladı. Ama güneşin her yeri aydınlatıyor olması gerekirdi. Bu nasıl olmuştu? Her yer karanlık olunca bir şeyi fark etti. Duyduğu garip sesi bu gece de duymuştu.

Bunu anladığında şaşırdı. Sonra banyoda incelemesi yapılan adam gibi bir ifade takındı. Ama yine de huzurlu değildi. Hiç de değildi. Bu huzursuzluk polisler için de geçerliydi. Amirlerine yazdıkları raporlarda bunu da belirttiler.

Can Sarıkaya

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 465
favori
like
share