Troja gerçek mi?
Troya mı? Yoksa To-Ro-ja mı?
Derken ortaya ciddi bir isim çıktı; Tarihçi Michael Wood, "Troya Savaşını Araştırırken" adlı tv dizisinde ortaya çok farklı bir iddia attı. Evet, Troya´ya bir saldırı yapılmıştı ama herşey çok farklıydı. Bir kere Kral Priam, Helena falan yoktular, çünkü, Hititler´den kalan yazılı tabletlerde kral III. Hattuşil´in Troya Prensi Alaxandus´dan söz ettiğini ve deniz adamları ile savaştıkları belirtiliyordu. Kentin adı Troya değil, ´Villios´du. Alaxandus, Homeros´un efsanesindeki Prens Paris´in gerçek adıdır, yani Alexander. Ve Homeros´un Troya´ya verdiği isim; İlion yani Hitit kenti Villios benzerliği hemen dikkat çekiyor. Wood, tabletlerde ünlü Kadeş Savaşı´nda Firavun Ramses´e karşı Hitit ordusunda Prens Alaxandus´un da savaştığı yazılı olduğunu ve sonra Asurlular´ın baskısından bunalan Hitit Kralı´nın Prensi Yunanlılar´a yardım istemek için yolladığını da ekliyor. Öyleyse, Hitit Prensi Alaxandus, gerçekten Mısırlılar´a karşı yardım istemek için Yunanlılar´a gidip, Kralın sarayında misafir kalmışmıydı; acaba o Kralın karısı mı Güzel Helena´ydı? Hani şu Paris´in kaçırdığı kadın? Bu arada yine aynı kaynaklarda, Yunan gemilerinin köle olarak taşıdığı 700 kadın, 400 genç kız ve 300 oğlan çocuğundan söz edilmekte ve de bunlara "TO RO JA" lı adı verilmiş, Troya´ya benzemiyor mu?
Efsanelerle tarih karışıyor ve tabii yorumlar daha da bunaltıyor. Bin yıl sonra da böyle olacak, cd´lere, video kasetlere rağmen. Bu anlatılanlara ve burada çok zaman alacak daha birçok kaynağa göre, Troya Savaşı hiç de sanıldığı gibi olmayabilir; Pekala da Homeros bir masal yazmış ve insanlarla, tanrılar arasında bir drama yaratmış olabilir. Diğer karşıt iddiaların arasında askeri, stratejik ve sosyo-psikolojik görüşler de dikkat çekiyor.

MÖ 1200´ lerde kendilerine Akha diyen bir Yunanlı birleşik ordunun, üstelik deniz yoluyla bir başka uzak anakaraya gidip, on yıl süreyle savaşması, gerek dönemin koşulları için, gerekse de askeri yönden mümkün değil deniyor. Bugünün Troya´sı denizden yaklaşık iki km içerde ve ovaya hakim bir yerde. Ve kışın iklim sert ve rüzgarlı, bu üçbin yıl önce de böyleydi. Hiçbir ordu, Homeros´un yazdığı gibi on yıl boyunca burada konaklayamaz ve dayanamazdı. Troya´nın konumu yani bulunduğu tepe ovaya öylesine hakimdir ki, şahinin bir kaplumbağayı gökten inip avlaması gibi tüm saldırganlar güçleri ne olursa olsun kolay birer av olurlar. Nitekim, Çanakkale Savaşı´ında aynı kıyılara çıkartma yapan Fransızlar başarısız olmuşlardı. Kaldı ki diğer Anadolu kavimleri Troyalılar´ın müttefiğiydiler, Homeros bunların adlarını tek tek saymaktadır. Peki, nasıl oldu da bu kadar insan bir tahta ata yenik düştüler?

