Yalnız İnsanlar - İsa Avcı - Hikayeler - Hikaye - Yaşam Hikayeleri

İşten döndüğümde bir haftadır yanımda kalan ev arkadaşımı iki eliyle başını sıkıca bastırmış vaziyette yer yatağında yatarken buldum.Omuzuna dokunduğumda kanlanmış gözleriyle bana bakarak:
-başım çok ağrıyor dedi.
-kalk seni hemen doktora götüreyim dedim.
Kırılgan,kısık sesi sanki bir kuyunun derinliklerinden gelir gibiydi:
-lüzum yok dedi.
Fazla üstelemedim.Başından geçen olayları biliyordum.Karısından ayrılmış,evini terk etmiş,beş parasız bir halde sokakta kalmıştı.Değil özel eşyaları elbiselerini dahi alamamıştı.Koca bir karton sigarayı iki günde bitirmişti.Küllük niyetine kullandığı renkli fincan tabakları ağzına kadar izmaritle doluydu.Baş ucundaki uyku ilacının boş kabı devrik bir haldeydi.
-dur sana ıhlamur kaynatayım dedim hem limon da var.
Seslenmedi.Mutfağa geçip ocağa suyu sürerken,kendi yaşadığım olayları düşündüm:
“bir zamanlar bende tıpkı arkadaşım gibi işsiz ve beş parasız sokakta kalmıştım.Yardıma ihtiyacım vardı. Konuşacak,dertleşecek,halden anlayacak dostlara ihtiyacım vardı.Günlerimin çoğu yatakta geçer,bedenimle birlikte beynim de uyuşurdu.Kahvehanelere gider yoğun duman tabakası altında buruş buruş olmuş gazete sayfalarını reklam ve ilanlar dahil okurdum,yarım kalmış bulmaca karelerini tamamlardım.Bir gece başım feci şekilde ağrımıştı.Kalkıp hastaneye gitmiş ve yaklaşık bir saatte bekleme salonunda kıvranarak beklemiş ve nihayet doktor beni muayene odasına almıştı.Bana neyin var diye sormuştu.Doktorun ses tonu belki yüksekti belki ben yabancılık psikolojisi içinde doktorun bana bağırdığını düşünmüştüm.
-kapa çeneni demiştim doktora kapa çeneni de dinle…ve tüm hayat hikayemi yarı Almanca yarı Türkçe kelimelerle baştan sona anlatmış,anlatırken de yanaklarımdan aşağı süzülen yaşlara hakim olamamış ve çocuklar gibi hüngür hüngür ağlamıştım.Doktor ise konuşmalarımdan bir şey anlamadığı halde meseleyi kavramış ve hikayemi sessizce dinledikten sonra eliyle işaret ederek-yat bakalım şöyle deyip yatıştırıcı bir iğne yapmış,koluma serum takarak odayı terk etmişti.
Plastik hortumdan akan damlacıklar kanıma yavaş yavaş karışırken gözlerim kararmış,parlak ve renkli noktacıklar havada uçuşuyordu.Şuurumu kaybederken ölümü düşünmüştüm. Vakit gece yarısını çoktan geçti,şimdi şuracıkta ölsen cesedine ne yaparlar acaba?Ya tıp fakültesi hastanelerinin birinde kobay olarak kullanırlar ya da sessizce kimsesizler mezarlığına defnederler.O günden sonra cebimde küçük bir kağıt parçası taşımaya başlamıştım ve kağıtta şunlar yazılıydı;herhangi kaza,ölüm ve olağanüstü hallerde lütfen aşağıda isimleri bulunan kişilere haber veriniz.

-hadi kalk ıhlamurunu iç dedim
Beli kırık bir yılan gibi hareket ederek doğrulmaya çalıştı:
-iyi ki sen varsın dedi.
-düşmez,kalkmaz bir Allah dedim,arkadaşlık böyle zamanlarda belli olur,hem insanın ne olacağı belli olmaz bugün sana yarın bana.
Bardaktan zoraki bir yudum içti,yerdeki sigara paketine uzanıp kalan son sigarayı da yaktı, boş paketi tek avucunda buruşturup diğerlerinin yanına fırlattı.
-dert etme zamanla her şey düzelir dedim.Önemli olan senin kendini bırakmaman,sabırlı ve metanetli olman.
-cadaloz karıya acımam da,çocuklarıma yanarım dedi.Şimdiden özledim canavarları.Terli kokuları misk-i amber gibi tüter durur burnumda.Yaramazlıkları gözlerimin önünden gitmez. Geceleri düşlerime girerler.Hele en ufakları yok mu,bana çekmiş kerata.
-yarın seni onlara götüreyim dedim biraz seversin onları.
Sigarasından derin bir nefes çekti,dumanını dışarıya bırakırken konuştu.
-parasız da çocuk sevilmiyor ki birader dedi.

PARA…en çok aldandığımız,en çok yanıldığımız ve en çok sevdiğimiz materyal,kağıt parçası değil miydi?Nice yiğidi namerde muhtaç eden,insanın boynunu büken,aşıklar arasına giren,kardeşleri birbirine düşüren kağıt parçası değil miydi?
-para her şey değil dedim. Çocuklar babalarını parasız da sever dedim.Çocuklar paradan ziyade sevgiye muhtaçtır dedim,hem seni karşılarında görmek onları da sevindirir dedim.
-hele yarın olsun bakalım dedi.

Duşumu alıp odama geçtim.Elimde kitap yatağıma uzanmıştım, ancak aklımın bir ucu hala arkadaşımdaydı.Odadan gelen garip seslerini işitiyordum;kah kendi kendine konuşuyor,kah türküler söylenip uzun uzun ıslık çalıyordu.Bu sırada da odalarda volta atıyordu büyük bir ihtimalle.Bazen sinirleniyor,hakaret dolu küfürler ediyor,gerçek dostluğu ayaklar altına düşünce öğrendim diyor ve öfkesini, görüntüsü sürekli gidip gelen bozuk televizyondan çıkartıyordu.Eminim ki onun bu halini karşıki apartman dairsinden seyreden komşular onu delilikle itham ederlerdi.

İnsanoğlu kendi kaderini bizatihi kendisi çiziyor ve bu kaderi yaşıyor,ve kimselerde olmuyor yanında kaderini yaşarken.Olsa bile anlamıyordu,anlasa hissetmiyordu.İnsanın başına gelenler her ne kadar iki eliyle yaptıklarından dolayı olsa da bazen yaratıcı kuluna daha dayanıklı olsun diye bir takım yükler yüklüyordu.Yaşanan acı olaylarla tecrübe sahibi oluyordu insan.Zorlaşan hayat şartlarıyla olgunlaşıyor,güç kazanıyordu.Dünyada her şey bir sebep,bir vesile…ona nasıl yardımcı olabilirim,o bana nasıl yardımcı olabilir.bu dünyada kim kime yardım edebilir.Tatlı dil, güler yüz,hoş muhabbetten başka insan insana ne verebilir ki…

Bu çileyi bizzat kendisi yaşayarak atlatacaktı.

Gözlerim kurşun gibi ağırlaşmış,bedenim adeta pelte gibi çökmüştü,ama uyumadan önce arkadaşıma bakmak istiyordum. Çoktan uyumuş ve horluyordu.Açık bıraktığı ışığı ve televizyonu kapadım.Üzerini örterken insanın hayat karşısında ne kadar aciz,zayıf ve çaresiz bir varlık olduğunu düşündüm.
İnsan bu hayatta adımlarını atarken daha dikkatli olmalı diye düşündüm.


İsa Avcı

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 422
favori
like
share