Türkçe, 15-12 Mağlup
Türkçedeki ‘yabancılaşma’ ile birlikte tartışmalar da bitmek bilmiyor. Son tespitlere göre dilimizde 15 bin yabancı kelime bulunurken, diğer dillerde ise 12 bin Türkçe kelime var. Peki ne olacak bu Türkçenin hâli?


Türk dilinin âşıklarından Nihad Sami Banarlı, Türkçenin bir imparatorluk lisanı olduğundan hareketle, başka dillerle kelime alışverişini son derece normal karşılıyordu. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ketebe Arab’ın; kâtip, mektup bizimdir.” ifadesi de bu yaklaşımı destekliyordu. Geçen yüzyıllarda devasa bir imparatorluk coğrafyasına hükmeden Türkçe, hem binlerce kelime ihraç etti hem de binlercesini kendi potasında eriterek Türkçeleştirdi. Lakin küresel dengelerin değişmesiyle birlikte kültürde de Batı dünyasının boruları ötmeye başladığında Türkçe bambaşka bir tehlikeyle karşı karşıya geliyordu. Öte yandan 1930’lu yıllarda “dili özüne döndürme” amacıyla uygulamaya konan ‘arîleştirme’ projesi tepkileri de beraberinde getirdi. Peki Türkçemiz nasıl bir tehlike ile karşı karşıya? Dilde saflaşma gerekli mi, gereksiz mi; yoksa zararlı mı? Yabancı dillerden kelime alınmalı mı? Aksiyon bu konuda bir “mini uzman turu” yaptı.


PROBLEM, KELİME İTHALİNDE DEĞİL



1930’lu yıllardaki “Türk dilini saflaştırma” çalışmalarının olumsuzluğuna inanan ve bugün hâlâ dilde saflaşmayı savunanları eleştiren Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) Başkanı Doç. Dr. Hicabi Kırlangıç, “Dışarıdan müdahaleyle arîleştirme, tehlikelidir” görüşünde: “Yazarlar, yazdıklarında bu işlemi yaparlarsa daha iyi olur. Hatta kelime türetmekten çok yerleşik ve köklü sözcükler kullanılmalı.”


Günümüz dünyasında dil kaymasını kaçınılmaz gören yazar Yavuz Bülent Bâkiler ise Türkçenin zenginliğinin yüzyılların birikimi olduğunu söylüyor: “İlk sözlüğümüz Divan-ı Lügat-it Türk’te 8 bin kelime var. Aynı dönem Fransızca ve İngilizce 1000 civarında kelimeden ibaret. Sonra bu iki dil Latince’den aldıkları sözcüklerle zenginleşti. Aynı şey bizim için de geçerli. Bâkiler’e göre bir başka dilden kelime alınması problem değil. Asıl sıkıntı, yöntemde.


Türk Dil Kurumu Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın, Bâkiler’in görüşünü şu sözlerle destekliyor: “Dilimize uzun süre önce girmiş, edebî metinlerde, şarkılarda, türkülerde kendine yer edinmiş ve arkasında kültür meydana getirmiş kelimeler Türkçenin malıdır.” Bu anlamda ‘namaz’ kelimesi yerine ‘yükünç’ kullanmak ne kadar abes ise, ‘el’ sözcüğü dururken Arapça ‘yed’ demek de o kadar gereksiz.


Türkçe başka lisanlardan aldığı kelimeleri kendi potasında eritiyor. Station’un istasyon, scala’nın iskele hâline gelmesi bunun güzel misallerinden. Ancak son dönemde dilin bu işlevini yerine getirdiğini söylemek zor. Bu da Türkçeyi daha önce hiç olmadığı kadar tehlikeli bir yabancılaşma cenderesine sokuyor. TBMM Türkçe’deki Bozulma ve Yabancılaşmanın Araştırılması Komisyonu Başkanı İstanbul Milletvekili Ekrem Erdem’in şikâyeti de bu noktada: “Artık kelimeler bizim yapılmıyor. Halkımızın telaffuz edemediği sözcükler dile giriyor. Özellikle İngilizce kelimeler yaygınlık kazandı.”


