Unutkanlık - İsa Avcı - Yaşam - Hikaye - Yaşamdan Hikayeler

-Baba annemi doktora götürmelisin-dedi genç kız titreyen sesiyle.
Ahmet bey cevap vermedi önce.Dalgın bakışları kalın çerçeveli gözlükler ardından gazetenin sayfaları arasında gezindi.Genç kız babasının dizleri dibine iyice sokularak:
-Baba! beni duymuyor musun?
-Kusura bakma kızım dalmışım bir şey mi demiştin diyerek geçiştirdi kızının varlığından yeni haberdar oluyormuş gibi.
-Farkında değil misin? bir haftadır aynı yemekleri yiyoruz.Yine taze fasulye pişiriyor.
Kızının melekler kadar masum çehresine baktı.
-Farkındayım benim sedef kızım ama biraz zaman tanımalıyız. Henüz rahmetli ninenin üzüntüsünü atamadı üzerinden. Göreceksin bak en kısa zamanda kendini toparlayacak ve eski günlerdeki gibi neşeli haline geri dönecek.
O sırada mutfaktan yükselen tatlı bir ses oturma odasında yankılandı:
-İpek!!! yemekler hazır kızım sofrayı hazırlamamda bana yardımcı olur musun?.

İpek babasına tekrar baktı.Şimdi ikisi de gülümsüyordu. Babasına hak verdi.Zaman her şeyin ilacıydı. Mutfağa yönelirken:
-Geliyorum annelerin birtanesi!!

Ahmet bey bir müddet kızının ardından baktı.Şüphe ve tereddütleri giderek artıyordu ama hasta olacağı ihtimalini asla düşünmek bile istemiyordu.YA HASTAYSA… Yüreği titredi. Yirmi yıllık hayat arkadaşını kaybetmekten korktu.

Eşi son zamanlarda garip davranışlar sergiliyordu.Hep geçmişten bahsediyordu.Unutulan anıları sanki şu an olmuş gibi hatırlıyor,küllenen hatıraları define avcıları gibi gün yüzüne çıkartıyordu.Bu bir derece doğal karşılanabilirdi.Her insanın mazisi çoğu zaman sinema şeridi gibi geçerdi hafızalardan.Tuhaf olan ise şu anı hatırlayamaz olmasıydı.Birgün hatta bir saat bazen on dakika önce yaşanmış olayları bir türlü hatırlayamıyordu. Bereket ki evde kızı İpek vardı yoksa evrak dolu çantasını, terliğini,pijamasını hatta çoraplarını asla bulamazdı.

Geçen gün bahar temizliği adı altında evi şekilden şekile sokmuştu.Elbise dolabındaki tertemiz gömlekleri,ütülü pantolonları tekrar yıkamış ütülemiş,yıllardır hiç açmadığı çeyiz sandığındaki eşyaları gelinlik kız gibi itina ile düzeltmişti.Beraber yorgunluk çayı içtikten sonra bu kadar yorulmamasını tembihlediğinde ne yaptım ki, daha dolapta yıkanacak,ütülenecek kıyafetler var esas temizliğe şimdi başlayacağım demişti.Az mı yalvarmıştı evleri pırıl pırıl temizlediğine,çamaşırı tertemiz yıkayıp ütülediğine, ama bir türlü inandıramamıştı onu.

Başını gazetenin sayfaları arasına tekrar gömdü.Siyaset sayfasında Türkiye’nin bitmeyen ve böyle giderse hiç bitmeyecek macerası Avrupa birliğinden bahsediliyordu."Evet Türkiye’nin yıldızı giderek parlıyordu,bölgesinde lider konumuna gelmişti ama bu yeterli değildi daha köklü reformlar,daha kalıcı açılımlar yapılmalıydı.Ermeni ve Kürt meselesinde yumuşak davranılmalıydı.Tarihi bilgisini yokladı.Sanki Batı bu meseleleri dün Osmanlı’nın bugün Türkiye’nin önüne ısıtıp ısıtıp getirmiyormuş gibi.Sanki sözde katliamlardan Batılı güçlerin haberi yokmuş gibi.Kıyı kentlerinde bir vatandaşının burnunun kanamasını devlete soran Batı neden doğudaki dün ermeni bugün kürt olaylarına göz yumuyor hatta el altından destekliyordu

Ekonomi sayfasında yeni paradan,enflasyonun düşmesinden bahsediliyordu.Bu sefer başaracağız dedi içinden çünkü bu sefer atılan adımları halk destekliyordu.Halktan kopuk ve ilgisiz fil dişi kulelerde alınmış kararları halk ne zaman desteklemişti ki zaten.

Yemekte fazla konuşmadılar.Ahmet bey kızıyla göz göze gelmekten özellikle çekiniyordu. Yemek esnasında İpek annesinin yemeğe sürekli tuz dökmesine dayanamamış ve tuzluğu saklamıştı, ayrıca annesi birşeyler arar gibi en az on sefer yemek masasından kalkarak odalarda dolaşmıştı. İpeğin gözleri dolmuş Ahmet bey başını göğsüne yapıştırmış ve kızının ince parmaklarını acıtırcasına sıkarak:
-Ağlama ipek kızım yarın ilk işim doktora gitmek olacak -demişti.