Truva savaşı genç bir kızın eseri mi?
Her şeye rağmen, Troya tarihin bir dönüm noktasıdır, çünkü MÖ 1200´lerden sonra iki dev imparatorluk Hititler ve Mısırlılar çöküşe geçmişler, Asurlular güçlenerek yerlerini almıştır. Savaşçı bir ulus olan Asurlular, Eski Yunanlılar´a ulaşamadılar, bu sayede demokrasi doğdu ve yaşadı, Ege´den yola çıkanlar Roma´yı kurarak gelecek bir dünya imparatorluğunun temelini attılar. Bu değişimin yaşandığı süreçte, Homerus´un veya benzerlerinin söylenceleri bir efsaneyi başlattı. Eğer tarihçi Samuel Butler haklıysa, asil bir aileden gelen Sicilyalı genç bir kız, bu eski söylencelerden yola çıkarak Homeros´a aftedilen "Iliada ve Odyssey"i yazdı. Bu konuda bir de kitap yazan Butler, ortaya koyduğu kanıtlarla en büyük muhalifi Bernard Shaw´da dahil olmak üzere büyük kabul görmüştü. Kısacası, Troya Savaşı ve insan kahramanları hayalgücünün ürünü olmaktan başka birşey değildiler. Edebi bir değer olarak asla unutulmayacaklar. Geriye iki şey kalıyor, hala kimlikleri kesin olarak bilinemeyen şu gizemli "Deniz Adamları" ve tabii ki efsanenin Tanrılarıın kim oldukları.. Yani Tanrıların Dağı Olimpos´un sakinlerinin nasıl bu kadar canlı ve neden o kadar insansı olduklarının açıklaması bulunamıyor.
Acaba, insanlara bu kadar benzeyen, ağlayan, gülen, üzülen, sevişen, savaşan, yaralanan ama ölmeyen, kıskanç ve entrikacı Tanrılar kimdiler? Ve neden daha çok gizemli "Deniz Adamları"nın tarafını tutuyorlardı? Ama bu iki gizem başka iki başlığın konusunu oluşturacak. Antik tanrıların kimliği ile uzak denizlerin gizemli uygarlıkların varlıklarını...
Truvalılar bir kadın için on yıl savaştılar mı?
Bir Kadın İçin On Yıl Savaştılar mı?
Tarihin babası Heredot, Troya destanının yaratıcısı olduğu bilinen Homeros´u kör bir ozan olarak anlatır; Giritli fakir bir köle kadının oğlu olarak, eski İzmir yakınlarında bulunan Meles Çayı kıyısında doğmuştur. Efsaneye göre, annesinin bir dil öğretmeni ile evlenmesinden sonra eğitim görebilen homeros yaşamının sonraki yıllarında, Yunanistan, İtalya ve İspanya´ya yolculuklar yapar, Kios Adası´nda yaşar ve Atina´ya giderken yolda ölür. Heredot, bize Homer´in kendisinden 400 yıl önce yaşamış olduğunu yazar ve Homer´ de Troya savaşından 80 yıl sonra yaşamıştır der. Öyleyse konumuz olan Troya olayı MÖ 1180-1250 yılları arasındadır. Troya Savaşı, bazı görüşlere göre, aynen Kurtuluş Savaşı´ ında olduğu gibi, Yunanistan´dan Anadolu´ya yapılan bir saldırıdan başka birşey değildir. Neyse, yazımızın konusu bu değil, bizi ilgilendiren veya araştırdığımız gizem Troya Efsanesi´nin ardında yatıyor. Bir diğer iddianın peşindeyiz acaba Troya Savaşı gerçekten yaşandı mı?
Örneğin on yıl sürdüğü varsayılan Troya Savaşı gerçekten de bir kadın yüzünden mi başladı?