Ekrem Erdem’e göre yabancı dilde eğitim, resmî ve özel kuruluşlardaki ve yazılı-görsel basındaki dikkatsizlik bu durumun ana sebepleri. Dildeki yozlaşma tabelalarla sınırlı değil. Bu sadece buzdağının görünen kısmı. Erdem, söylemesi bile zor olan kelimelerin yerine Türkçedeki asıl karşılıklarının kullanılmadığını vurguluyor. Buna örnek olarak da Ulaştırma Bakanlığı’na bağlı “Telekomünikasyon Kurulu”nu gösteriyor. Halbuki burada telekomünikasyon yerine ‘iletişim’ kelimesinin çok daha rahat kullanılabileceği düşüncesinde.


Türkçedeki yabancı kökenli kelime yoğunluğu bilişim gibi alanlarda daha da artıyor. Kelimelerin makul bir şekilde Türkçeleştirilmesi veya uygun karşılıklar bulunması hayati önem arz ediyor. Komisyon başkanı Ekrem Erdem, “Etiler, Sümerler ve Mısırlılar büyük medeniyet kurmuş ama dilleri yok şimdi. Buna dikkat edilmeli.” uyarısını yapıyor.



FRANSIZCA, ARAPÇA İLE YARIŞIYOR


Dil Derneği Başkanı Sevgi Özel de, diller arasında sözcük kaymalarını normal buluyor; ancak bunun ‘niceliği’ konusunda tartışmalı bir iddiası var: “Kelime geçişleri doğaldır. Ancak Türkçe tarihsel akışı içinde bu geçişleri abartmıştır. Bunu bir zenginlik olarak göremeyiz. Geçişler ölçülü olmalı. Özellikle Arapça ve Farsça sözcükler düşünüldüğünde sayılar abartılıdır.” Sevgi Özel’in “Zenginlik olarak göremeyiz” dediği ‘abartılı’ hükmü, birçok dilbilimciyle birlikte Atatürk’ün yukarıdaki ifadesiyle de çelişir görünüyor.


Bu noktada bazı istatistiklere de göz atmakta fayda var. Türk Dil Kurumu’nun internet ortamında yayımladığı ‘Güncel Türkçe Sözlük’ün en son verilerine göre Türk dili 23 farklı lisandan 14 bin 913 kelime almış. Kurumun yayımladığı Güncel Türkçe Sözlük’teki toplam kelime sayısı baz alındığında Türkçedeki yabancı kökenli kelime oranı beşte bir civarında. Arapça 6.463 kelimeyle birinci olurken, Sevgi Özel’in de dillendirdiği genel kanaatin aksine Farsça ikinci değil, üçüncü sırada yer alıyor. Fransızca, 5.225 kelimeyle 1.361 kelimelik Farsçanın neredeyse dört katı. Fransızcayı 586 kelimeyle İtalyanca ve 463 kelimeyle İngilizce takip ediyor.


Fransızcanın bu ‘sürpriz’ hakimiyetini Tanzimat dönemindeki faaliyetlerle açıklıyor Yavuz Bülent Bâkiler: “O zamanlar gereksiz yere çok kelime aldık bu dilden. Hatta Recaizâde Mahmud Ekrem Bey’in ‘Araba Sevdası’ eserinin kahramanı Bihruz Bey yarı Türkçe yarı Fransızca konuşmasıyla çok iyi bir misaldir.”


TDK Başkanı Prof. Dr. Şükrü Akalın ise farklı bir yorum yapıyor bu konuda: “Tanzimat’tan bu yana Batı dili denilince akla ilk gelen hep Fransızcadır. İngilizceden geçen kelimeleri dahi Fransızcadan almış gibi Türkçeleştirmişiz. Mesela ‘innovation’. Amerikan İngilizcesi kökenli bu kelime Türkçede inoveyşın diye değil de Fransızca söyleyiş ve yazılışıyla inovasyon diye kullanılıyor. Bu, 200 yıllık bir uygulama.”



