Anaokulunda altı yaş grubuna ait sınıfın öğretmeni Müzeyyen Hanım sınıfına BALARILARI adını vermişti. Bu sınıftaki öğrencilerle geçen öğretim yılından bu yana haşır neşirdi. Çocuklar öğretmenleriyle ilk günden itibaren kaynaşmışlardı. Müzeyyen hanım, yeni öğretmen olmasına karşın mesleğini sevmenin verdiği güçle, kendini yetiştirmeye çabalıyordu. En büyük amacı, kendisine emanet edilen çocukları örgün eğitime her yönüyle hazır duruma getirmekti. Bunun için de elinden ne gelirse yapıyordu. Havaların ısınmaya başladığı bir gün, çok sevdiği dondurma yeme isteği depreşti. Bu isteğini öğrencileriyle birlikte gerçekleştirirse bir anlam taşıyacağına karar verdi. Sınıfta kendisini can kulağıyla dinleyen 20 çiçeği vardı. Bir anda:

- Çocuklar, havalar iyice ısındığında, size söz veriyorum, dondurma alacağım, dedi.

Çocuklar da sevinçle, öğretmenlerini el çırparak teşekkür ettiler.

Öğretmenlerinin dondurma alma sözü verdiğinin üzerinden altı hafta geçmişti. Bu arada havalar da iyice ısınmış, güneşin etkisi özellikle sokaklarda kendisini fazlasıyla hissettiriyordu. Çocuklar öğleden sonra okuldan çıktıklarında sokakta dondurma yiyenleri görmeye başlamışlardı. Sınıfın en afacan oğlanı Ferhat ilk dondurmasını annesine zorla da olsa aldırmış, siftahı yapmıştı. Müzeyyen öğretmense, yoğun programı nedeniyle verdiği sözü çoktan unutmuştu.

Ferhat dondurma yediğinin sabahında arkadaşı Özcan’a:

- Özcan, annem dün bana dondurma aldı amaaa, deyince, Özcan’da şafak attı. Onun canı da dondurma çekiyordu. Birden aklına öğretmeninin verdiği söz geldi.

- Hey, baksana, öğretmenimiz bize dondurma almayacak mıydı?

- Evettttttt, diye haykırdı, Ferhat.

Hemen o sırada arkadaşlarına dondurma konusunu anlattılar. Onlar sınıfta kaynaşırken öğretmenleri de gelmişti. Hep bir ağızdan, hoş geldiniz öğretmenim, diyerek onu selamladılar. O gün kendi aralarında dondurma işini konuştular. Öğretmenlerinin söz verdiği halde, niye onlara dondurma almadığını anlamaya çalışıyorlardı. Dağılma zamanı geldiği halde, kimse öğretmene dondurma konusunda bir şey söylemeden evlerinin yolunu tuttular.

Aradan bir hafta geçmişti. Havalar iyice ısınmış; ancak, öğretmenlerinin ağzından bir türlü dondurma sözü çıkmamıştı. Bu durum, çocukların canını sıkmaya başlamıştı. Sonunda bir kıyıda sessizce duran Ayşenur, kendisinden hiç beklenmeyen bir şekilde:

- Öğretmenim, hani siz bize dondurma alacaktınız?diye sorunca, sınıf bir anda çözülmüş, ağız birliği edercesine;

- Evetttt öğretmenim, diye haykırmaz mı?

Bu tepkiyi hiç beklemeyen öğretmenleri:

- Çocuklar çok haklısınız, ben size dondurma sözü vermiştim. Bana hatırlattığınız için teşekkür ederim. Söz, hepinize en kısa zamanda alacağım, deyip, uyumalarını sağladı.

Böylece o günü de atlatmıştı Müzeyyen öğretmen.

Çocuklar evlerinde dondurma konusunu annelerine, babalarına anlatmaya başlamıştı. Sabahleyin okula geldiklerinde Balarıları sınıfında gözle görülecek ölçüde kaynaşma vardı. Herkes, söz veren ama hep unutan ve söylediklerinde de sözünü yerine getirmeyen öğretmenlerine iyi bir ders vereceklerdi. Aralarında toplanıp, Zehra’yı sözcü seçtiler. Sabah uykusuna yatmadan önce konuyu çözme kararı almışlardı. Sabah öğretmenlerinin verdiği boyamaları yapıp, ardından ara kahvaltı yapmışlardı. Herkesin neşesi yerindeydi. Pırıl pırıl bir güneş, sınıflarının penceresinde perde aralığından yüzlerine vuruyordu. Öğretmen;

- Hadi bakalım çocuklar, kahvaltınızı yaptınız, şimdi mışıl mışıl bir uykuyu hak ettiniz, dedi, gülümseyerek. Bunun üzerine, önceden sözleşmiş oldukları gibi Zehra, ayağa kalktı:

- Öğretmenim, bize ne zaman dondurma alacaksınız?dedi. Müzeyyen Hanım çocuklardan ses gelmeyince, konuyu unutturduğunu sanmıştı. Oysa onun amacı, çocuklara verdiği dondurma alma sözünü yerine getirmemekti. Savı da şuydu: Eğer ben bunlara bir şeyler verebilmişsem, onlar böyle bir durumda mutlaka tepki koyarlar. Bu düşünceyle, çocukları iyice tahrik etmenin dozunu artırmaya karar verdi.

