Gönüller Birer Ayna Olursa...

Müslümanların iyi olduğu durumlarda samimi, Allah için, işin içine başka şeyler, başka mülahazalar karıştırmadıkları, böyle gönüllerini doğru ve temiz tuttukları dönemde hep birer inayet olmuşsa, tabir-i diğerle “gönüller birer ayna olmuşsa” orada hep inayet-i İlahi tecelli etmiştir.
Neyin Vurgusunu Yapıyoruz?

Ne zaman olursa... yani işin içine başka mülahazalar katılmazsa, -çok tekerrür edilen bir sözdür, kusura bakmayın- yani “kendimizi ifadeyi” katmazsak işin içine, hiç farkına varmadan, mesela güzel Kur'an okuruz. Okunan o Kur'an'a karşı bir heyecan uyanır, Kur'an'ın meal-i münifini döktürürüz. Ona karşı bir heyecan uyanır, bir teveccüh hasıl olur. Fakat Allah'ın beyanını ortaya koyarken, onun önünde kendimizi de ortaya koyarız. Sesimizle kendimizi ifade ederiz. Nağmemizle kendimizi hissetmeye çalışırız. Kur'an'ı Kerim'e dair bulduğumuz bir nükte ile kendimizi ifade ederiz.
Başarımıza vurguda bulunuruz. Kitap yazarken kendimize vurguda bulunuruz. Bazen bir sözümüze, bir beyanımıza büyüleniriz. “Bunu iyi dedik, şimdiye kadar kimse dememişti bunu.” Bunların hepsi o işi yaralama, o işte bir çatlak meydana getirme demektir. İsterse buna böyle mülahazalara, Şah-ı Geylani girsin, Hasan Şazeli girsin, Ahmed Bedevi girsin ve sizin oturup kalkıp hep saygı duyduğunuz, hakikaten saygı abidesi insanlar girsin, bu mesele mezmum bir meseledir. Onlara ait yönleri itibariyle biz sadece o zatlara nispet edildiği için inşallah onlardan mezmum (kötü ve çirkin karşılanmış) değildir deriz de, fakat o meseleyi tecrit mülahazasıyla ele aldığımız zaman basbayağı mezmumdur.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 286
favori
like
share