Saatin zembereği hasretlere yüzü dönüklüğü içinde kapıdan içeri giren adamın tıraşlı yüzünü sıvazlamasıyla boşalmıştı. Siyah ayakkabıları içinde beyaz çorapları vardı. Adamla o anda göz göze gelmiştik. Sertti. Sonra adam birden ellerime bakmaya başladı. Jiletle doğradığım avucumda okul yıllığı gizliydi. Dersin orta yerinde kimin daha acıya dayanıklı olduğunu ölçmek için jileti elimizin ayasına derin çizikleri hatıra bıraksın diye basardık. Sınıfın en arka sıraları bizi sayıklarken önde oturan kızlar zaten çoktan paylaşılmış olurdu. Cesaret, kendine dönük akrep kuyruğuyken çalan zil yağmasını biriktirirdi bir dahaki sessizliğine.

Boşluktan bir maske daha erimişti yüzümde. Gece kimin olabilirdi ki ısırılmış tükrükler arasından sıyrılıp yorgun insanların ahlarına karışırken? Kim büyümüştü?

Figüran bir yücelik oluyordu kendini anlamaya çalıştığım ılık küllerden saatler. Tavaf sana ey adımlarımın aksaklığı. Çatladığı yerde dizlerimin bağı çözülürken sürtündüğüm uçurum evveliyatını soruyordu.

Şehir ahir zamana düşmüyordu adamın eli beline uzandığında. Ne söylersem değeri olmayacaktı. Taş kesilmemiştim. Dudaklarım bütün gölgelerimi toplamıştı herkesin ortasında. Galiba satılmıştım.

Beyaz dallar ipekten tenlerim sorarlarken elim hızla belime uzanmıştı.


HALİL İBRAHİM ÖZCAN

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 224
favori
like
share