Ruhun Esareti 10 Öyküsü - Derin Duygular - Mustafa Uslu - Duygu Seli - Yaşam Hikayeleri - Öykü

Tunç panik bir sesle, kendisini sivil kıyafetli birilerinin sürekli takip ettiğini söylüyordu. Sulhi Bey, sâkin olmasını ,adımlarını dikkatli atmasını tembihledi.
Tunç:"Abi istersen yarın yapacağımız toplantıyı erteleyelim. İçim hiç rahat değil" dedi.
Sulhi Bey kendinden emin, kontrolü elinde tutan bir ses tonuyla:" Toplantı legal yapılacak, ertelememiz için bir neden göremiyorum. Sakin ol dikkat çekecek hareketlerden sakın" diyerek telefonu kapattı.
Her şey ters gitmeye başlamıştı. Kötülük, dostuna hançerini nasıl saplayabilirdi? Hiçbir güç hedeflerine ulaşmaktan alıkoyamazdı. Bu "ışık yolu" sönmemeli, acı çeken ruhlar ışıkla huzura kavuşmalıydı....
Bu düşüncelerle odanın içinde volta atıyor, yeni senaryolar kurguluyordu.

.....

Gül, ayağına prangalar vurulmuş gibi yorgun adımlarla fakültenin bahçesinden içeri girdi. İçinde karmaşık duygularla cebelleşiyordu.Zifiri karanlıkta kalmış, her gördüğü karartıyı sinsice yaklaşan bir düşman gibi görmeye başlamıştı. Karşısına çıkan herkese potansiyel suçlu gözüyle bakıyordu.
Finaller yaklaşmış elinde hiçbir ders notu dahi yoktu. Sınıfta birkaç öğrenci düzenli ders notları tutuyordu. Onlardan da istemekten imtina ediyor, gururuna yediremiyordu. O tipleri oldum olası hiç sevmemiş, hep gerici bağnaz gözüyle bakmıştı.

Bahçedeki kafeteryada bir erkek arkadaşıyla oturuyordu. Daha ismini bile tam çıkaramadığı, geriden geriye antipati duyduğu, sınıf arkadaşının olduğu masaya doğru yaklaştı. Hâla isteyip istememekte tereddütler yaşıyordu. Tam onların yanına yaklaştığı sırada arkadaşı ayağa kalkarak:
" Esat, çok sağ ol, görüşürüz kardeşim"

Diyerek vedalaştı. Şimdi kendine biraz daha güven gelmiş, bütün cesaretini toplamıştı. En azından ismini öğrenmiş, konuşmaları havada kalmayacaktı. Karşısında ; Uzun boylu, saçları dalgalı, gözleri siyah üzüm taneleri gibi ,duruşuyla güven telkin eden bir genç vardı.
Yanına kadar yaklaştığı halde Esat hala ondan habersizdi.
Uzun boylu, saçları dalgalı, gözleri siyah bir üzüm taneleri gibi duruşuyla güven telkin eden bir gençti

Anlam veremediği bir çekingenlik ve utanma duygusu tüm bedenine giydirilmiş dar bir elbise gibi sıkıyordu. Normal zamanlarda hiç böyle olmuyor, kendinden emin, hiç kimseyi takmayan, çok uçuk birisiydi. Kalp atışlarının istem dışı hızlandığını fark etti. Adeta elektriğe tutulmuş gibi titrek bir ses tonuyla :

" İyi günler Esat, şey sizde galiba Osmanlı Hukukunun ders notları varmış bana da verir misiniz? bir fotokopi çektirsem."

" İyi günler Gül, tabi ki neden olmasın bir dakika veriyorum, yalnız bu gün geri alabilirsem çok sevinirim."

Gül, çok şaşırmış afallamıştı, nerden biliyordu isminin Gül olduğunu iki senedir aynı bölümde olmalarına rağmen bu zamana kadar ilk defa konuşuyorlardı. Kendini toparlayarak:

" Tabi birazdan kırtasiyede çektirir size veririm."

" Buyurun"
" Çok teşekkür ederim. İyi günler"
" Hayırlı günler efendim"

Böyle bir vedalaşma şekline ilk defa şahit oluyordu. Çok şaşırmış, ama samimi geldiği için hoşlanmıştı. Birkaç adım attıktan sonra geri dönüp bakmak istedi. Fakat yanlış anlaşılmaya fırsat vermemek için vazgeçti. Yakında ki kırtasiyede fotokopiyi çektirdi. Esat'a biran önce ulaştırmak için acele etti. Kendini, okyanusta sürüklenen bir kabuk gibi hissetti. Belirsiz bir yerlere sürükleniyordu.

Esat'a baktığında masada oturmadığını fark etti. Gözleri etrafta merakla onu aradı. Bulamayınca üzüldüğünü hissetti. Dersliklere doğru girdiğinde Esat'ı sınıfta bir şeyler okurken gördü. Hızlıca yanına yaklaştı yine adrenalin yükselmişti. Bu tuhaf duygular içinde:

"Merhaba Esat, fotokopiyi çektirdim. Çok teşekkür ederim. Yalnız şöyle bir baktım da son konular yok onları nasıl alabilirim?"
"Haa evet, o gün okula gelmemiştim. Eğer istersen ben yarın temin edebilirim. Zaten bana da lazım"
"Çok iyi olur, size zahmet olacak. Nasıl alabilirim. İsterseniz cep numaramı vereyim siz çağrı atarsınız"
" Tamam nasıl isterseniz"

Gül hemen cep telefonu numarasını verdi. Tekrar teşekkür ederek diğer tarafta, boş bir yere oturdu. İçinde tarifi imkansız mutluluklar yaşıyordu. Bu duyguyu daha önce hiç yaşamamış düşünme melekesini kaybetmişti adeta...

Dersten sonra doğruca eve gitti. Bu gün babasının mesaisinden sonra İzmir'e abisinin yanına gideceklerini biliyordu. Annesi hazırlıklar yapmış, Evi pasta kek kokusu sarmıştı.
" Oo Anneciğim, bize bir şey yapmazsın oğlun için neler hazırladın böyle?"
" Sanki sana bir şey yapmıyorum. Kızım sen yalnız kalabilecek misin?"
" Kalırım tabi ki anneciğim, korkacak değilim ya"
" Ne bileyim aklım sende kalacak, keşke sende bizimle gelsen"
"Gelemem anne, sen beni hiç düşünme, kapıyı kilitler yatarım"

Babası da geldi, son hazırlıkları da tamamladılar vedalaşarak yola çıktılar. Arabanın arkasından el sallarken telefonu çaldı. Esat arıyordur diyerek heyecan ve merakla telefonu bir an önce kılıfından çıkarmak için panikledi.

Arayan Banu'ydu:
" Efendim Banu'cuğum"
" İyi akşamlar, Yarın toplantıya bende gelmek istiyorum. Sana anlatacaklarım var"




Mustafa Uslu

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 277
favori
like
share