Busenin Göz Yaşları 25 Öyküsü - Derin Duygular - Ayhan Sarıkaya - Duygu Seli - Yaşam Hikayeleri - Öykü

Akşam,güneş batmak üzereyken; ufuk çizgisinde oluşturduğu kızıllık,bulutların arasından etrafa yayılıyor insanın gözlerini kamaştırıyor ve bir günün daha geride kalacak olmasının habercisi olmasından dolayı da;insanın ruhunun derinliklerinde
buruk bir duygu bırakıyordu.Bulutlar,bu burukluk karşısında kızıllıktan kurtulmak istercesine sağa sola kaçışıyorlar;meydanı,biraz sonra güneşin kaybolup gidişi sonucunda geride bırakacağı boşluğa terk ediyorlardı...Sanki birbiriyle yarış halindeydiler.İvedi davranıyorlardı...

Karanlık,yavaş yavaş Işıklı köyünün üzerine kara bir bulut gibi çökmeye hazırlanıyordu.Köyün köpekleri,kah havlıyorlar,kah da uzun uzun uluyorlardı.Sanki depremden önceki beklenen korkunç sessizliğin altında yatan, volkanın habercisini veriyorlar gibiydi...

Köylüler,tarlalarından dönmüşler,dönemeyenler de son hazırlıklarını yapmanın telaşı içerisindeydiler...

Ahmet efendi, hasat sonunda buğdaylarını silolarına doldurmuş,bir yıl sonraki tohumluklarını da ilaçlayıp,çuvallamıştı.Tedbirli davranmak zorunda olduğunu biliyordu.Buğdayı,tüccara kaptırmanın bir anlamı yoktu.Kışın çıkarıp satmayı daha uygun buluyordu.O zamanlar,buğdayın değeri biraz daha artmış oluyordu.Hatta, satmayı bırak,darda kalan köylülerin buğdayını da alıp silolara dolduruyor,köylüden aldığı buğdayı, kışın satmakla yarı yarıya kar edeceğinin ince hesaplarını yapmaktan geri kalmıyordu.

Ölen birinci karısından olan çocukları da dahil olmak üzere hep birlikte oturmuşlar,yer sofrasında akşam yemeklerini yiyorlardı.Ahmet efendinin büyük kızı,saygıda kusur etmiyor , yer sofrasının bütün servisini eksiksiz yapmaya çalışıyordu.Gözleri,sofranın etrafında oturanların üzerinde tetikte bekliyordu.Suyu bitenin tasına
;hemen dolduruyor,ekmeği kalmayana; hemen takviye ediyordu.

Bu akşam yer sofrasında farklı olarak Selma da vardı.Bu zamana kadar genelde yalnız yemeği yeğlerdi.Hep "..ben de kendi başıma ev reisiyim" diye düşünürdü.Bu akşamın ayrıcalığında ise dünkü damat olayı yatıyordu.Ağbeyisi Ahmet efendiye yaklaşıp şirin gözükmekle; "...şu kız isteme olayında zorluk çıkarmaz da ben de hayırlısıyla gelin olur giderim" düşüncesi yatıyordu.

Buse'ye de olanları ağbeyisine söylemesi için:

"-Buse yenge,şu benim hayırlı işimi ağbeyimin kulağına sana bir zahmet çıtlatıver de;beni istemeye geldiklerinde,karşı tarafa zorluk çıkartmasın ha..." diye sıkı sıkı tembih etmişti.

"-Tamam,kendisini hemen söylerim.Merak etme..."

Ahmet efendi ise bugünlerde hem sevinç içerisindeydi,hem de deli Osman'dan dolayı gizli bir ürkeklik vardı üzerinde.Harmanı kaldırmış olması,bütün yorgunluğunu üzerinden alıyordu.Yalnız şu anız yakma olayından dolayı,silah zoruyla deli Osman'ı bağlayıp,jandarmaya teslim etmesi,korkusunun kaynağını teşkil ediyordu.Adı üstünde deli Osman'dı.Köyde ve yakın köylerde deliliğini bilmeyen yoktu.Her şeyin zıddını yapmasını çok severdi.Cezasını çektikten sonra intikamını,yüzde yüz kendisinden alacağını biliyor ve buna inanıyordu.

