İki bin yılının ekim ayıydı sana ilk gelişimiz. Marmarise tesadüf ve bir zorunluluk karşısında yolumuz düşmüştü. Sana geleceğimizi öğrendiğimizde, şaşırmıştık. Çünkü sen bizim için çok çok uzak ve hatta erişilemeyecek kadar uzaktın. Umutlarımızda, diğer güzel duygularımızla birlikte hayallerde yer alıyordun. Şaşkınlığımız ve şaşkınlığımızın getirdiği sevinç ve üzüntüyle sana doğru yola çıkmaya karar verdik. Hayallerinde bir gün gerçekleşebileceğini senin ismini duyunca anladık. Belki, hayatımız boyunca sana ulaşamayacaktık. Bizim için haritada ve belgeseller de bir yer olarak kalacaktın. Zorunluluğumuzdu bizi sana getiren. Fakat, her zorluğun arkasında bir güzelliğin olduğunu, seni yaşayınca anladım.
Yolculuk için biletlerimizi almaya giderken bile, şaşkınlığım hala devam ediyordu. Sonunda sana ulaşacağımız biletlerimizi almıştım. Uzun, bir gece yolculuğu bekliyordu bizleri. Otobüse ilk ayak bastığımızda, nasıl gideceğimiz ve nelerle karşılaşacağımız düşüncesi vardı hepimizin içinde. Nihayet otobüs sana doğru hareket etmeye başladı. Zaman sanki sana ulaşmamak için inadını bizimle savaşıyordu. Uzun bir yolculuktan sonra vücudumuz yorulsa da, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte seni görmek yaşanılası bir duyguydu. Otogara, otobüsümüz yanaşıp yolcular teker teker inmeye çalışırken bizlerde indik. Mola verdiğimizi zannediyorduk. Otobüsün muavini, Marmarisin burası olduğunu söyleyince, başımı gökyüzüne kaldırdım. Etrafımı olabildiğince yemyeşil ağaçlar ve masmavi berrak bir gökyüzü sarmıştı. Sabahın o güzel kokusu içime işlemişti. Hafif ılık esen bir rüzgar vardı. Ve yüzüme çarpıyordu. Rüzgarın o büyüleyici etkisiyle bir anda uykusuzluğum ve yorgunluğum gitmişti. Valizlerimizi büyük bir heyecanla bagajdan aldık. Şimdi sıra seni görmeye ve tatmaya gelmişti. Karnımızın açlığını otogardaki büfelerden birine oturarak gidermeye çalıştık. Annem ve kardeşimle birlikte açlığımızı bastıracak birer tost yedik. Kedileri çok seven annem, masaların arasında dolaşan sarı bir kedi gördü. Daha sonra o kediyi tekrar görecektik. Sanki tanrı ona bir armağan göndermişti. Kedide annemden hoşlanmıştı. Annemde ondan. Bir müddet etrafımızda dolaştı. Elimizdeki yiyeceklerden ona da ikram etmeyi unutmadık. Onu sevmiştik. O da bize sevildiğini biliyormuşçasına karşılık veriyordu. Hava çok güzeldi. Uzun bir müddet rüzgarla birlikte sallanan ağaçların kokusunu içimize çektik. Zaman ilerledikçe güneşin verdiği o sıcaklığı da benliğimize alarak, sana doğru yola koyulduk. Kısa bir minibüs yolculuğundan sonra, bir çay bahçesinin önünde indik. Yerleri çakıl taşıyla kaplı, küçük küçük masaları, etrafında ağaçları olan, önünden Marmaris in beldelerine giden minibüs ve traktör gibi araçların gelip geçtiği şirin bir çay bahçesiydi. Sabahın ilk saatleri olduğu için, çay bahçesi tenhaydı. Daha, çay ocağı açılmamıştı bile. Bir müddet sonra, tadı hala bugün ki gibi damağımızda kalan çayları içmiştik. Büyük bardakla. İçtiğimiz çayların, lezzeti daha öncekilerden farklı değildi. Ama, belki bize öyle gelmişti. Ya da değişik bir yerlerde olmanın verdiği bir haz olabilirdi. Ama, sanırım farklıydı. Çay bahçesinin karşısında olan Tansaş alışveriş merkezinden aldığım poğaçaların ve böreklerin tadını hiç unutamıyoruz. Çoğu zaman karnımızı bu çay bahçesinde, oradan aldığımız poğaçalarla, o lezzetli çayın eşliğinde doyuracaktık.
