Beklenen gün, nihayet gelmişti. New york a doğru yola çıkmak üzereydik. Son bir kez alacağımız eşyalarımızı kontrol ettikten sonra, bir taksi çağırdık. Evin merdivenlerinden inerken annemin hala newyork a gideceğine inanamadığını görüyordum. Heyecanlıydı. Onun telaşı bana da yansıyordu. Aynı zamanda, tıpkı bir çocuk gibi sevinçliydi. Taksi gelmişti. Newyork yolculuğumuzun ilk aşaması böylece başlamıştı. Erkenden hava alanında olmak istiyorduk. Çünkü, uçak saatini ve böyle bir fırsatı kaçırmak istemiyorduk. Taksiyle kısa bir sürede havaalanına ulaşmıştık. Taksiden indikten sonra, yolculuk için gerekli işlemleri yapmaya gittim. Annemi havaalanında bulunan cafelerden birine bırakıp. Şimdi uzun bir yolculuk zamanıydı. Ama yıllarca bekledikten sonra, bu bekleyiş newyork a varışla son bulacaktı. İşlerimi yoluna koydum. Ve annemin yanına geri döndüm. Onunla birer sıcak çay eşliğinde, uçağın kalkış saatini bekliyorduk sohbet ederek. Zaman ilerliyordu. Yolcular vardı bizim gibi. Hepsi bir yerlere gidiyordu. Annem bir an sesli olarak,
-Acaba yıllarca bekleyip, bir tesadüf sonucu benim gibi, gitmek isteyipte gidebilenler yolcuların içerisinde var mıydı? diye düşündü.
Bunları düşünürken anonstan gelen sese kulak verdik. Zamanımız gelmişti ve çıkış kapısına doğru ilerlemeye başladık. Yaşanılası bir duyguydu annem için.
Bir anda bineceğimiz uçağı karşımızda gördüm. Ve anneme baktım. O da bana. İçinden dualar ettiğini fark ediyordum, anlamasam da. Uçağın merdivenlerinden yavaş yavaş çıkıyorduk. Tadına vararak. Koltuklarımıza oturduk. Annem cam kenarına oturmuştu. Tüm yolcular uçağa bindikten sonra, anons yapıldı.
-Uçağımız kalkmak üzere. Lütfen kemerlerinizi bağlayın diye.
Bu ses annemi kendine getirmişti. Şaşkınlığı son bulmuştu. Ve uçağımız kalmaya başlamıştı. İşte o zaman annem
-Bekle bizi newyork biz geliyoruz dedi.
Uzun bir yolculuk başlamıştı. Bulutları seyrederek ve birazda uyuyarak yolculuğumuzu tamamlamak üzereydik. Tekrar anonsu duyduk.
-Sayın yolcularımız şu anda newyork semalarında uçuyoruz.
-Birazdan inişe geçeceğiz
.-Kemerlerinizi bağlayınız diye. Yorulmuştuk. Fakat, bu bir tatlı yorgunluktu. Uçağımız nihayet newyork hava alanına indi. Yolcular teker teker uçaktan iniyordu. Sıra bize gelmişti. Annem uçağın kapısına geldiğinde ilk önce newyork un havasını solumuştu içine. Sıcak bir gündü. Kalakalmıştı uçağın kapısını önünde. Taki hostes gelip uyarana kadar. Bilmiyorlardı ki onun yıllardır newyork beklentisinin içerisinde olduğunu.
-Anne bak dedim. İşte! Newyork. Annem – İşte! Nihayet geldim sana dedi.
Havaalanından valizlerimiz alarak, hep binmek istediği, o sarı taksilerden birine bindirdim onu. Şimdi, sıra benim işimle bağlantılı olan Manhattan da bulunan otele gitmekti. Annemde bu arada newyork u seyretmeye başlamıştı. Çok kalabalıktı. Gökdelenler, iş merkezleri olabildiğince yüksekti. Değişik milletlerden insanlarla doluydu. Caddeleri çok temizdi. Küçük küçük cafelere rastlıyorduk. İngilizce bildiğim için ara sıra şoförle sohbet ediyordum. Anlamıştı yabancı olduğumuzu. Fakat, dürüst bir insana benziyordu. Gideceğimiz otelin önünde bizi bıraktı. Ve adının Edward olduğunu öğrendiğimiz bu şoför, arabasına bindikten sonra bize el salladı. El sallayışı dostçaydı. Bilmediğimiz bu yerde ilk mutluluğu tattırmıştı bize.