" Bunu senin yanında bırakırsam,bana da deli Osman demesinler" diye jandarma başçavuşunun yanında korkmadan bağırdığına göre,işin tehlikeli boyutları anlaşılıyordu.

Ahmet efendi,deli Osman'ı akarte etmenin ince hesaplarını yapmıyor değildi.Her türlü alternatifleri düşünüyordu.Deli Osman,sinsi planlarını uygulamadan,kendisi erken davranmalıydı.

Ahmet efendi,tahta kaşığı ağzına her götürüşünde beynindeki düşünceler de dalga dalga yayılıyordu.

Selma'nın farklılığı yaratmasındaki göstermiş olduğu değişikliği çözecek ince ruha sahip değildi.Kızlarının bile neler yaptığını merak etmiyordu.

Bir ara ,Buse'ye gözleri kaymış olsa da;onun dünyasının gizemliliğindeki sırları bile kendisini ilgilendirmiyor ve umursamıyordu.

Varsa yoksa çiftçilik,tarlalardaki işlerdi.Biri bitmeden diğeri başlıyor,arada bir deli Osman gibi sivri zekalılar da çıkıyordu,mide bulandırmak için...

Odalarına erkenden çekildiler.Ahmet efendinin kafası yorgun,vücudu bitkindi.Gözleri,karısı Buse'nin karnındaki şişkinliğe odaklanmıştı.Akşama sabaha doğuracakmış gibi bir hali vardı.Bir ara " kız mı,erkek mi doğuracak acaba?" diye düşünmüş,sonra da,

"...aman canım,ne olursa olsun.Önemli değil.Yeteri kadar çocuk var birinci hatundan nasılsa.
Buse'den de bir o kadar doğutturursam yeter bana.Kız,oğlan şansa ne çıkarsa.

Buse,kocasının beyninden geçenleri,harfi harfine okumuşcasına:

"...sana ikinci çocuğu görmek nasip edersem,bana da Buse demesinler.Hemşirelik okulunda boşuna mı okudum.Hele bir karnımdakini doğurayım.Bir daha çocuk doğurmamak için tedbirimi alacağım,senin de ruhun duymayacak,Ahmet efendi..."

Buse,kocasının yorgunluğunu üzerinden atması için çoraplarını çıkarmış,leğenin içerisinde ayaklarını yıkamış,hatta yatağın içerisinde omuzlarına masaj bile yapmıştı.

Ahmet efendi,bütün yorgunluğunu unutmuşçasına yattığı yerden ters dönüp Buse'yle yüz yüze geldi:

"-Söyle bakalım hatun,konakta ne var ne yok?Ben konağın içerisiyle pek ilgilenemiyorum,biliyorsun ki...Kavga,gürültü yok değil mi?.."

Aslında bu sözleriyle;daha önceden kardeşi Selma ile Buse'nin yapmış olduğu kavgadan haberi olduğunu ima ediyordu.Bütün olup bitenleri,küçük kızı Gülpembe'den haber almış,başlangıçta tepkisiz kalmayı yeğlemişti.Hatta Selma'nın talibi çıksa da kocaya verip kurtulsam diye de düşünmüştü.

"-Selma da bu gidişle evde kalacak diye korkuyorum ha.Kısmeti çıkmadı gitti,kardeşimin..."

Bu konuşma,Buse'nin tam da beklediği fırsattı.Hemen taşı gediğine koymak istedi:

"-Bak sana ne diyecem.Selma'nın talibi çıktı.Komşumuz Zehra'dan aldığımız habere göre,bu cumartesi günü senden istemeye gelecekler."

"-Yapma ya.Hemen gelsinler.Damat,ne iş yapıyormuş."

"-Emekli memurmuş.Hiç evlenmemiş.Annesiyle birlikte yaşıyormuş."

"-Tamam,gelsinler bakalım.Hemen düğününü yapalım.Gerekirse iki başın eksiğini de yaparım.Memur adam da para ne gezer...Zavallı,parasızlıktan evlenememiştir bu zamana kadar..."


Ayhan Sarıkaya

Beğeniler: 1
Favoriler: 1
İzlenmeler: 451
favori
like
share