- Ben size dondurma almaktan vazgeçtim, size dondurma falan alamam, dedi. Benim o kadar param yok!deyince, sınıf ayaklandı. İçlerinden Aydın;

- Öğretmenim siz sözünde durmayan birisiniz. Arkadaşlarına dönüp;

- Öğretmenimizi cezalandıralım mı arkadaşlar? dedi. Hep bir ağızdan, evettt, sesi çıktı. Karar verilmişti. Müzeyyen öğretmen sözünü tutmamış ve cezayı hak etmişti. Müzeyyen hanım o güne dek, sınıfta ceza sözünü hiç ağzına almamıştı. Hiç birine de en ufak bir ceza vermemişti. Buna karşın, öğrencilerinin kendisini cezalandıracak olmasını anlamakta güçlük çekiyordu. Üzgün bir yüzle;

- Peki kabul ediyorum. Ben cezamı çekmeye hazırım, diyebildi.

Çocuklara, güzel bir uykuyu hak ettiklerini hatırlatan sözleri tekrarladı. Ancak çocuklar ısrarcıydı. Bu kez, Beyza;

- Öğretmenim, biz arkadaşlarla karar aldık, sizi bugün cezalandıracağız. Çünkü siz, sürekli bizi atlatıyorsunuz. Cezanızı hemen şimdi çekeceksiniz. Biz uyurken siz de koltuğunuzdan hiç kalkmayacaksınız, dedi. Müzeyyen Hanım;

- Ama siz uyurken ya ben kalkıp gidersem ne olacak?deyince, çocuklar, kafalarını sallayıp;

- Haklısınız, dediler. Aralarında tekrar toplanıp, durum değerlendirmesi yaptılar. Bu kez sözü Ferhat aldı;

- Öğretmenim, bizim artık size güvenimiz kalmadı. Belgin arkadaşımız biz uyurken sizi gözetleyecek, dedi. Öğretmenleri;

- Ya onun da uykusu gelirse, dedi. O zaman, hep birlikte;

- Öyleyse, biz de uyumayız, dediler. Çocuklar kararlıydılar. O gün öğretmenlerine mutlaka dondurma aldıracaklardı. Fatma;

- Arkadaşlar bizim paramız var. Madem öğretmenimiz almıyor, biz de kendi paramızla alırız, dedi.

O güne dek para kimsenin aklına gelmemişti. Herkes bu öneriyi alkışladı. Hemen para torbası ortaya çıktı. Özcan elinde gururla para torbasını tutuyordu. Bu kez, parayı kime vereceklerini düşünmeye başladılar. Ayşenur;

- Para torbasını size veremeyiz öğretmenim. Sonra bize gene dondurma almazsınız, dedi. Müzeyyen Hanım, gülerek;

- Haklısınız çocuklar, peki, o zaman, hizmetli Hatice Hanımı çağırıp, onun almasını isteyelim mi? deyince, öneri tümünün aklına yatmıştı.

Hatice Hanım, oflaya puflaya sınıfa girdi. Olanlardan habersizdi. Sözcü Zehra;

- Hatice Teyze bu bizim paramız, bununla bize dondurma alır mısın?dedi. Paraları çok azdı. Herkese yetmiyordu. Müzeyyen öğretmen çocukların anlamasına fırsat vermeden hizmetli kadına göz kırptı. O da öğretmenin demek istediğini anlamıştı. Özcan;

- Peki, öğretmenimiz de dondurma yesin mi?diye, ortaya bir soru attı. Sözünde durmayan öğretmenlerini cezalandıramamışlardı henüz. Bu soru kafalarını karıştırmıştı. Hemen bir araya geldiler. Hep birlikte öğretmenlerinin çevresinde halka oluşturdular. Zehra arkadaşları adına;

- Biz sizi çok seviyoruz, siz olmadan biz nasıl dondurma yeriz, deyince; Müzeyyen Hanım’ın gözlerinden iki damla yaş süzüldü. Eğildi, kollarını açıp, tümünü kucaklamaya çalıştı. Hedefine ulaşmış bir öğretmenin gururunu yaşıyordu. Öğrencileriyse onu yanaklarından öpmeye çalışıyordu. Bu sahneye bir anlam veremeyen Hatice Hanımsa, başını sallaya sallaya dondurmacının yolunu tutmuştu çoktan.

Ömer Akşahan

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 329
favori
like
share