Bir gün Nemrud'un emriyle koca bir ateş yakıldı. O kadar büyük bir ateş yakıldı ki, alevleri surların üzerine çıkıyordu. Tüm şehir yoğun duman altında yitmiş, gündüz vakti, akşamın alaca karasına bulanmıştı.

Nemrut, tanrılığını tasdik etmeyen Hazret-i İbrahim'i bu ateşe atıp cezalandıracaktı.
"Benden başka Rab varsa, gelsin Rabbin seni kurtarsın" diye alay ediyordu.

Melekler bile ateşin ürkütücülüğünden etkilenip telâşlanmış, ALLAH'a müracaat etmişlerdi:

"Ey Rabbimiz! Bu topluluk içinde Seni bilen, Seni tanıyan, sadece Sana ibadet eden İbrahim de yanıp ölürse, Sana yönelen kimse kalmaz. Emret, şu kavmi yok edip İbrahim'i kurtaralım."

Cenab-ı ALLAH buyurdu ki:

"Onun halini biz daha iyi biliriz. Ona biz yardım edeceğiz."

Mancınıklar hazırlandı. Hazret-i İbrahim'i mancınıkla ateşe fırlatacaklardı, çünkü ateş çevresine öyle bir ısı yayıyordu ki, yanına yaklaşan kızarıyordu.

Hazret-i İbrahim'i mancınığa yerleştirdiler.

Nemrut salını salını yanına gitti:

"Seni kurtarmamı ister misin?"

Hazret-i İbrahim hep yaptığı gibi, ALLAH'a inancını haykırdı:

"Bana Rabbim yeter, O ne güzel vekildir!"

Nemrud'un öfkesi katlandı. Bir insan ölümle yüz yüze geldiği anda bile nasıl böyle sakin, böyle pervasız olabilirdi?

Yenildiğini anladı. Oysa maddî her şey elindeydi: şan, şöhret, servet, asker; her şey. Bir emriyle ordular harekete geçer, gösterdiği hedefi yerle bir ederlerdi. Bu durumda kendisini galip hissetmesi gerekiyordu. Fakat ne tuhaf: Mağlup hissediyordu. Yüreğindeki inançtan başka, elinde-avucunda maddî hiçbir şeyi olmayan İbrahim'e yenikti.

Düşündükçe nefreti ve öfkesi arttı.

"Fırlatın!" diye emretti.

Mancınığı tutan ipleri kestiler. Hazret-i İbrahim hızla fırladı. Döne döne gitti, gitti, Nemrut ateşinin tam ortasına düştü.Herkes sevinç çığlıkları atmak zorundaydı. Yürekleri yananlar bile korkudan sevinç çığlıkları attılar.

O anda ateşe hüküm geldi:

"Ey ateş, yakma! İbrahim için soğuk ve selâmetli ol."

Nemrut ateşi yedi gün aralıksız yandı.

Hazret-i İbrahim yedi gün Nemrut ateşinin içinde yaşadı, ama yanmadı. Her şeye hüküm geçiren ALLAH, ateşe de hükmünü geçirmiş, "yakma" deyince, ateş, yakmaz olmuştu.

Alevler ancak yedi günde söndü, dumanlar dağıldı. Ne görsünler, Hazret-i İbrahim ateşin ortasında oturmuş, ALLAH'ına dua ve şükürle meşgul.

Donakaldılar. Ayakları şaşkınlıktan birbirine dolaşarak Nemrud'a koştular.

"İbrahim sağ, her şeyi yakan ateş onu yakmadı."

Nemrut, adamlarının getirdiği habere inanamadı. Hayal gördüklerini düşündü. Surlara çıktı, ateşe doğru baktı.
Gördüğü manzara karşısında dehşete düşmüştü:

"Olamaz, imkânsız!" diye bağırdı.

Tekrar tekrar baktı. Gözlerini ovuştura ovuştu ra baktı. Gördüğü ne serap, ne rüya, ne de hayaldi. Hazret-i İbrahim Nemrut ateşinin ortasında oturuyor, Rabbine zikrediyor, şükrediyordu. Demek ki, o bir peygamberdi.
Evet, ama bunu halkına söyleyemezdi. Söyleyiverse itibardan düşecek, büyük ihtimalle tacını, tahtını kaybedecekti. Gerçeği kabullenmek yerine iftiraya saptı:

"O bir büyücüdür" dedi, "belki de bir kâhindir, onunla fazla uğraşmaya gelmez."Adamlarını alıp sarayına kapandı. Bir daha da Hazret-i İbrahim'le mü'minlere dokunmadı. Gör düğü apaçık mucize karşısında artık o da korkuyordu.