Seni keşfe çıkmadan önce, valizlerimiz koyacak ve dinleneceğimiz bir yer aramamız gerekiyordu. Ne de olsa bu yerin yabancısıydık. Bu yer marmarisin göbeğinde olan bir yer olmalıydı. Birilerine sorarak, birkaç yer baktıktan sonra, kendimize uygun kalacak bir yer sonunda bulmuştuk. Alışveriş merkezinin arka kısmında bulunan küçük ama; bir o kadarda sevimli otel pansiyondu. Otele kaydımızı yaptırdıktan ve otel sahipleriyle kısa bir sohbetten sonra, merdivenlerden odalarımıza çıktık. Bu yeri bir aile işletiyordu. Sıcak ve sevimli insanlardı. Onları daha sonrada tekrar tanıyacaktık. Otel odası bizler için yeterliydi. Küçük, ama televizyonu ve duşu olan bir yerdi. Valizlerimizi yerleştirdikten sonra, televizyon eşliğinde dinlenmeye çalıştık. Yorgunduk, yabancı bir yerdeydik, yapacak işlerimiz vardı. Onların da telaşıyla kendimizi yatağın rahatlığına bıraktık. Biraz dinlendikten sonra, üzerimizde kalan yorgunluğu atması için duşumuzu alıp, esas amacımız olan işlerimizi görmek için dışarıya çıktık. Bizi sana getiren bu sebebimizdi. İşlerimizi, bin bir zorlukla yola koyduk. Daha sonraları seni çok seveceğimiz ve tekrar tekrar sana geleceğimiz aklımızın ucundan bile geçmiyordu. Diğer gelişlerimizde, seni daha iyi tanımak ve yaşamak için gelecektik. Masmavi denizini görmek için yola çıktık. Çünkü; egenin ve Akdenizin sularının kesiştiği bir noktadaydın. Bu sular, ta Atlantik ve pasifikten geliyordu. Kim bilir kimleri ve nereleri görmüştü bu sular. Kısa bir yürüyüşten sonra, balıkçı heykeli heybetli bir şekilde meydanda önümüzde duruyordu. Balıkçının bir kız çocuğuna sarılışını unutamam. Sende böyleydin, bizi böyle kucaklamıştın. Olabildiğince geniş ve temiz bir sahil şeridin vardı. İnsanların yürüyüş yapabileceği ve orada bazı ihtiyaçlarını görebileceği mekanlarla doluydun. Yürüyüş bandı boyunca uzanan palmiye ağaçlarını ilk defa orada görmüştük. Etrafta ice cream diye bağıran dondurmacılar, sana renk katıyordu. Beldelerine gitmek üzere yolcu bekleyen gezinti tekneleri sıra sıra dizilmişlerdi. Herkes bir yanını yaşamak için teknelere biniyordu. Balıkçı heykelinden biraz ileriye yürümeye başladığımızda, bir çocuk parkı vardı. Sana gelip, burada çocukluğumuzu yaşamamak olur muydu? Yapabileceğimiz her şey sınırlıydı burada. Dolaşmaktan ve yemek yemekten başka bir şeyler yapmak için sebebimiz yoktu.
Amaç; artık seni tanımaktı. Kısa bir tatilcin ve gözlemcin olarak bizlere vereceğin duyguları, sanki bir daha yaşayamayacakmışız gibi tatmaktı. Cadde ve sokaklarında dolaşarak seni tanımaya çalışıyorduk. Çeşit çeşit oteller, pansiyonlar dizilmişti içinde. Otellerin ve cafelerin yola bakan taraflarında insanlar seni yaşıyorlardı. Sahil şeridin boyunca birçok farklı ulustan oluşan insanların konuşmalarına şahit oluyorduk. Sen; biz dahil onları da mutlu etmiştin ki, hepsinin yüzünde gülümseme vardı. Bu gülümseme, konuşmalarına da yansıyordu. Mutluydular. Endişe duyarak geldiğimiz bu yer, o mutlulukların içine bizi de almıştı. Gezilecek ve yaşanacak çok yerin vardı ama, zamanımız sınırlı olduğundan yavaş yavaş otelin yolunu tutmalıydık. Belki bir daha gelemeyecektik. Seni tanımaya çalışırken zaman hızla akıp geçmişti. Yemek yiyebileceğimiz bir yer bulduktan sonra, otele döndük. Yürümekten yorulmuştuk. Fakat endişeyle başlayan yorgunluk, mutlu bir yorgunlukla sona ermişti. O gece otelde kaldık. Yarın sabah yola çıkacaktık.
Ertesi sabah yaşadığımız yere varacağımız için sevinçliydik. Çekinerek gittiğimiz bu yerden biraz hüzünle ve belki bir gün tekrar geliriz umuduyla yaşadığımız şehrimize doğru yola çıktık. Ne de olsa tekrar görüşecektik. Tekrar görüşmek üzere, hoşça kal Marmaris.

Melodi Akçay

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 449
favori
like
share