SIRPÇADA 9 BİN TÜRKÇE KELİME VAR


Peki, Türkçe hep edilgen bir dil olarak mı kalmış; başka lisanlara etkisi çok mu sınırlı olmuş? Tek kelimeyle hayır… Türk Dil Kurumu’nun önümüzdeki dönemde yenilenen haliyle yayımlanacak “Türkçenin Verintiler Sözlüğü”ndeki bilgilere göre diğer lisanlarda Türkçe kökenli 12 bin kelime var. TDK Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın bir dilin diğerlerini etkilemesini özelliklerinden ziyade kelime veren milletin bilimde, kültürde, hâsılı uygarlıkta ulaştığı noktayla kıyaslıyor. Bu görüşe katılan TYB Başkanı Doç. Dr. Hicabi Kırlangıç da Türklerin eskiden Arapları ve Acemleri, şimdi ise Batı’yı üstün gördüğü için daha çok buralardan kelime aldığını söylüyor. Bunun tam tersi ise Osmanlı’nın dünya siyasetine yön verdiği döneme denk geliyor. Söz konusu zamanlarda bilime, kültüre ve siyasete yön veren Türkler olduğu için daha çok kelime veren de Türkçe. Bunun belki de en güzel misali Sırpların 9.000, Ermenilerin ise 4.262 Türkçe kelimeyi lisanlarına katması.


Türkçenin etkisine dair ‘sürpriz liste’ devam ediyor: Türkçeden Bulgarca’ya yaklaşık 3.500 kelime geçmiş. Türkçeden 3 bin kelime alan kaç dil var dersiniz? Yine şaşıracaksınız; ama tam dört dil: Farsça, Rumence, Arnavutça ve Yunanca... Rusçaya 2.500, Arapça ve Macarcaya 2 bin, Ukraynacaya 800 kelime veren Türkçemiz, Fince, Çekçe ve Çince gibi çok sayıda dile de yüzlerce kelime ihraç etmiş.



İNGİLİZCE BİZDEN ‘GERİDE’ AMA…


Ve bir ‘sürpriz’ daha: Şimdilerde yoğun şekilde Türkçeyi bombardımana tutan İngilizceden 463 kelime almamıza rağmen halihazırda bu dile daha fazla kelime ihraç etmişiz; tam 470 kelime…


Bazı dünya dillerine son olarak ‘döner’ ve ‘dolmuş’ gibi kelimeleri kazandıran Türkçemiz, Osmanlı dönemindeki şaşaalı günlerini arıyor; ama zamanın çarkları dilimizin aleyhine işliyor. Şimdiye kadar 15 bin kelime alıp 12 bin kelime ihraç eden Türkçenin aleyhine fark giderek açılıyor. En kötüsü ise bu farkın açılması değil, dışarıdan aldığımız kelimeleri Türkçeye mal edemeyişimiz ya da çoğu kez uygun Türkçe karşılık bulamayışımız. TYB Başkanı Hicabi Kırlangıç, yine de umutlu: “Her şeye rağmen dilin kendi yatağı içinde aktığına inanıyorum. Lakin şunu vurgulamak isterim ki bizim kadar diliyle oynamaya kalkan başka bir millet bilmiyorum.”


Bütün bunlardan bahsettikten sonra Türkçenin “küresel arenadaki en büyük umudunu” görmezden gelmek olmaz. Dünyanın dört bir yanına yayılan Türk eğitim gönüllüleri ve özel teşebbüsünün dilimizin öğretilmesi adına ortaya koyduğu efsanevi gayretler, şimdiden meyveye durdu bile... Gelinen noktada Türkçeyi “Türkiye içinde kurtarmak” belki daha zor olacak gibi! Ne dersiniz?...

Beğeniler: 1
Favoriler: 0
İzlenmeler: 456
favori
like
share