Ruhun Esareti 12 Öyküsü - Derin Duygular - Mustafa Uslu - Duygu Seli - Yaşam Hikayeleri - Öykü

Gül, neler yaptığının farkında değildi. İçeri neden aldığını da bilmiyordu. Beyninde çelişkiler yumağı örülmüş, çözemiyordu. Kelebeğin ateşe sürüklenmesi gibi bir şey miydi? Yoksa... Bu karmaşık duygularla mücadele ederken Sulhi Beyin: " Eviniz çok hoşmuş" sözüyle irkildi.

"Ayakta kaldınız şöyle buyurun" diyerek baş köşedeki koltuğu gösterdi. Kendiside karşısına oturdu. Sulhi Bey daha sevecen ve şirin bir sesle:
" Nerde kalmıştık Gül Hanımcığım?" Demesiyle Gül'ün başından kaynar sular dökülmüştü adeta. Karşısındaki adam birden farklı bir role bürünmüştü. Gül mahcup olduğunu belli etmek istemedi. Ayağını ayak üstüne atarak, kendinden emin ciddi , taviz vermeyen bir ifadeyle:

" Banu, olayını konuşuyorduk. Ben şizofren olduğuna inanmıyorum. Böyle bir mazeretle bu işten kurtulamazsınız"
"Ben de zaten kurtulma çabasında değilim, Olay savcılığa intikal etti. Eğer suçlu olsaydım burada olmazdım. Değil mi? İçiniz rahat olsun, Banu hayatından çok memnun, ondaki değişimi ve mutluluğu bu akşama gördünüz. Bir bakarsın çok yakında evlenirler."

Gül kendinden emin bir bakışla "Söyledikleriniz bana hiç inandırıcı gelmiyor, çok yakında göreceğiz neler döndüğünü" diyerek konuyu kapatmak istedi.
Ayağa kalkarak: "Pardon ne alırdınız ? sormayı da unuttum" dedi.
" Sulhi Bey koltuğa yaslanıp ve ayak ayak üstüne atıp sıcak bir tebessümle: "Şekersiz bir kahveni alırım" dedi.

Gül, "Tabi ki neden olmasın" diyerek mutfağa yöneldi. Sulhi Bey, aceleyle yanında taşıdığı çantasını açarak, bir küçük kamera aparatı çıkarıp konsolun üzerindeki çiçeğe yerleştirdi. Tekrar hiç bir şey olmamış gibi yerine oturdu. Bir yandan da mutfakta ki Güle:

"Babanlar İzmir'den ne zaman dönecekler?" diyerek muhabbet yapmaya çalışıyordu.
Gül, ses tonunu yükselterek: " Bilmiyorum birkaç günden dönerler herhalde" derken kahveleri getirdi. İkram ettikten sonra kendiside oturdu. Sulhi Bey okuldan, hayatının nasıl geçtiğin den malum klasik muhabbetlerle daha sıcak bir bir ortam oluşturma çabası içindeydi. Ayağa kalkarak üzerindeki hırkasını çıkarıp yan koltuğa koydu, gömleğinin kollarını iki kat sıvadı.

Gül kendi kendine: " Eyvah! Kızım, bu adam mitili buraya attı. Kalkmaya hiç niyeti yok" diyerek, içindeki derinlemesine yaşadığı korkuları mırıldandı. Sulhi Bey, tekrar yerine oturmayıp Gül'ün yakınındaki koltuğa oturdu. Ona çok güzel bir kız olduğunu, kaç tane erkek arkadaşının olduğunu, hayatının da yaşadığı maceralı günleri sormaya başladı.

Gül, bu sorulardan son derece rahatsız olmuş. İçine kötülüğün kızgın hançeri saplanmış gibi acılar hissetmeye başlamıştı.
Sessizce yaklaşan sanki, karanlığın derinliklerinde korkuların ayak izleriydi. Kendini vahşi bir şahin karşısında korumasız, bir serçe kuşu gibi hissediyordu.
Sulhi Bey aniden Gülün elini tuttu: " Çok çok güzelsin, erkek arkadaşın çok şanslı" diyerek gülün yanındaki koltuğun kenarına oturdu. Gül, elini sertçe çekti: Hiddetli bir sesle:

"Sulhi Bey! siz ne yapıyorsunuz? yakıştıramıyorum size, lütfen evimizi terk edin." Dedikten sonra eliyle dış kapıyı işaret etti.
Ağustos sıcağında kalmış gibi yüzünde terler belirmeye başlamış, sinirden titriyordu. Kendini bir sapığın bilmem kaçıncı kurbanı gibi görüyordu. Bu, ruh hastası adamdan kurtulmak için aklından saniyeler içinde bin bir düşünce geçiyordu.
Sulhi Bey: " Lütfen sakin olun ben bir şey yapmadım. Niçin bu kadar akresif oldunuz anlamıyorum " diyerek ayağa kalktı. Gül'e aniden sarılarak onu kıskıvrak sardı. Gül, bir ahtapotun sarılması gibi sarılmıştı. Çırpınıyor, bir yandan da " Manyak adam! ne yapıyorsun! İmdaattt!" diye bağırmaya çalışıyordu.

Sulhi Bey, kendinden geçmiş bir kuduz köpek gibi saldırıyor. Kaç aydır senin hayalinle eriyorum. Sen, iste yeter ki seninle evlenirim. Evimin hanımı olursun. Önüne servetimi sererim." Diye yalvarırcasına onu ikna etmeye, sakinleştirmeye çalışıyordu.
Gül hala umutsuzca çırpınıyor bağırıyordu: " Babam yaşında adamsın ben seninle nasıl evlenirim. Sapık adam! diye ağzına gelen tüm küfürleri, cehennem alevi gibi adamın yüzüne püskürtüyordu. Sulhi Bey elini cebine sokarak bir küçük tüp çıkardığı gibi Gül'ün yüzüne sıktı.

" Yapma! Lütfen!"diye yalvarırcasına bağırarak kucağına yığıldı kaldı. Hala Baba! lütfen yardım et. Diye mırıldanıyordu.

Sulhi Bey : Sen çok beklersin babanı, onu oraya yollayanda bendim. Mektubu da ben yazdım. Seninle baş başa kalmak için her şeyi planladım" diyerek pis pis güldü.
Gül : " Sen ha! tüm bunları planlayan" derken bayıldı.

Sulhi Bey, büyük koltuğa uzattı. Şimdi hayallerime kavuşacağım diye mırıldanırken. Telefon sesiyle irkildi. Çalan telefon Gül'ün telefonuydu.

Baktığında arayan Esat yazıyordu. Baktığı ile telefonu kapatması bir oldu.

....




Mustafa Uslu

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 267
favori
like
share