Üç tanrıça arasındaki güzellik yarışmasını kazandırdığı için Aşk Tanrıçası Afrodit, Yunanlı dilber Güzel Helena´yı, Troya Kralı Priam´ın oğlu Çoban Paris´e aşık eder ve Paris´de evinde konuk olduğu bir dönemde, kocası Kral Menelaos´un önünde Helena´yı kaçırarak Troya´ya getirir. Ve işte koca bir savaş böyle başlar? Eski Yunanlıların mantık ve felsefeye dayanan bir yaşam biçimine inandıklarını biliyoruz, biran için olaya böyle bir açıdan bakacak olursak acaba bir kadın için koca bir ordu on yıl süreyle bir başka ülaaae gidip savaşır mı?Pek akıllıca görünmüyor, her ne kadar bu bir efsaneyse, her ne kadar kadınların tarihi tersyüz ettiklerini biliyorsak da, Josephine, Hürrem Sultan, Kleopatra gibi kadınlardan söz ediyorum; Bunlara rağmen Troya örneği yine de biraz fazla.

Truva´yı yağmalayan dolandırıcı arkeolog
Ünlü ingiliz gizem araştırmacısı Colin Wilson, "Unsolved Mysteries/Past and Present-Geçmişin ve Bugünün Çözülemeyen Gizemleri" adlı kitabını 1993 yılında yayınladı. Gerek kitabı okuduktan sonra, gerekse de kendisiyle yaptığımız görüşme sonucunda Wilson´un çalışmaları sonucunda Troya Efsanesi´nin gerçek dışı olabileceğini ileri sürdüğünü gördük. Kitapta Kral Arthur ve Büyücü Merlin Efsanesi´nin, Afrika´daki Dogon Kabilesi´nin Sirius Yıldızı ile ilgili söylencesinin, lanetli Ümit Elması´nın, İnsanlığın Evrimi´nin, 6000 yıl önceki uygarlıkların, vampirlerin ve zombilerin, Karın Deşen Jack´ın. Hipnoz ve Telepati´nin, mısır tarlalarındaki UFO izlerinin, perilerin, doğaüstünün ve daha birçok gizemin üstüne günümüzün bilimsel mantığı ile gidiliyor ve cesur bir üslüpla kör inançlar kökten silkeleniyor. Wilson yaptığımız görüşmede "Artık, ne olursa olsun, bu böyledir inancının ortadan kaldırılmasının zamanı geldi, bu çağda efsaneler de dahil olmak üzere, her tür gizemin kaynağını bulmalı, araştırmalı ve sonuç ne olursa olsun katlanmalıyız..." diyordu.


Peki acaba bizim Çanakkale´deki Troya´nın ardındaki gizem ne? Biz Hisarlık Tepesi´ndeki kalıntıların Troya olduğunu nereden çıkardık? Wilson iddiasına şöyle başlıyor "Maceraperest ve silah tüccarı Heinrich Schliemann Yunanlı genç karısının da yardımıyla, küçük yaşlardan beri okuduğu Homer´in ´İliada´ sından yola çıktı ve 1871´de Troya´yı Çanakkale´de Hisarlık´da buldu. Osmanlı hükümetinin genişliğinden de yararlanarak istediği herşeyi yaptı. Ama acaba bulunan yer Homeros´un Troya´sı mıydı? Schliemann üst üste yapılmış ve arasında yüzyıllar bulunan 7-8 Troya kalıntısı buldu ve bunların birisine Homer´in Troya´sı dedi. Oysa sonrakikazılar ve araştırmalar Yunanlılar tarafından yakılıp yıkılmış bir kentin varlığını kanıtlamıyordu." Doğru olabilir mi? Bütün bunlar bir masal mı? Heinrich Schliemann Türkiye´den kaçırdığını söylediği Troya Kralı Priam´ın hazinelerini kaçışından oniki yıl sonra ortaya çıkardı ve sonra bir çok uzman bu kalıntıların Girit´de yaşamış olan Mikenler´e ait olduğunu ileri sürdüler.

