Benjamin Franklin Kimdir - Benjamin Franklin Resimleri - Benjamin Franklin Biyografisi - Benjamin Franklin Hakkında
Benjamin Franklin (1706 – 1790)



Benjamin Franklin, 6 Ocak 1706’da Boston’da doğdu. On yedi kardeştiler. Babası, 1685 yılında İngiltere’den Amerika’ya göç etmişti ve evin geçimini sabun ve mum yaparak sağlamaya çalışıyordu. Ancak maddi güçlükleri bir türlü aşamıyorlardı. Sekiz yaşında okula başladı; ama ancak iki yıl okuyabildi. Babası, çocuklarına yeterli eğitim sağlayamadığından, öteki kardeşleri gibi onu da çırak olarak işe yerleştirdi. Önce bir bıçakçının, sonra marangozun, daha sonra da tornacının yanında çalıştı. Ağabeyi James, küçük çapta bir basımevi kurmuştu; 1718’de, henüz on iki yaşındayken onun yanında çırak olarak çalışmaya başladı.

Okumayı seviyordu, meraklıydı ve bilgisini artırmak onu mutlu ediyordu. Bununla da yetinmiyor, kazandığı birkaç kuruşu da kitap almaya harcıyordu.

1720 yılında ağabeyi, bir ortağıyla birlikte gazete çıkarmaya başladı ve onu da dizgici olarak görevlendirdi. İlk zamanlar, hem dizip hem bilgisini artırmak çok hoşuna gidiyordu; ama bir süre sonra kendisi de yazmaya karar verdi. Ancak ağabeyi onun yazılarını gazetede basmayı kesinlikle kabul etmezdi; çünkü henüz on dört yaşındaydı. Zekâsıyla bu engeli de aşmayı becerdi. Yazılarını bir zarfa koyup basımevinin kapısının altından içeri attı. Sabah işe erken gelen ağabeyi zarfı buldu, açıp okudu ve çok beğendi. Biraz sonra işe geldiğinde ağabeyi onu yanına çağırdı ve bu bilinmeyen yazarın yazısını basıma hazırlamasını istedi. Ne büyük mutluluktu onun için.. Artık her gün adsız yazarın yazıları gazetede yayımlanıyordu.

Yazıları çok tuttu.Bir gün ağabeyiyle kavga etti ve eşyalarını toplayıp Boston’u terk etti. Önce New York’a, sonra da Philadelphia’ya gitti.

Londra’nın en iyi basımevlerinde birinde on sekiz ay çalıştı. Çalışkan ve örnek bir eleman olarak herkesin beğenisini kazandı.Çalıştığı sürece kazandığı paraları biriktirip matbaacılıkla ilgili araçlar satın aldı. 11 Kasım 1726’da Philadelphia’ya geri döndüğünde henüz yirmi bir yaşındaydı ve hiç parası kalmamıştı. Kendi adına bir basımevi kurması olanaksızdı. Bu nedenle eski patronunun yanına girdi. Bir süre onunla birlikte çalışarak para biriktirdi ve 1728 yılında kendi adını verdiği basımevini kurdu.

Bir taraftan var gücüyle çalışırken, öteki taraftan da kentin kültürlü, bilgili insanlarıyla da ilişki kurmaya çalıştı. Yakın arkadaşlarını ve dostlarını biraraya getiren “Junto” adını verdikleri kulübü kurdu. Her cuma akşamı kulüp üyeleri toplanıp politik, ticari, dini, felsefi konularda fikir alışverişi yapıyorlardı. Bu toplantılar kırk yıl kadar sürdü.

1733 yılında, yani yirmi yedi yaşında yabancı dil öğrenmeye karar verdi ve kısa sürede Fransızca, İtalyanca, İspanyolca ve Latince öğrendi.

Yalnızca kendini eğitmekle kalmıyor, çevresine yararlı olabilmek için de çabalıyordu. Yaşamı boyunca edindiği, saygı duyulacak bir prensibi vardı:

İnsanların yaşamını kolaylaştıracak şeyler üzerinde çaba harcamak.

Bu prensibini de yaşamının sonuna değin uygulamaya çalıştı. Yoksul çocuklar için parasız okul açılmasını sağladı. Bir halk kütüphanesi kurdu ki bugün dünyanın sayılı büyüklükte kütüphanelerinden biri durumuna gelmiştir. Daha sonra kentte ilk hastaneyi kurdu. Tümüyle ahşap yapılardan oluşmuş kentte ilk itfaiye teşkilatını kurdu ve kendisi de örnek olmak için bu kuruluşta görev yaptı. Posta İdaresi’nin düzene sokulması, mektup dağıtımının aksamaması için kuruluşun başına geçmesi önerisini hemen kabul etti.