Otel görevlilerinin yardımıyla, odamıza çıktık. İçerisi çok güzel ve rahat görünüyordu. Şimdi dinlenme ve duş alma zamanıydı. Bu geceyi otelde geçirecektik. Ertesi sabah, annemle birlikte, benim de bilmediğim manhattanı gezecektik. Heyecandan olsa gerek, geceyi pek rahat geçirememiştik. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte, manhattana merhaba dedik. Öğlene doğru Manhattan caddelerinde dolaşmaya başladık. Bu şehrin yabancıydık. Olabildiğince yüksek binalarla doluydu. Gözümüze çarpan ilk yemek yenilen yere oturduk. Annem yine her zamanki gibi, değişik hayatları ve insanları seyretmek için cam kenarına oturmuştu. Seyre dalmıştı manhattanı. Burada beş gün kalacaktık. Fazla vaktimiz yoktu. Benim işlerimi de bir önce yoluma koymam gerekiyordu. Yapılacak görüşmelerim vardı. Bununda sıkıntısı vardı üzerimde. İnanır mısınız? Annemin hayalinden daha değerli değildi. Belki bizi buraya bu sebep getirmişti. Fakat, bir insanı yüreğinin istediği yere götürmek bambaşka bir duyguydu o an benim için.
Ve, annemi daha özgürlük heykelinin olduğu yere götürmem gerekiyordu. Nasıl gideceğimizi de bilmiyorduk Ayrıca da Central Parkı da görmek istiyordu. Bunların hepsini bu beş günlük zaman diliminde gerçekleştirmem gerekiyordu. O günü Manhattan caddelerinde, arka sokaklarında ve alışveriş merkezlerinde geçirdik.
Ertesi sabah benim iş görüşmem vardı. Arkadaşlarımla otel lobinde buluşup, şirkete görüşmeye gidecektik. Sabah oldu ve beni bir heyecan sarmalamıştı. Arkadaşlarla buluştuk ve görüşmeye gittik. Sanırım tam cevabımızı bir gün sonra alabilecektik. Görüşme iyi geçti. Ben mutlu ve rahat bir şekilde annemin yanına geldim. Vakit geç olmuştu. O gün ve gece dışarı çıkamadık. Ama annem otel lobisi ve camından manhattanı bütün gün seyre dalmıştı. Gördüğü bütün olayları ve hayatları paylaştı benimle. Bütün gece mutluyduk.
Ertesi gün özgürlük heykeline götürecektim onu. Ve annem çocuklar gibi şendi. Bilmiyordum nerede olduğunu. Ama, otel görevlilerinden yerinin tarifini ve nasıl gidebileceğimizi alarak başladık özgürlüğe koşan ilk adıma. Sonunda bulmuştum orasını. Ve uzaktan da olsa annem görebilmişti, elinde meşale olan kadını. Daha önceleri gözlerindeki umutsuzluk özgürlüğe bırakmıştı kendini. Mutluydum. Hayallerinden birini de gerçekleştirdiğim için. Zaman ilerliyordu, kaybolmak korkusu da sarmıştı içimizi. Bir an önce ulaşmalıydık otele. Otele vardığımızda mutluydu annem. Görmüştü o çok istediği heykeli.
Şimdi üçüncü bir dileği vardı benden. Central Parkı gezmek ve orada oturup hayaller kurmak istiyordu. Burasını da bilmiyordum. Yine otel görevlilerine sorarak yolumuzu öğrendim. Annem bir sürü çıkış ve giriş kapısının olduğunu biliyordu central parkın. Bize en yakın olan yerden bulduk giriş kapsını. Daha önceleri earth tan gördüğümüz yerdeydik artık. İçerisi yemyeşil çimlerle ve banklarla doluydu. Gezemezdik, bir günde burasını. Çok büyüktü. Bir semtten başlayıp diğer bir semte çıkıyordu. Orada bir bankta oturup çevremizi izliyorduk. Bize yaklaşan insanlarla sohbet etmeye çalışıyorduk. Ve günümüz böylece akıp geçti.
Yarın dönme vaktiydi. İşimle ilgili cevabı tam olarak aldıktan sonra ve annemin de hayalini gerçekleştirdikten sonra rahatça dönebilirdik yuvamıza. Annem bu parktan ayrılmak istemiyordu, bunu gözlerinden okuyabiliyordum. Fakat dönmeliydik biliyordu bunu. Son bir kez geriye doğru bakarak el salladı Central Parka. Teşekkür eder gibi. O gece oteldeki son gecemizdi. Yarın öğleden sonra, yuvamıza doğru yola çıkacaktık. O gece otelin penceresinden, bir koltuk eşliğinde vedalaşıyordu annem newyorkla. Onu yalnız bıraktım. Yıllarca içinde biriktirdiği umutlarına teşekkür etsin diye. O gece annem rengarenk ışıklar altında pencere kenarındaki koltukta uyuya kalmıştı. Onu uyandırmadım. Huzurluydu. Yüzündeki ifadeden belliydi.
Ertesi sabah, ben den önce kalkmıştı annem. Kahvaltımız yaparak, eşyalarımız topladık ve havaalanına yetişmek üzere otelden ayrıldık. Havaalanında uçağın kalkış saatini bekliyorduk. Ve o anons tekrar duyuldu. Piste doğru tüm yolcularla harekete geçtik. Annem mutluydu. Ben huzurlu. Uçağın merdivenlerinden çıkarken, annem son bir kez daha arkasına bakarak newyork a el salladı ve teşekkür etti. Ve böylece annemin yuvamızda kurduğu hayali gerçekleşmiş oldu. Teşekkürler hayat. Hep kötü değilmişsin...

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 521
favori
like
share