Schliemann otobiyografisinde hazineyi bir duvarın içinde bulduğu bakır bir küpte bulduğunu yazıyordu ama nedense bu küpü Troya´yı yağmalayan Akhalar gibi çalışan işçilerin hiçbirisi göremeyecek ancak Schliemann öğle yemeği tatilinde bulacaktı. Raslantılar, rahatsız edecek kadar fazlaydı. Derken 1972 yılında ABD´de Colorado Üniversitesi´nden Prof. William Calder, Schliemann üzerine bir araştırmaya girişti ve ortaya inanılmaz bir sonuç çıkardı. 1851´de Schliemann, San Francisco´ya gelmiş ve altın bir antik takıyı satarken. Troya hazinesinden söz ederken iki ortağının daha bulunduğunu anlatmıştı. Bunlardan birisi adı bilinmeyen bir Osmanlı Paşası, diğeriyse Frank Calvert adlı bir Amerikalıydı. Ama Schliemann, onları aldattığını söylemişti, demek ki Schliemann bir dolandırıcıydı. 1889´da Schliemann tekrar Hisarlık´a, Troya kazılarına döndü ve kazılarda bir bina kalıntısıyla bazı çanak çömlek ortaya çıkarıldı ama bütün bunlar tartışmasız Miken uygarlığına aittiler. Schliemann, şok geçiriyordu, tüm iddiaları boşa çıkacaktı ama sonucu göremeden o yıl felç geçirerek yaşamını yitirdi. Schliemann Homer´in Troya´sını bulamamıştı...

Truva´daki kayıp deniz adamları
Schliemann´dan sonra kazıları sürdüren Alman Wilhelm Dörpfeld, duvarlar buldu ama bu duvarların Homer´in İliada´sında anlatılan dev kale duvarları, kuleler ve duvar ardındaki beş evle hiç ilişkisi yoktu. Üstelik yazılanlara göre çok küçük ve kısaydılar. Üstelik, yine efsanedeki gibi kıyıya yönelik değildiler. 1900´lerin başında İngiliz arkeolog Arthur Evans, Girit´te bir dizi kazıya girişti ve hala tamamı çözülemeyen garip bir hiyeroglif yazıyla yazılmış tabletler buldu. Çözümlenen bölümler şaşırtıcıydı, çünkü Homer´in İliada´sında geçen isimler burada da vardı. Evans, buradan yola çıkarak, Troya´yı reddetti ama bu iddiayı kabul etmeyenler de vardı. Fakat yeni bir iddia ortaya atılıyordu, Amerikalı Carl Blegen, Troya Savaşı´nı reddetmiyor, ama kentin yakılıp yıkılmasına Akhaların değil, dev bir depremin kuşatmanın onuncu yılında neden olduğunu ileri sürüyordu. Blegen´e göre, depremin izleri açıkça ortadaydı. Yıkıntıların aldığı şekil, bir at görünümü almış olabilirdi ve işte o noktada efsane işe karışmıştı.
Troya´nın öyküsü burada da bitmiyor, uzak denizlerden gelerek Troya´yı kuşatan "Deniz Adamları" kimdiler? Onlarla ilgili eski kaynaklara raslanmıyor, hala da bulunamadı, Troya´yı anlatan en eski kaynaklar çok daha sonralara ait.