Çayı oturma odasında içtiler.Televizyon sırf gürültü yapsın diye açılmıştı.Zaten annesinin anlata anlata bitiremediği hatıraları dinlemekten yorulmuşlardı.İpek ders çalışma bahanesiyle odasına kaçarken Ahmet beyde yorgun olduğunu belirterek yatak odasına çekildi.

Pijamalarını giydi.Başını lavanta kokulu yastığa dayadı. Düşünceliydi.Uykunun gelmesini beklemekten başka çare yoktu.Yarın yapacağı işleri düşünürken eşi de yanına tüm şuhluğuyla uzandı.Öylece yatakta yan yana bir müddet hareketsiz uzanırken eşi;
-bey
-hıı
-hatırlıyor musun?
-neyi
-Bana ilk defa nerede seni seviyorum dediğini.

İçini bir hoşluk kapladı.Vücudunu eşinin yumuşacık,sıcacık bedenine daha da yaklaştırdı.Kollarıyla onu bir ahtapot gibi sardı.
-Hiç hatırlamaz olur muyum birtanem.Bir akşamüstü iskelede,güneş gurup ederken denizin derinliklerinde gün boyu sahili gezdikten sonra el ele bir baştan bir başa.Sen eve geç kaldığını söylemiştin ve vedalaşarak arkanı dönüp giderken ben kısık bir sesle -seni seviyorum-demiştim.Bir bilsen o anda ne kadar zorlandığımı meğer ne kadar da zormuş ilkler...Ama o iki kelime dudaklarım arasından çıktığında o kadar rahatlamıştım ki ruhum yükselerek göklerde uçuyordu sanki.Sen tekrar bana dönmüş ve yanağıma sıcacık buseyi kondurarak ceylanlar gibi sekerek uzaklaşmıştın bense sabaha kadar sahil kenarında mehtabı seyretmiş,dalga seslerini dinlemiş,dolaşmıştım.

Ahmet bey mazinin o güzel günlerini tekrar yaşamıştı. Gecenin loşluğunda eşinin cehresine bakarak:
-Ben hala o ilk öpücüğün tadını unutamadım.
Eşi Ahmet beyin kollarından sıyrılarak yanağından öptü
-Ne güzel günlerdi değil mi?
-Evet çok güzel ve özel günlerdi canım benim.
Vakit bir hayli ilerlemişti.İsine geç kalmak ve masa başında uyuklamak istemezdi.Zaten memurluk hayatı boyunca görevine birgün olsun geç gelmiş değildi.
-Hadi canım uyuyalım artık.
-Tamam aşkım ben uyudum bile.
Onun mutlu olmasına sevinmişti.Artık rahatlıkla uyuyabilirdi.Lavanta kokulu çarşafın kokusunu içine çekerek yorganına tekrar sarılmıştı ki,dairenin birisinden bebek ağlamaları yükseldi gecenin sessizliğinde.Eşinde bir telaş bir panik havası:
-İpek uyandı bey bak ağlıyor,hastalandı mı yoksa karnı acıkmış olmasın sakın

Ahmet bey afalladı.Ne diyeceğini bilemedi.Uykusu tamamen kaçtı.Artik bebeğin ağlaması kesilmiş ve gece bilinen sessizliğine geri dönmüştü.Eşinin telaşı yatışmıştı ki;
-bey
-hıı
-hatırlıyor musun?
-neyi
-sen eskiden çok güzel mektuplar yazardın
-onun için katip yaptılar ya
-ama ben onları hiç okumazdım
-peki okumadan nereden biliyordun güzel yazıldıklarını
-biliyordum,mektubu elime alır ve saatlerce hayal kurardım.

Hiçbir şey demedi.Eşinin tatlı hatıralarını dinledi bir süre daha.Sinirlendiği de oldu bazen.

-Hadi canim uyuyalım artık

Aniden susmuş ve yorganı yaramaz çocuklar gibi süratle başına çekerek;

-Tamam baba. rahatsız ettim. özür dilerim. Artık uslu çocuk olacağım.

Dünyası tepetaklak oldu.Başından kaynar sular döküldü. Yüreği ateşler misali yandı.Uykuya dalmış eşinin simasını seyretti bir süre.Ne kadar da güzeldi. Geçen yıllar güzelliğine güzellik eklemişti ancak.O bir süre anda tüm hayatları gözlerini önünden geçti."tesadüfen tanışmaları ilk buluşmaları,kafeteryadaki doyumsuz sohbetleri,sahil boyu gezmeleri,ilk kavgaları,ilk dargınlıkları, evlenmeleri,bebekleri... ve daha nice sevinçli kederli zamanlar hep o bir an zaman zarfına sığdı.

Sağ yanına döndü.Başını elleri arasına aldı.Dizlerini acıtırcasına karnına çekti.İki damla yaş süzüldü yanaklarına.


İsa Avcı

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 398
favori
like
share
Sylar Tarih: 09.10.2009 10:53
):

Ne kötü bir durum.