N’irlerdeydin a oğul, n’irlerdeydin şinciye gadar. Hoş gelmişsen, sefa getirmişsen halın geyfin nasıl, nassın nedirsin, o gavur dinli memleketlerde bah saçlarım ağardı, belim büküldü, iki denecik dişim galdı. Hala doğuruyom kör mirzo’nun gancığı gibi. Uslanmıyo-bıkmıyoki, şu bizim yere batasıca herif; bende heeç bi şey bilmiyomki, ne yapsahta ne itsek, doğurmıyak.

Eee! hadine, biz bi şey bilmiyok cahalık, okuyamamışık , mektep kitap yüzü görmemışik. Emme şu bizim hökümattamı cahal; elini uzatmıyo içimize bi okumuş tohtor, i’mamur göndermiyoki, onnar barine bize belletsinler. Bi tek bizim gibi cahal bir cami imamı yolluyorlar, o da zabah akşam namaz gıldırıyo, gocalarımızı gışgışlıyo guvat. Deyomişki; gadın milleti yalnızcene çalışacak çocuk doğuracak, gonuşmıyacak, gadın ümmeti Muhamet’ten deyil iblisi şeytandan ve heeç bi zaman mümini müslim olamıyacak, çünkim aklı gısa saçı uzunmuş . A be oğul sen ne dirsin bu işe ? Acab doğrumu ola bu guvattın dediği ! Oturda bi güzelcene anlat bize sen ecnebileri gezmişsen okumuşsan, hemide abukat gibi çoh eyi gonişirsen…

A oğul annat, birezimide o gavurun düvelini annat. Onların hastahanaları, tohtorları, hemi de her bi şeyleri varmış. Hem onnar okurlarmış, gadın herif ayırdımı yapmıyolarmış. Evlerinde sandıhlar dolusu kitaplar varmış. Nassı ediyorlar nassı beceriyolar emme, iki denede fazlecene doğurmıyorlarmış. Bilmiyom onnarın gocaları bizim heriflerden başkamı ola? Birde bizim gonşu hatça n’irden duyduysa duymuş, şeherli avradlar canları istemeyince erleriyle yatmazlarmış deyo. Hii biz böle bi şey yapsah eşşeğ sudan gelinceye gadar zopayı yerik vallam. Heraldem şeherliler gocalarından gorkmuyolar.

Dokuz dene doğurdum aha bu garnımdaki on. Dört dene de düşüg n’itti orasını bi sen hisap it işte. Kövlük yerde çocuğ çoh oldumi eyi oluyo deyo gocam olacak herif ; mala gediyo, bağa , suya , dağa oduna gediyo, çift sürüyo, ekin biçiyo, ne bilem her bi şeye çocuk i’lazım işte. Emme doğurmaktan iflahım kesildi gari, gocam bunu düşünmeyoki, hemi düşünsede o da benim gibi cahal gücücük yaşta evermiş bubamız, daha gırk yaşına varmadan on-on beş dene çocuğumuz oluyo. A ha bu garnımdaki, bu gün yarın doğacak yarın ekin biçmeye gediyom, düşsün deyyom düşmeyoki. Gari garnım burnuma geldi. Önceleri düşüg olsun deyi çoh uğraştımdı, emme düşmedi sankim doğupta sizinle bir i’rezil ulacam deyi direniyo.

Eee! virdigin güccük habları, her gün yutacağım deymi? Ya bitince! Hollandi’yadan bana yenisini göndericen mi? Valla oğul Allah’dan aşağı bi sana güveniyom, inşalla gebe bırakmazda virdiğin hablar. Bu i’rezillikten gurtarır bizi.

Ayaklarına gurban olam oğul; şincik açsan yorgunsan uzun yol yorgunusan, sana gayganalar edemde garnını bi gozelcene doyur. Sonrada su gaynatam dökün, bir i’rahatcene uyu yorgunluğun getsin.
Sen benim süt oğlumsan zahar, i’rahmetli anan hastaydıda seni ben emzirdimdi. A ha bu gızımla birlik bi yavrumda sensin zahar.

Gönderdiğin esvabları çocuklara giydirmiyom kör olamki gendimde giymiyom, herifede giydirmiyom, senin düğününde giyineceğiz deyi, sahlayıp duruyom işte. Evlenmiyon mu? A oğul sen geldin deyi köyün hepi kızları süsleniyo, püsleniyo. A ha haydoların fadisi senin akranın üçüncüyü doğruyo valla. Ama gendin biliyon ya oğul, sen bizim gibi cahal degilsin…..

Gusura galma oğul hep ben gonuştum, şinciye gadar güvendiğim her bi şeyi eyi bilen okumuş biriynen heç gonuşmadımdı. Biz hep böyle şeyleri gonşu gadınlarınan gonuşuruk emme onnarda benim gibi cahal, onnarında akılları böle şeylere ermiyo…

Hep o okumuş mektep yüzü görmüş, şeher hanımlarını düşünüyonuz. Sizi hep biz doğuruyok, sizin için çalışıyok sizin için gecemizi gündüzümüze gatıyok. Horozlardan önce uyanuyok, her bişeyimiz sizin için işte sizde accık bizi düşünün. Gızma oğul gücüne getmesin bu laflarım, bu laflarıma gızıpta o gül hatırın gırılmasın emi….

