İnsanın üç hali vardır ki bunlar, dünya, kabir ve ahiret halleridir. İnsan, Allahü teâlâya ibadet ederse, dünyada işlerini kolaylaştırır, kabirde ona acır ve ahirette de onun günahlarını affeder.

Üzerinde yaşadığımız arz küresine dünya denmektedir. Dünya kelimesinin diğer anlamı, alçak şeyler demektir ki, dinimizin kötülediği bunlardır. Hadis-i şerifte; (Den'i, alçak şeyler melundur) yani (Dünya melundur) buyurulmuştur.

Bu hadis-i şerifte kötülenen dünya yani alçak şeyler, küfre, inkâra sebep olanlar, Allahü teâlânın yasak ettiği haramlar ve mekruhlardır. Mal kötülenmemiştir. Çünkü cenâb-ı Hak mala, hayır adını vermektedir. Dinimizde kötülenen, malın kendisi değil, sevgisidir.

Muhabbet, sevmek, hep beraber olmayı istemek, beraber olmaktan zevk, lezzet duymak demektir. İnsan sevdiğini hiç unutmaz. Muhabbetin yeri ise kalbdir. Küfrü, inkârı, haramları, mekruhları sevmek, beğenmek küfür olur. Farzları, sünnetleri, beğenmemek de küfür olur, dünya olur. Müslüman olmak için, dünyaya yani haramlara kıymet vermemek lazımdır. Zira Peygamber efendimiz; (Dünya sevgisi, bütün günahların başıdır) buyurmuşlardır.

Dünyayı seven, hatırlayan kalb, hasta demektir. Kalbin temiz olması, dinimizin dünya olarak bildirdiği şeyleri sevmekten, hatırlamaktan kurtulması demektir. Kalb hastalığının ilacı ise, İslamiyet�e uymak ve Allahü teâlâyı çok zikretmek, hatırlamak, kalbe yerleştirmektir.

Dünyaya yani haramlara, mekruhlara düşkün olmak, her türlü kötülüğe yol açar. Hased, hırsızlık, rüşvet, kibir gibi haramlara sebep olur. Cahil din adamlarının kibirli olmaları, hep dünyaya düşkün olmalarından ileri gelmektedir.

Bu dünya nimetleri geçici ve aldatıcıdır. Bugün bizim ise de, yarın başkasının olacaktır. Ahirette ele geçecek olanlar ise sonsuzdur ve bu dünyada iken kazanılır. Zira dünya ile ahiret, birbirinin tersidir. Birini sevindirmek, ötekinin gücenmesine sebeb olur. Bu birkaç günlük hayat, eğer dünya ve ahiretin en kıymetli insanı olan Muhammed aleyhisselama tabi olarak geçirilirse, sonsuz kurtuluş umulur. Ona uymadıkça, her yapılan hayır, iyilik, burada kalır, ahirette ele bir şey geçmez. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Dünya sizin için yaratıldı. Siz de ahiret için yaratıldınız! Ahirette ise, Cennetten ve Cehennem ateşinden başka yer yoktur.)

Bu dünya, ahiretin tarlasıdır. Burada tohumlarını ekmeyip yiyenler, böylece bir tohumdan kat kat meyve kazanmaktan mahrum kalanlar, ne kadar talihsizdirler. Kardeşin kardeşten kaçacağı, ananın evladını tanımayacağı o gün için hazırlanmamak, akılsızlıktır. Böyle kimseler, dünyada da, ahirette de zarardadır ve sonunda pişman olacaklardır. Aklı başında olan bir kimse, bu dünyayı fırsat bilir. Bu kısa zamanda, yalnız dünya lezzetleri ile zevklenmek için değil, belki bu fırsatta, tohum ekmek ve bir hayırlı iş yani Allahü teâlânın beğendiği işi yaparak, âyet-i kerimelerde bildirilen kat kat fazla meyveleri toplamayı istemelidir. Cenâb-ı Hak, bu kısa zamanda yapılacak hayırlı işlere ve ibadetlere, sonsuz nimetler ihsan edecektir. Peygamberine tabi olmayan, İslamiyet�i beğenmeyenlere de, sonsuz azab yapacaktır.

Netice olarak, dünyaya yani haramlara, mekruhlara düşkün olmak, bunları sevmek, her türlü kötülüğün, günahın işlenmesine sebep olur. Dünyaya düşkün olanların en kötüleri de, Allahü teâlânın sevdiklerini sevmeyen, kötüleyenlerdir. Bu sebeple dünyanın geçici lezzetlerine aldanmamalı, ölümü hatırlamalı, ahiretin dehşet ve şiddetini göz önüne getirmelidir. Kısacası, yüzü dünyadan ahirete çevirmelidir. Dünya işleri ile zaruret miktarı uğraşmalı, başka zamanlarda, hep ahireti kazandıracak işleri yapmalıdır. Sözün özü, gönül Allahü teâlâdan gayrisine tutulmaktan kurtulmalı, beden ve organlar da, İslamiyet�e uymakla süslenmelidir. Peygamber efendimizin buyurduğu gibi:
(Dünyaya, burada kalacağınız kadar, ahirete de, orada kalacağınız kadar çalışınız!)

Osman Ünlü

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 468
favori
like
share