İpekçilik konusunda çalıştı ve çok kârlı olduğunu görünce bunu herkesin yararlanacağı biçimde harekete geçirdi. Philadelphia arazilerinin daha verimli duruma gelmesi için tarımsal araştırmalar yaptı, teknikler kullandı. Ülkesinin gönenci için çok çalıştığı ve her şeyi incelediği her fırsatta görülüyordu.

Çok az eğitim almış olmasına karşın, her şeye bilimsel olarak yaklaşıyor ve mutlaka bir çözüm sağlıyordu. Örneğin, evlerin çoğunda ısınmak için şömine yakılıyordu. Uygulanan yöntem, yangın çıkma olasılığı nedeniyle tehlikeliydi. Ayrıca ısı kaybı çok oluyordu. Ve çok odun harcanıyordu. Franklin, demir soba yaparak hem ateşi denetim altına aldı, hem de ısı ve yakıt tasarruf sağladı. (1742)

Franklin’in gözleri bozuktu ve hem uzak hem yakın olmak üzere devamlı gözlük kullanıyordu. Devamlı takıp çıkarma sorununa çözüm getirmek üzere, hem uzağı hem yakını aynı anda görebilecek bir gözlük yapmalıydı. Bir çift yakın, bir çift uzak gözlük camlarını ortadan kesip, uzak göreni üste, yakın göreni alta koyup aynı gözlük çerçevesine yerleştirdi. Franklin’in 250 yıl önceki buluşunu bugün biz bifokal gözlük” olarak kullanıyoruz.

Philadelphia o zamanlar bir İngiliz sömürgesiydi. Vali onu sulh hakimi olarak atadı, sonra belediye meclis üyesi seçildi. Tüm bu başarılar onu şımartmadı. Gücünü kullanıp daha fazla zengin olmayı hiç düşünmedi. Aksine, belli bir zenginliğe kendince ulaştığına karar verip 1748 yılında matbaasını ve ticaret işlerini ortağına devredip kendini tümüyle sosyal ve bilimsel çalışmalara verdi.

Hemen hiç eğitimi olmayan Benjamin, sırf kendi merak ve zekâsı sayesinde birçok bilimsel gerçeğin ayırdına vardı ve açıklık getirmek için çabaladı. Elektrik konusunda aklını kurcalayan çok şey vardı. İki yakın arkadaşı Peter Collins ve Philip Syng ile birlikte bilimsel çalışmalar ve deneyler yaptılar. Ayrı ayrı çalışıyorlar; ama sık sık deneyimlerini paylaşıyorlardı. 1749’da Franklin tarihte ilk kez elektrik bataryası yapan kişi oldu.

Yoğun çalışmaları sırasında gördü ki sivri uçlu cisimler elektrik denilen şeyi çekme özelliğine sahip ve kıvılcım saçarak deşarj olma durumu, artı ve eksi yüklü elektriğin dengelenmesinden başka bir şey değil. Bu enerji bulutlarda biriktiğinde şimşeğin parlak aydınlığını oluşturuyor, gök gürültüsüyle yolunun üzerindeki her şeyi yıkıp geçiyor, toprağa ulaştığında dengeye kavuşuyor.

Tüm bunları kanıtlaması gerekiyordu. Oğlu William ile birlikte bir deney hazırladı. Bu amaçla bir uçurtma yaptı, ortadaki çıtanın ucuna sivri bir demir çubuk yerleştirdi ve ona kenevirden bir ip bağladı. Bu ip, ipek bir kordonla sonlanıyordu. Elektrik iletici olan kenevir ve iletici olmayan ipeğin birleştikleri yere bir anahtar baladı. Elektrik anahtar üzerinde birikecek ve varlığını kıvılcımlarla bildirecekti.

Gök gürültülü ve sağanak yağışlı bir günde Franklin ve oğlu bu aleti yanlarına alarak kırlara çıktılar. Uçurtmayı uçurdular. Uçurtmayı oğlu idare ediyordu. Bir süre hiçbir şey olmadı. Birden ipler gerildi. Anahtar enerji yükleniyordu. Franklin koştu parmağını anahtara dokundurdu, şiddetli bir şok aldı. Bu onu öldürebilirdi de.. Ama o sevinçten ne yapacağını bilemiyordu. Buluşunu kanıtlamıştı. Tarih Haziran 1752..