Schliemann´ın bulduğunu iddia etiiği Kral Agamemnon´un maskı, Helena´nın mücevherleri, Blegen´in ortaya çıkardığı Pylos´daki Kral Nestor´un sarayı birer iddia olmaktan öteye gidemediler. Hala uzak denizlerden çıkıp gelen "Deniz Adamları" nın kimlikleri belli değil. Ve 1834´de genç bir Fransız olan Charles Texier, İç Anadolu´da Hitit başkenti Boğazköy´ü buluncaya kadar. 1908 yılında arkeolog Hugo Winkler, Hititler´in dış politikasını anlatan bir tablet kütüphanesi bulunca antik Orta Doğu´nun siyasi tarihini ayrıntılarıyla anlatan gerçek kaynaklar ortaya çıkarılmış oldu. Ardından 1924´de İsveçli tarihçi Emile Forrer "Ahhiyawa" adlı dökümanları açıkladı. Dil uzmanlarına göre, bu isim Akha Ülkesi demekti. Yani Homer´in Yunanlılar diye sözünü ettiği Troya´ya saldıran Akhalardı. 1963´de Atina´nın kuzeyinde Thebes´de yapılan kazılarda birçok Hitit tableti bulundu, işte bu kaynaklar Hitit-Akha ilişkisini kanıtlıyorlardı. Tabletlere göre, Akhalar Batı Anadolu kıyılarını kontrol ediyorlar ve antik liman kenti Milet´e gidip geliyorlardı ve burası Troya´ya birkaç yüz km uzaklıktaydı. Ve daha kuzeyde de Wilios adlı bir kentin adı geçiyordu. Acaba Troya´ya saldıran gizemli "Deniz Adamları" bunlar mıydılar? Sonunda bu Hitit tabletlerinde, Homeros´un sözünü ettiği Troya´yı yakıp yıkan Akha Kralı Agamemnon adına ilk kez raslandı, kayıtlara göre Kral Agamemnon, Hititler´in bir ara savaştığı Tawalaga adlı bir Yunanlı kralın kardeşiydi. Ama Homeros´un eserinde, Agamemnon´un kardeşinin adı Menelaos değil miydi?

Truva savaşı hakkında abartılanlar
Küçücük Bir Savaşın Abartılmış Sonucu mu?
Ve 3000 yıl önce, içine ancak 40-50 kişinin girebileceği bir tahta at yapılabilirdi. Hatırlayın, efsane ne diyor? Tahta atı yaparak çekilen Akhalar, saklanıp beklediler. Kuşatma bitti diye sevinen Troyalılar da tahta atı kentin içine alıp, eğlenceye koyuldular. Sonra? Sonra geceyarısı tahta attan çıkan adamlar kentin kapılarını açtılar ve Akhalar on yıldır giremedikleri Troya´ya girerek yakıp yıktılar. Aptalca görünüyor değil mi? Adamlar çekilecek, Yüzlerce gemi denize ufuk hattında görünmeyecek kadar uzaklaşacak, bu arada kıyıya saklanan binlerce adam bekleyecekler, sonra iki km´lik ovayı aşıp, kentin önüne yığılarak ve kapının açılmasıyla içeri dalarak Troya´yı ele geçirecekler. Bu arada onları kimse görmeyecek. İşte bu arada, Troyalılar on yıldır duman ettikleri düşmanlarını hiç farketmiyorlar. Çünkü o kadar eğleniyorlar ki, bir kişi dahi ayakta kalmıyor ve bu arada da hiçbirisi bu tahta at da neyin nesi, içinde acaba ne var? demiyor. Mantık olarak on yıl direnen bir kentin bu kadar basit bir oyuna kurban olmayacağını gerçekten düşünmek gerek.
Bu iddialar az değil, Troya ile ilgili iki fikrimiz olabilir. İlki Troya Efsanesi sadece efsanedir, Homeros´un bir fantazyası olabilir, o kadar.

Ama Batı´dan gelen deniz adamları vardır; Hitit kaynaklarında onlardan söz ediliyor ve onlar Yunanlılar değildir çünkü Hitit kayıtlarında Yunanlılar ayrıca belirtiliyor, peki öyleyse kimdir batıdan gelen bu korkunç deniz adamları? Nereden geldiler? Üstelik, antik tarihçi Cyrios bu deniz adamlarının Girit´teki Miken uygarlığını da yok ettiklerini belirtmekte. Onların tek bir ulus olmadıkları anlaşılıyor, "Deniz Adamları" müttefik bir ordu gibiler. Bir olasılıkla, çeşitli Akdeniz kavimlerinden oluşmuş bir korsan filosu olamazlar mı? Yani Troya Efsanesi aslında Akdeniz korsanlarının bir kıyı saldırısından doğmuş olamaz mı?

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 416
favori
like
share