Saatleri ve dakikaları gösteren bir televizyon kanalımız var. Program sunucusu cenaze levazımatçıları gibi siyahlar giyiyor ve bir sopayla kocaman bir saati işaret ediyor. Geleceğin, gözlerimizin önünde geçmişe dönüşünü izliyoruz. Amma da sıkıcı, diye düşünüyor olmalısınız. Belli bir monotonluk, uyuşturucu bir tembellik olduğunu kabul ediyorum. Bazıları bu kanalı seyrediyorlar çünkü en azından herhangi bir sürpriz olmayacaktır. Benim gibi başkalarıysa imkansızı düşlüyorlar: ihtimal şeytanı parmaklarını saatin çarkları arasına sokacak, ve dakikalar, saatler şaşacak.

Sunucu dikkatle bakarsak saatin yelkovanının hareket ettiğini görebileceğimizi anlatıyor. Doğru. Seğiriyor. Sinirsel bir tiki olduğu bile söylenebilir. Ancak akrep sabit görünüyor ve ben de o yüzden seyrediyorum. Sunucu tam altmış dakika sonra yelkovanın bir sonraki sayıya geçeceğini öngörüyor. Gözlerim saatten ayrılmıyor. Göz kırpıp duruyorum ve hiçbir şey göremiyorum. Akrep şimdi ikiye geldi ve sunucu bu gerçeği, zaferle çınlayan bir sesle doğruluyor.

Bir de ince, hızlı hareket eden, saniyeleri gösteren bir kol var. Öyle hızlı hareket ediyor ki siz daha kendi kendinize nerede olduğunu sorarken o başka bir yerde oluyor. Zaman her yerde, yine de hiçbir yerde. Her "şimdi" daha şimdiden "ne zaman".

Akşam sunucusunun çizgili bir takım elbisesi, bir Elvis Presley peruğu ve kocaman bir gülümsemesi var. Neşe içinde "İşte saat onbir geliyor" derken ellerini çırpıyor. Kafasını kaşıyor ve "geçecek hiçbir şey olmasaydı zaman olmazdı" diyor. Ya da tam bir reklamdan önce "Paris'te gece neredeyse biterken San Fransisco'da akşam karanlığı henüz çöküyor".

Reklamlar bildik saçmalıkları pazarlıyor: patates cipsleri, Karaip gezileri, inanılmaz derecede ucuza, kullanılmış arabalar. En alışılmadık ürünler, Zenon Paradoksu adında bir oyun ve bir California şarabi; söylendiğine göre bir yudumu zamanın akışını değiştirebiliyor.

Gece yansı sunucu olarak siyah saçlı bir hanım geliyor. İsmi Lana Malone. Kum saati endamını vurgulayan dar kırmızı bir elbise giyiyor. Büyük bir sır verirmişcesine, boğuk fısıltılarla konuşuyor. Saat dörde on var diyor ve sizin kalbiniz tekliyor. Benden çok daha fazla uykusuzluk çeken ve bütün gece saatinin dakikliğini kontrol eden arkadaşım Freddie onu bir gece resmi duyurular arasında "beni öptüğünde tatlım, dünya durur" dediğini duymuş.

Zaman sadece sayı saymanın olduğu yerde vardır ve saymak yalnız bir ruhun etkinliğidir. O halde televizyonunuzu açın ve çingene falcıların kanalını, tımarhane sakinlerine ayrılmış kanalı, devletin gerçekleştirdiği geçmiş infazları yeniden yayınlayan kanalı geçip zamanı bildiren kanala gelin.


*Bu metin Grand Street dergisinin 54 numaralı sayısının (Sonbahar 1995) 34-35. sayfalarından alınmış ve Nazlı Ökten tarafından Türkçeye çevrilmiştir.
CHARLES SİMİC

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 316
favori
like
share