Bir süre sonra Franklin, buluşunu daha da yararlı duruma getirerek paratoneri geliştirdi. Bu alet sayesinde evler, binalar, anıtlar, gemiler yıldırım felaketinden korunacaktı.

Benjamin Franklin’in özverili çalışmaları, bilim çevrelerince de saygıyla karşılandı ve Harvard, Yale ve William&Mary üniversitelerinden şeref dereceleri kazandı. 1753’te altın madalyayla ödüllendiren Londra Kraliyet Akademisi 1756’da onu üyeliğe kabul etti. Böyle bir şerefi, o güne değin Koloni Amerikası’ndan kimse görmemişti.

Biyoloji konusunda hiçbir eğitimi olmamasına karşın, insan bedeninin çalışmasıyla ilgilendi ve daha iyi görev yapmasına yardımcı olacak yollar aradı. Örneğin ağabeyi John, böbrek taşı ağrısından yakınıyordu. Onun bu derdine çözüm olarak bugün üriner katater olarak bilinen aleti geliştirdi.

Bu denli çalışmalarının yanısıra, uzlaştırıcı yapısından dolayı İngiltere ile Amerikan kolonileri arasında süregelen anlaşmazlıklara çözüm bulması için 1757 yılında İngiltere’ye, daha sonra da Fransa’ya gönderildi. Bu görevleri yaklaşık yirmi üç yıl sürdü.

Franklin yetmiş altı yaşına gelmişti ve artık ülkesine dönmek istiyordu. Önce bu isteği kabul edilmedi. Ama birkaç yıldan buyana gut hastalığı ve böbrek taşı ağrıları onu iyice yormuştu ve ölmeden memleketine dönmek istiyordu. Bu kez isteği kabul edildi ve 1785’te Fransa’dan ayrıldı.

Memleketine dönünce Franklin, Pennsylvania eyaletine başkan seçildi ve 1787 konvansiyon meclisinde bu eyaleti temsil etti. Bu görevden sonra da aktif çalışmadan çekildi.

Peki köşesine çekilince hiçbir şey yapmadan evinde oturdu mu? Elbette hayır… Franklin’i evinde ziyarete giden Dr. M.Cutler, orada gördüklerini şöyle anlatır:

“Franklin beni kütüphanesine götürdü. Bu büyük salonda tüm duvarlar kitap doluydu. Sanırım ki böyle bir kütüphaneyi Amerika’da başka bir evde görmek olanaksız. Kitapların yanısıra, Franklin’in buluşları çevreye dağıtılmıştı. Önce cam bir alet gördüm. Bu, insan bedenindeki kan akımını gösteriyordu. Cam tüplerde bir sıvı devamlı dolaşmaktaydı. Sonra bir pres gördüm, iki dakikada bir bir yazıyı kopya ediyordu ve kopya da aslı denli netti. Bu aleti de kendisinin geliştirdiğini söyledi. Yapay bir kol, yüksek raflardaki kitapları kolayca yerinden alabiliyor ve yerine koyabiliyordu. Oturduğu koltuk yatar duruma gelebiliyordu. Bir mandala bastığında bir yelpaze kendiliğinden gidip geliyor ve serinlik veriyordu. Kendi icadı daha birçok şey gördüm.” İçten gelen bir terbiye ve zerafete sahipti; sevgi dolu, hoşgörülü ve yardımseverdi. Georges Whitefield’e yazdığı mektupta şöyle diyor:

“Bana gelince, birisine yardım ettiğim zaman, bunu bir lütuf olarak değil de bir borcu ödüyormuşum gibi düşünürüm. Bugüne kadarki yaşamımda pek çok kimseden pek çok yardım gördüm. Bu kişilere, bana yaptıkları iyiliklerin karşılığını vermek için herhalde hiç fırsat doğmayacaktır. En önemlisi, Tanrı’nın yardımlarına nasıl yanıt verebilirim ki? O halde minnettarlığımı ifade edebilmek için, insanlara, bana yapılan iyilikleri vermeliyim.”

Benjamin Franklin, 17 Nisan 1790’da seksen dört yaşında yaşama veda etti.

http://www.main-board.com/unluler/276008-benjamin-franklin-resimleri.html#post3722047

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 3028
favori
like
share