Yedi gün sonra, Hazret-i İbrahim ateşten çıkıp kendisine inananlarla buluştu. Dedi ki:

"Hayatımın en güzel günlerini ateşin içinde yaşadım."

Anladılar ki, ALLAH isterse, yakan ateşler yakmaz olur, ALLAH isterse tüm zahmetler rahmete, musibetler saadete döner.

Hazret-i İbrahim irşadlarını sürdürdü...

Nemrut mu? Hazret-i İbrahim'den çok daha güçsüz bir yaratığa, bir sivrisineğe yenildi. Öldü gitti.

Fakat Nemrut ateşi, maalesef, asırlar boyu sönmedi.

Herkes Hz. İbrahim olamazdı: Kimi İbrahim'ler Nemrut ateşlerinde yandı.

Binlerce İbrahim her gün yanıyor.

Bir yanda uyuşturucu bataklığı...Öte yanda içki alışkanlığı...

Bir yanda bar-gece kulübü salgını...Öte yanda kumar iptilâsı...Saymaya devam edebiliriz.

Televizyon kanallarının evlerimizi her gün ve gece kirleten yayınları... Gençlere flört tavsiyesi tavsiyesi..Nikâhsız beraberliği teşvik...Kan ve şiddete yönlendirme... Sözde sanatçıların rol olarak oynadıkları sahte hayatlardan yaldızlı kesitler sunmak suretiyle gençleri aile ortamından koparma çabaları...Cinsi sapıklığın envâi çeşidini telkinle özendirme...

"Moda" ve "özgürlük" adı altında çıplaklığı teşvik...Yayıncılık görüntüsüyle müstehcenlik...İnsanı ahlâk ve vicdan plânında koruduğu bilinen dinî inançların etkisini kırma...

Kısacası, tüm olumsuzluklar toplumumuzda cirit atıyor. Bunların her biri tek başına bir Nemrut ateşi! Binlerce Nemrut ateşi, her gün yakacak İbrahim'ler arıyor. Binlerce Nemrut ateşinde her gün binlerce İbrahim yanıyor!

Her çocuk aslında bir potansiyel İbrahim olarak doğar. Her çocuk bir yürek seferi olarak gelir dünyaya...
Dünya, İbrahim'le Nemrut arası tercihlerin yapıldığı yerin adıdır. Her gün karar vereceksiniz. Her gün ya İbrahim olup Hakk'ı bulacaksınız, ya da Nemrut'laşıp İbrahim'leri ateşe atacaksınız!

Ama unutmayın: Nemrut ateşine attıklarınızın biri de kendi çocuğunuz olabilir. Cehâletimiz ayrı ateş... İhmallerimiz ayrı ateş...Öfkelerimiz ayrı ateş... Sevgisizliğimiz ayrı ateş...Nefretlerimiz ayrı ateş... şiddete meylimiz ayrı ateş...Maddeciliğimiz ayrı ateş...Umursamazlığımız ayrı ateş..

Etrafımızda kıvılcımlar uçuşuyor... Kıvılcım lardan biri de keşke yüreğimize düşüp, yüreğimizi ateşlese!..Yüreğimiz hep böyle çorak kalacağına, bari tutuşup yansa! Belki "pişkin" olmak yerine "pişmeyi” öğrenirdik. "Hamdım, "Yandım, "Piştim" diyebilmek ne saadet! Yunus Emre, bu yüzden, mes'ut olmalı. Hamdı, yandı, pişti; kendi imtihanını verip ebedî vuslata ulaştı.

Bizim sınav maratonumuz ise sürüyor. Oysa, öğrencilik yıllarımızda, okulun bitmesiyle birlikte sınav maratonunun da biteceğini zannederdik...

Hoş şimdiki gençler de öyle zannediyor. Hayat, bir anlamda, tekrarlanan hatalar zinciri! Ve hayat, her gün değişik sorular, sorunlar ve sorumluluklarla birlikte gelen yeni bir sınav maratonu...
Dünya zaten büyük bir "imtihan salonu." Ya kazanacaksınız, ya kaybedeceksiniz. Ama bazı kazanımlar gerçekte "kayıp", bazı kayıplar ise gerçekte "kazanım" olabiliyor.

Hayat dikkat ister. Dedik ya, her çocuk bir İbrahim olarak doğar. Marifet İbrahim olarak doğmak değil, hayat boyu İbrahim kalabilmek.

Yavuz BAHADIROĞLU,Tefekkür Dergisi

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 285
favori
like
share
kul34 Tarih: 07.10.2009 10:43
ALLAH RAZI OLSUN