Şarkıların söylediği gibi, şimdi çok uzaklardasın. Gönlüm hüsran ve hasretle dolu. Senden hiç ayrılmayacağımı sanırken, sensizliğe mahkum ettin beni. Beni, benimle bıraktığın yerde el ele dolaşan, göz göze bakışan iki sevgili görsem, bizi ve bana söylediğin o şarkıyı hatırlarım.
“Şarkılar seni söyler dillerde nağme adın
Aşk gibi sevda gibi huysuz ve tatlı kadın”
Şimdi o istasyondayım. Tren vagonlarına hasretimi, sevdamı yükledim. Sana, her geçen trenle, hiç bitmeyecek sandığımız hasretimi, sevdamı yolluyorum. Kırgınlığımla birlikte. Hani ölümsüzdü, hiç bitmeyecekti sevdamız. “Niye beni sensiz bıraktın”. Şimdi kaybolup gidiyorum, istasyondaki kalabalıklar arasında. Kimse bilmiyor, içimde ne fırtınalar koptuğunu. Gelen bütün trenler, sevdiklerini birbirine kavuşturuyor da, bir benim sevdiğimi niye getirmiyor.
Zaman, hayatla anlaşmışçasına sanki, inatla beni sana, seni bana kavuşturmuyor. Oysa, ben sevdamı, hasretimi tren vagonlarına yükleyip sana göndermiştim. Tren vagonları sevdamı, hasretimi sana getirmemiş olamazlar ki. Yoksa, sen artık başka istasyonlarda mısın?
Şubat ayını, ne kadar da çok severdik. Yeni açan ağaçların tomurcuklarının mis gibi kokusu, sevdamızı sana hiç hatırlatmıyor mu? Yoksa, oralarda ağaçlar tomurcuklanıp, çiçek açmıyor mu? Ya da sen başka ağaçların çiçeklerini mi kokluyorsun?
Yağmurlu gecelerde, birbirimize sarılarak boş sokaklarda dolaşırken, önümüze ilk çıkan köfteciden köfte ekmek alıp, soğan eşliğinde yediğimizi, sevdamızın tadı gibi hatırlamıyor musun? Şimdi, oralarda yağmurlu başka gecelerde, köfte ekmeğini soğan eşliğinde başkalarıyla mı paylaşıyorsun? Oralara yağmur yağmıyor mu? Yağmurlu gecelerde, boş sokaklarda başkalarına mı sarılıyorsun?
Bana söylediğin bir söz vardı. Şimdi bunu tren istasyonunda hüzünle hatırlıyorum. “Eğer bir gün ayrılırsak, sen hep o şarkıda kalacaksın” demiştin. Ben, o şarkıyı yıllardır dinliyorum. Sen demek ki, bu sözünü ve bu şarkıyı unutmuşsun. Yoksa sevdamıza dair, bizim olan bu şarkıyı başkalarına mı söylüyorsun?
Bak sonbahar geldi. Tıpkı sevdamıza geldiği gibi. Eylül ayını ne çok sevdiğimi bilirsin. Ben yine bu boş sokaklarda, düşen yapraklara bakarak yürüyorum. Ve düşen yaprakların hüznüyle sevdamı, kırgınlığımı bu mektupla sana yolluyorum. Şimdi her zamanki gibi, tren istasyonundan ayrılma vaktim geldi. Eve doğru yürüyorum. Sevdamızı bu mektupla bitirdiğimi sanıyorum. Sende bitirmiş olacaksın ki, ne Eylül, ne Şubat, ne de başka aylarda geldin.
Şimdi, evimdeyim. Çelişkiler içerisindeyim. Yalnızım, mutsuzum, inancımı yitirdim. Kapımın zili çalıyor. Kalkıp açmak bile istemiyorum. Zil inadına çalıyor. Sanki, bir şeylerin habercisi gibi. Kapıyı açıyorum. Elime bir mektup tutuşturuluyor. Bu mektubu getiren kimdi? ve nereden geliyordu? düşünemiyorum. Karışık duyguların esiri altında, masaya bırakıyorum. Bir müddet sonra içimden bir ses “ kalk al, aç ve oku” diyordu sanki. Mektubu açtım. Gönderen SENDİN.
Bir an, yıllarca beklediğim halde okuyup, okumamak arasında tereddütte kaldım. Şaşırdım ve sevindim. Demek ki, beni unutmamıştın. Beni sevdiğini, unutamadığını yazıyordun.
SEVDAMA
Bir gün buralardan gitmek zorunda kalırda, sana dönemezsem demiştim. Lütfen beni affet! Ve, o şarkıyı dinleyerek seni hatırladığımı düşün. Seni hep sevdim. Hiç unutmadım. O zamanlar sana, üstü kapalıda olsa, bazı şeyleri anlatmak istedim. Ama, ikimizin de sevdası buna engel oldu. O zamanlar, hastalığımın daha çok başındaydım. Şimdi, hastalığım iyice ilerledi. Senden bir isteğim var, eski günlerimizdeki gibi, beni yolcu ettiğin yere git, boş sokaklarda, yağmurlu gecelerde beni ve şarkımızı hatırla. SENİ SEVİYORUM.
Not: Bu notu ağabeyimin size özel olarak yazdığı mektuba üzülerekte olsa, ben yazıyorum. Ağabeyim hastaydı. Sizin özleminizle yılları geçti. Yağmurlu gecelerde, hep sizi hatırladı. Ve dudaklarından, belli belirsiz bir şarkı dökülüyordu. “Huysuz ve tatlı kadın” diye.
Ağabeyim vefat etti. Bu mektubu, çok istediği halde size gönderemedi. Onun anısına, ben size gönderiyorum. Sevgi ve mutluluklar sizinle olsun.

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 2474
favori
like
share