Ruhun Esareti 11 Öyküsü - Derin Duygular - Mustafa Uslu - Duygu Seli - Yaşam Hikayeleri - Öykü

Gökyüzü homurdanmaya başlamış, bulutlar güneşe inat semayı kapatma telaşı içindeydi. Hayatında ne zaman işi düzene girmek üzere olsa, sinsi engeller karşısına duvar gibi dikiliyordu. Her Çakan şimşek yüreğinden bir parça koparıp götürüyordu. Canı anlamsız bir şekilde sıkılıyordu. Ruhundaki gizli sızı bir türlü bitmek bilmiyordu.

Eve girdikten sonra tuhaf şekilde yalnızlık hissine kapıldı. Dışarıda çakan her şimşek, beynine kör kurşun gibi saplanıyordu. Birden akşam toplantı olduğu aklına geldi. Aceleyle hazırlanmaya başladı. Bir yandan da telefon elinde Tunç'a haber edip kendisini almasını istiyordu. Tunç, yarım saate kadar geleceğini söyleyerek hazır olmasını söyledi.

Akşam toplantıda bazı şeyleri konuşmayı tasarlıyor, bunun planını inceden inceye düşünüyordu. Derken avaz avaz kapı zili çaldı.
Nefes nefese koşarak: " Geliyorum çatlama" diyerek kapıyı açtı.
Akşam serin olacağını düşünerek son anda kabanını da alıp kapıyı çekti. Tunç, heyacanlı bir şekilde: " Acele et daha yapacak çok işim var lütfen" diyerek arabayı gazlaması bir oldu.
Gül. "Bu halin ne ya! arkandan atlı mı kovalıyor?" diye zoraki bir tebessüm etti. Ailesi yola çıktı çıkalı tarifi imkansız bir sıkıntı çekiyordu. Sanki kötü bir şey olacak hissini yaşayıp duruyordu.
Toplantı salonuna geldiklerinde, masaların konuşmacıyı görecek şekilde dikey hazırlandığını gördü. "Bayağı kalabalık olacak" diye mırıldandı. Etrafına göz gezdirmeye başladığında fakülteden tanıdığı birçok öğrenciyi salonda gördü. Tanımadığı da çok kişi vardı. Salonun çok güzel hazırlandığı gözünden kaçmadı. Tanıdığı arkadaşlarına " İyi akşamlar" diyerek sanki birisini arar gibi salonda dolaşıyordu. Telefonunun sesiyle kendine geldi.

Arayan Esat'tı, biranda içine kor ateş düşmüş gibi yanma hissetti. Eli ayağına dolandı. Bu gürültüde sesini duyamayacağını düşünerek. Telefonu açıp "Bir dakika" diyerek salonun balkonuna yöneldi.

"Affedersin Esat, kalabalık bir ortamda olduğum için beklettim."
"Önemli değil, tahmin ettim bende. Şey, ders notları için aramıştım. Galiba zamansız arayıp, rahatsız ettim sizi"
"Ne rahatsızlığı, bilakis memnun oldum. Sana da zahmet verdim. Onu nasıl alabilirim."
" İstersen ben size bırakabilirim. Sizin, akşam çıkmanız mümkün olmayabilir."
"Zahmet olacak, ben şimdi "Elit Düğün Salonundayım" burası size ters düşer, bir iki saat sonra eve geçeceğim oraya getirebilir misin?"
"Tamam getiririm. Saat 22:00 gibi gelsem olur mu?"
"Olur olur , o saate kadar işim biter burada"

Salondaki kalabalık iyice artmış, herkes yerlerine oturmuştu. Tam oturacağı uygun bir masa ararken Banu salona girdi. Yanında son derece karizma, uzun boylu, yakışıklı bir genç vardı. Onları gayet samimi el ele gördü. Şaşkınlığını gizleyemedi. Oracıkta buzdan bir heykel gibi donmuş kalmıştı. Daha önce hiç görmediği bu delikanlıyı merak etmiş, aceleyle onların geldiği yöne doğru yürümeye başlamıştı.

Banu mutluluk bulutları üstünde yürüyor gibiydi. Gül'ü görünce:
" İyi akşamlar Gül, bak seni kimle tanıştıracağım"
"İyi akşamlar, kiminle tanışıyoruz? Tanıyamadım arkadaşını?"
" Evet tanımazsın sen, sana hiç bahsetme fırsatım olmadı, Yalçın, erkek arkadaşım. Yalçın, bu da dünyanın en tatlı arkadaşı Gül"

Diyerek tanıştırdıktan sonra, Gül'e gözleri sevinçten parıldayarak, birlikte aynı masada oturmayı teklif ettiler. Gül, yıldırım hızıyla edinilen bu arkadaşlık olayını çözememişti. "Olabilir tabi" diyerek uygun bir yere oturdular. Yalçın, masadan bir ara kalkınca, Gül aceleyle Yalçın'la nasıl tanıştıklarını merakla sordu. Banu; Yalçın'ın dernekten geçmiş olsun için görkemli bir çiçekle geldiğini ve nasıl birbirlerini sevdiklerini bir çırpıda, nefes nefese anlattı...

Yemek başlamıştı, Sulhi Bey kürsüye çıkarak derneğin Türkiye gençliğinin daha modern eğitim alması için ve daha fazla özgürlüğe kanat çırpmaları için çalışmalarını bir bir anlattıktan sonra, Roma'dan gelen misafirlerine yönelerek "Onur konuğumuz Sayın Davide'ye hoş geldiniz diyor ve kısa bir konuşma yapmaları için kürsüye davet ediyorum" dedikten sonra, övgü dolu sözlerini alkışlarak pekiştirdi.

Konuşmalar ve yemek faslı bittikten sonra Gül, ayağa kalkarak, Sulhi Beyin yalnız olduğu anda yanına gitti. Ona : "Türk gençliğini nasıl özgürlüğe uçurduğunuzu biliyorum. Bundan sonra kimseleri kandıramayacaksınız" diyerek sesini biran da barut alevi gibi yükseltti. Sulhi Bey sakin bir ses tonuyla:
" Saçmalamayın lütfen! Gül Hanım siz ne söylediğinizin farkında mısınız?"
" Ben saçmalamıyorum saçmalayanlar belli"
"İsterseniz bu konuyu birazdan baş başa konuşalım, şimdi ne yeri nede zamanı, misafirlerimi uğurlayacağım" diyerek yanından ayrıldı.
Gül Sulhi Beydeki panik hali sezmiş: " Tamam nasıl isterseniz konuşuruz" diyerek tekrar Banu'ların masasına yöneldi.
Salonda herkes dağıldıktan sonra Sulhi Bey, Gül'e arabayla kendisini hem evine bırakmayı hem de yolda konuşmayı teklif etti. Gül bir an tereddüt ettikten sonra kabul etti. Arabayla gül'ün evine doğru hareket ettiler. Sulhi Bey: Ne söylemek istiyorsan dinliyorum" diyerek Gül'e kendinden emin bir edayla baktı.
" Banu'ya ve diğer kızlara yaptığın her şeyi biliyorum." Dedi.
"Banu, Şizofren hastası bir kız, doktor raporu var, bu söylediğin şeylere kimse inanmaz" dedi.
Bu sırada Gül'ün evinin önüne gelmişlerdi. Konuşmaları hararetli bir şekilde devam ediyordu. Sulhi Bey: Mahsuru yoksa sizin evde devam edelim" diyerek Gül ‘e baktı.
Gül, bir an tereddüt yaşadıktan sonra:
"Tamam buyurun" diyerek içeri buyur etti.




Mustafa Uslu

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 303
favori
like
share