Bizim gibi kart insanların aniden yabancı bir lisan öğrenmeye kalkmaları ne demektir? Biz bunun acısını Avrupa'nın bu döviz ülkelerinde çok çektik. Derdimizi kemküm etmeden anlatacak bîr duruma gelince, Hans'ı yakaladım.

«Hans gel hele, gel!» dedim, «Sen beni bundan beş sene önce sıkıştırır, dururdun... Berlin'in Kreuzberg'indeki o banyosuz, tuvaleti dışarıda olan evlerde sizin millet nasıl oturuyor, diye. Hatırlıyor musun?»

«Tabii!» dedi Hans. «Hatırlamaz olur muyum? Halen de hayret ederim zaten.»

«Ben sordum, soruşturdum,» dedim, «o evleri, bizimkiler gelirken Türkiye'den birlikte getirmemişler... o evlerde daha önce, sizinkiler oturuyormuş. Onlar nasıl oturuyorlardı dersin?»

Hans bozulur gibi oldu,

«Çok doğru!» dedi, «Bak, hiç düşünmemiştim bunu.»

«Sen şeye de kızıyordun,» dedim, «Bizim milletin, kazandığı bütün Marklar'ı hemen Türkiye'ye yollamalarına. Öyle değil mi?»

Hans sağa sola baktı, sonra:

«E tabii!» dedi. «Yalan mı, ne kazanırsanız memleketinize yollamıyor musunuz?»

«Bizim hükümet bu paralarla, AEG ile Siemens'ten aldığı türbinlerin ücretlerini ödüyor.» dedim, «Mark bulamasalar da, bizimkiler size Türk Lirası teklif etseler, kabul eder misiniz?»

Hans bir an daldı...

«Yani, sizin gönderdiğiniz Marklar dönüp dolaşıp tekrar bize geliyorlar diyorsun, öyle mi? Yahu, çok doğru be! Bak, hiç düşünmemişim bunu.» dedi.

Ben:

«Sana bir soru, Hans!» dedim. «Pazartesi günü 1 saat, salı günü ise 4 saat araba kullansan, hangi gün kaza yapma olasılığın daha fazla olur?» Hans:

«E tabii ki salı günü.» dedi.

«Senelik izin için sen buradan erkenden kalktın mı, l günde İspanya'da oluyorsun... ama ben vatanıma varmak İçin, 4 gün yol tepiyorum, 1'e karşı 4. Ne demek istediğimi anlıyorsun, değil mi? Sen hep, Türkler kötü araba kullandıkları için Almanlar'dan daha fazla kaza yapıyorlar diye propaganda yapardın ya, hatırıma geldi de şimdi söyleyeyim dedim.»

Bu defa Hans rahatsız rahatsız kımıldadı...

«Doğrudur, doğrudur!» dedi, «Bak, hiç düşünmemiştim bunu.»

Ben gine:

«Sen bir şey daha soruyordun, ne idi ki o?» dedim.

«Hani önce soruyordun, sonra da hep kızıyordun ya! Hah, buldum! Sen hep bizim turist işçilere kızıyordun, ne işleri var burada diye! Ne işleri var olur mu, gelmiş çalışıyorlar fakirler. Çalışmak yasak mı?»

Hans atıldı:

«Yasak tabii!» dedi. «Kaçak olarak çalışmak yasak olmaz mı!»

«E, kaçak olarak işçi çalıştırmak?» diye sordum.

«O da yasak.» dedi.

«Sen kaçak işçi çalıştıran Almanlar'a hiç kızmıyordun da, oradan hatırıma geldi.» dedim.

Ellerini masaya dayayıp, kamburunu çıkarttıktan sonra:

«Haklısın!» dedi, «Bak hiç düşünmemiştim bunu.»

Kalkmaya hazırlandığını görünce:

«Gitme Hans!» dedim, «Senin Türkler'e olan merakını bildiğim için, şimdi sana sünneti de anlatacağım...

Hani bir zamanlar sorar sorar, kiki kiki gülerdin ya!»

Ama Hans sünneti dinlemedi... birasını bile bitirmeden uzaklaştı. Kapıdan çıkarken, birahanenin sahibine:

«Bu Türkler de biraz lisan öğrenince, çekilmez oluyorlar.» demiş.

Nedendir bilmiyorum, o akşam başımı yastığa kor komaz hemen uyumuşum.

M. Bedri Kanok

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 438
favori
like
share