Havalar soğuduğundan bu yana gözlerimi zorlukla açıyorum. Yataktan çıkıp yüzümü yıkamak, işe gitmek için hazırlanmak ölüm gibi geliyor. Hoş, ölü gibiyim bugünlerde. Güneş enerjisiyle çalışıyor olmalıyım ki kapalı havalarda hareket etmek istemiyorum.

Yanı başımda hiç durmadan çalışan saat dokuzu gösteriyordu. Evet, yine işe geç kaldım. Bu kez nasıl bir bahane uyduracağım bilemiyorum. Yolda üzerime çamur sıçradı, eve gidip üstümü değiştirdim desem inanırlar mı? Aslında her söylediğime inanabilirlerdi ama yalancı çobana döndüm. Haftanın 3 günü işe geç kalıyorum ve her defasında abuk sabuk nedenler uyduruyorum. 5 yıldır aynı işyerinde çalışmamın etkisi büyük olsa gerek.

Soğuk suyla yüzümü yıkayıp şok etkisi yaratmak istedim ama pek mümkün olmadı. Hazırlansam iyi olur diyerek dolabımın karşısına geçtim. Evet, yine giyecek hiç bir şeyim yok! Her ay maaşımın yarısıyla kıyafet alıyorum ancak nasıl oluyorsa sabahları giyecek bir şey bulamıyorum. Bu sabah defalarca kıyafet denemeye gücüm yok diyerek acil durumlar için hazır bulunan siyah kumaş pantolon ve beyaz gömlek ikilisini üzerime geçirdim.

Göz çevremde yine koyu halkalar var. Kapatıcı üreten firmalar benim sayemde asla iflas etmeyecekler. Kozmetik ürünler sayesinde ne çok kusur gizliyoruz değil mi? Kısa kirpikleri uzat, koyu halkaları beyazlat, solgun yanakları renklendir, sönük dudakları dolgunlaştır derken yapay mucizeler yaratıyoruz. Bir de hep dürüstlükten bahsederiz. Gerçek yüzümüzü çok az kişiye gösteririz ki bazen o kişilerin arasında kendimiz bile olmayız. İşe geç kalmış biri için fazla felsefe yapıyorum değil mi?

Evden çıkarken boy aynasının karşısına geçip kendime baktım. Makyajın üzerinden taşan ölü ruh, eğreti duran kıyafetlerle bir günü daha yok etmeye hazırdım! İşyerim beni bekliyordu.

İstanbul’da yaşayıp işe gitmek için trafik sorunuyla karşılaşmayan nadir insanlardanım. Evim, Cihangir’de. İşyerim Sıraselviler’de. Zamanın uzunluğuna göre 15 dakikada; derinliğine göre 15 saatte ulaşabiliyorum. Semerkant’ı okumuş muydunuz? Zamanın uzunluğuyla beraber derinliği olduğundan bahsediyordu. Derinliğini yaşayınca inanmaya başladım.

Sonunda ofisin kapısındayım. Burada sevdiğim iki şey var. Birincisi yüksek tavanlar ikincisi kendime ait bir odam olması. Geçmiş zamanlarda burada sevdiğim iki şey daha vardı ama gittiler.

Genel müdürümüze görünmeden odama doğru sıvıştım. Bilgisayarımı açıp, kahve siparişimi veriyordum ki telefonum çaldı.

- Feraye Hanım, odama gelir misiniz?

Alıntı

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 276
favori
like
share
Sylar Tarih: 06.10.2009 20:02
?

Kovuldu mu yani...