Deşme bizi gurbanın olam oğul, bizim yüreğimizin her bi yerinde yara var, her bi köşesinde bin çıban ganar, hemi de oluk oluk… daha bıldır benim ceylan gızım selvi boylum gadersizim yazı da doğurduda, kan gaybından öldü getti gocasının gollarında çiçeği burnunda gencecikken a ha bu yetimlerde onun, deşme bizi a oğul deşme irinimizi. Gonuşursam çoh kötü gonuşuram hemide çoh çoh kötü, bizi bu hallarda bırakanlara……

Gidersen a oğul gazatalara yaz bizi, kitablara yaz, hemi de goca goca kitaplara, tohturlara, hökümatlara, devlet bubalara deki; kövlü avradlarımız dağda odun keserken doğuruyo, çapa yaparken doğuruyo, ekin biçerken doğuruyo, hemi de bi sürü doğuruyo memlekete asker ediyorlar. Çoğu sahapsız tohtursuz ölüp gediyo kövlük yerde. Onnar heç bi şey bilmeyo emme, genede sizin için vatanı için calışıyo cabalıyo de.. ..

Unutma oğul bu laflarımı buradan gedince dertlerimizi oraların böyüklüğü arasına gömme, yohsaman sütümü helal itmem oğul.

Uğurlar ola yigid oğul helal süt emmiş oğul, uğurlar ola arkanı unutma emi.. sus ‘’Kiraz Ana ağlama’’ dedim; gözlerini yazmasıyla silerek ağlamaklı bir sesle ‘’’ben sevincimden ağlarım a oğul sevincimden’’ dedi. Göz yaşı döken gözleriyle gülüyordu sanki, güle güle oğlum güle güle..
Tez mektub yaz emi mektuuub bizi unutma. Daha bir şeyler dedi ama anlıyamadım. At yol alıp onlardan uzklaşmıştım. Kiraz ananın elini gediği aşıncaya kadar çırpınan bir kuş kanadı gibi, bir süre daha izlemıştim

Bu dağ köylerinde unutulmuş gün görmemiş Kiraz Analardan ayrılırken, kader dedikleri o lanet şey, hainin zulmü gibi ağır gelmişti bana. Ve yılan gibi keleplenmişti, böğrümün üzerine hüzün. Buna rağmen yinede sevinç ak köpükler gibi kabarıyordu derinlerimde, içerimde yitip giden bir mutluluğün acılığı ile

Gözlerime koşuşan yaşları tutabilmek için durmadan dudaklarımı ısırıyordum, yinede bir şeyler akıyordu içerime ılık ılık…. Bir şeyler ki adlandıramadığım



Ben bir kadınım anadoluda

Ben bir kızım anadoluda
doğmadan sönmüş yıldızım
anamın ak sütü gibiyim
suçsuzum günahsızım

doğmuşum ahırda, büyümüşüm yabanda
mektep yüzü görmemişim
satılmışım mal gibi, tarla gibi
al demişler almışım, kal demişler kalmışım
insan değilim yeryüzünde
çağımın gerisinde bırakılmışım
bahtsızlığım ezo gelinlerde türküleşmiş

ben bir kadınım anadoluda
yoksuluk içinde yaşarım, yamalı giysiler içinde
baharımı yaşayamadan kararıp kalır düşlerim
kazma saplarındayım, buğday başaklarında
haziranın kırk derece sıcağında yoldaş olup erime
orak biçerim ağa tarlalarında
ellerim nasır, tabanlarım yarık
çatlak çatlak dudaklarım
demem kimseye niye çatladığını
küskünlüğüm kendime, küskünlüğüm hayata
küskünlüğüm dünyaya
küskünlüğüm kavruk bir bozkır çiçeği

ben bir kadınım anadoluda
yas içinde yaşarım, karalar içinde
her gün küçük çocuğumu kilitleyip evime
yanıma alıp kızamıklısını her sabah
belime bağladığım ekmek çıkınıyla
çapaya, çifte, oduna giderim
son çocuğumu tarlada doğurup
can veririm bozkırın kollarında
gelmez kimseler imdadıma

ben bir anayım anadoluda
umudum harman yeri, saçlarım süpürge
yangınlı sevdaların yurdu yüreğim
bereket memelerimde savrulur
göğsümde beslenir Türkiye
kitaplar yazmaz beni, şairler tanımaz
yalnızca bir simgeyim

ben bir anayım anadoluda
ben bir bacıyım
yaralı bir yüreğim, paramparçayım
kah zincire vurulmuş köle, kah baştacıyım
kah gözyaşıyım, kah acıyım
ağıtlar dudağımda kanar, ırmaklar çığlığımda
taş olsam dayanırdım, toprak olsam dayanır
ama ben bir anayım
dağlarımca oğullarım , dallarımca kızlarım var

yaşlı bir çınarım ulu mu ulu
gövdem ihanetlerin izleriyle dolu
öfkem bu çileyi reva görenleredir
duyun beni ey, tanıyın beni
ben Zaza güzeli, ben kürt kızıyım
ben yörük esmeri. ben laz gelini
her zulme boyun eğmiş, her acıya razıyım

bağırsam da duyulmuyor sesim
kıbeleyim ben, helenim, belkısım
kezbanım, nergizim
mezopotanyayım, likyalı prensesim
fatmayım, emineyim, cankızım
namert ellerimle doğurdum sizi
duyun beni tanıyın beni
ben anadoluyum anadolu
gencecik ölümlerin yaslı gelini

Nuri Can………

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 263
favori
like
share
Mormenekşem Tarih: 07.10.2009 21:40
ellerine sağlık emeklerine teşekkürler