Vakit gecikmişti. Çoktan gitmeliydim. Bu kezde son defa iyi geceler diledim eski dostlara. Belki baharda yine gelirim. Ve, valizimi alıp koyuldum yollara. Rastgele dedim hayata yine bir sonbaharda.
Üşümüştüm. Hem de çok üşümüştüm. Şiddetli esen rüzgarın yakıcı etkisi tenimde dolaşıyor, vücudumu kaşındırıyordu. Yarım saat kadar yürüdüm yollarda. Kimsecikler görünmüyordu etrafta. Bu, dostlarımı kimbilir kaçıncı terk edişimdi. Biliyordum. Yürüdüğüm yerlerin etrafında bir kavis çizip tekrar geri döneceğimi.
Üç saat kadar başı boş bir şekilde dolaşıp durdum. Gecenin karanlığında çakıl taşlarıyla kaplı dar bir patika yol çıktı karşıma. Tam karşımda bütün heybetiyle duran bir meşe ağacı, kollarıyla bütün sokağı sarıp sarmalıyordu. Sanki hareket eder gibiydi. Yoksa hayal gücüm mü oyun oynuyordu bana.
Ayak sesleri geliyordu “tak tak” diye. Gelen endamlı biri olmalı diye düşümdüm. Bir kaç adım daha attıktan sonra, koskoca cüsseli bedeni ile tir tir titreyen bir yürek çıktı karşıma. Bu soğuk havada alnından terler akıyordu. Ürkek bir görünümü vardı. Şaşırdım. Biraz önce beni “tak tak” diye ayak sesleriyle telaşa düşüren bu yürek, hiç hareket etmeden öylece bana doğru bakıyordu. Oysa gelişi kadar ürkütücü değildi gördüğüm bu sima. O vakit seçim sanşım yoktu; bu çakıl taşlı yolda. Daha yeni terk etmiştim eski dostları. Oysa şimdi hayata karışmak, dış dünyaya açılmak üzereydim.
Param, evim ve sevdiklerimi geride ne varsa bıraktım. Ve şu an hayata yine boyun eğmek zorunda kaldım. Biliyordum. Yine yenilecektim. ama bu kadar çabuk olmamalıydı.
Adam birden “şşşşşttt” diye fısıldadı. İrkildim.
Bir saat kadar vaktin var. Hemen gitmezsen bir daha gidemezsin dedi ve sokağın başına doğru yürüdü.
Beyefendi! Beyefendi! beni nereden tanıyorsunuz? diye arkasından seslendim. Hiç oralı olmadı. Sanki rüyada gibidiydim. Gecenin karanlığında birinin yüreğime dokunması, kendime getirmişti beni. Bir an kalbimin burkulduğunu hissettim. Nasıl olurda bütün hayatımı geride bırakıp ayazlı bir gecede yollara vururum kendimi diye düşündüm.
İşte! yine gelmişti vicdan duygusu. Derin bakışları yüreğimin üzerindeydi. Yine ortada bırakmıştı beni. Ayakta duracak halimde kalmamıştı. Güçlükle nefes alıyordum. İnatla direttim; kanadı kırık vicdanıma.. “Bu sefer gelme gideceğim”.
Issız yollarda koştum, koştum. Bir çamur birikintisi sıçradı suratıma. Kendime geldim. Baktım karanlık yollara.
Bir saat kadar serseri duygularla gezip dolaştım. Bu gecede yine bir değişiklik yaşadım. Ahmet ve arkadaşlarına rastladım. Bir meyhanenin kapısından çıkıyorlardı; sabahın ilk ışıklarıyla.
Ooooooo dedi Ahmet!
Vay canına kimler gelmiş kimler dedi alaycı tavrıyla.
Yine mi sensin Burhan?

Hiç havamda değildim. “Tam üstüne bastın Ahmet kaldır ayağını” dedim.
Ooooo dedi yine pişkin bir tavırla. Düellon bitmedi mi hayatla?
İnatlaştık biraz.
Ayakta sallanıyordu Ahmet. Birden yere yığılıverdi. Yarım gecede olsa dertlerden kurtulacaktı. Meyhane önünde herşey sessiz ve sakindi.
Yabancıydım buralara. Şimdiye kadar çoktan varmış olmalıydım yeni ufuklara. Sabah olmak üzereydi. Yaşlanıp ıskartaya çıkmak istemiyordum buralarda. Yine dönüp dolaşıp geldim eski dostlara. Sırtımda kahverengi meşin ceketim, ayağımda prangalarla. Hala gönlüm yaşamadığım duygularda.


Yazan : Melodi AKÇAY

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 299
favori
like
share