Busenin Göz Yaşları 30 Öyküsü - Derin Duygular - Ayhan Sarıkaya - Duygu Seli - Yaşam Hikayeleri - Öykü

Konakta düğün telaşı hemen başlamış,düğünlerin okuyucusu kadın ve erkek konağa çağrılıp;yapılacak düğünün köy halkına ve komşu iki köye haber verilmesi için görevlendirildi.

Düğünü başladığını halka duyurmakla görevli okuyucu kadın ve erkekte ayrı bir sevinç gösterisi baş göstermiş, cebe yine para ve bahşiş girecek olmanın rahatlığı ile birbirleriyle şakalaşıyorlardı.İkisinin de karı koca olmaları yapacakları işin zorluğunu ortadan kaldırıyordu...

Ahmet efendinin karşısında, elleri göbeklerinin üzerinde saygı duruşu havalarıyla kendilerine verilecek talimatları can kulağı ile dinlediler:

-Nermin bacı, sen yıllardır düğünlerde okuyuculuk yaparsın. Kenarda köşede kalmış insanları bile bulup çıkarırsın. Senin bu bulduğun ve bildiğin insanları,nüfus dairesi bile bilmez.Zaten çoğunun kütükte kafa kağıtları bile yoktur ya.Sana güveniyorum.Ufak tefek bir bacımızsın ama cin gibisin maşallah.Şeytanın yattığı yeri bile çıkarırsın sen.Herkese haber verecen tamam mı, Nermin bacı? ..

Cebinden bir tomar para çıkarıp kadına uzattığında; okuyucu Nermin bacı sevinçten az daha havada takla atacaktı.Atacağı taklaların sayısını Allah bilir ya kendisi de sayamayacaktı...Bu zamana kadar böyle fazla parayı,hiçbir düğün sahibinden alamamıştı.Hepsi de züğürdün tekiydi.

-Tamam Ahmet efendi, hiç merak etme. Öküzün boynuzunda saklanmış olanı bile çıkarıp haber vercem.Bu "okuyuculuk" işi benim mesleğim.Zaten bu işi benden başkası bu zamana kadar yapamadı.Bir kaç kişi denedi ama hepsinin de eli boşta kaldı.Her işin bir inceliği var canım...Müsaade edersiniz o sır da bende kalsın...

Ahmet efendi, gülerek:

-Tamam Nermin bacı, sırını kimseye açıklama.Yoksa ekmeğinden olursun ha...
Okuyucu Nermin'in kocası ise karısına verilen yüklü parayı göz altından fark edince,
vidaları sevinçten gevşemişti adeta... Ahmet efendinin gözlerinin içine bakıyordu...

-Orhan kardeş, sana da söylemeye gerek yok herhalde yapacağın işleri.Bizim köyün içerisindekiler arayıp bulduktan ve haber verdikten sonra Nermin bacı ile birlikte yakın iki komşu köyler olan Üzümlü ve Kestaneli'deki vatandaşlara da haber verecen ha...Tamam mı...

-Tamam, Ahmet efendi,siz merak etmeyin.Evvel Allah'ın izniyle ben şu ufak tefek garımla bu işi yaparız...

O esnada karısı, kocası Orhan'a öyle bir bakış fırlattı ki:

-Ulan şom ağızlı; şimdi beni küçük düşürmenin sırası mıydı. Ne ulan yıllardır senden çektiğim. Seni boşuyacam boşamaya emme gidecek bir yerin yok. Sen de benden garipsin...Neyse akşam evde ağzının payını veririm.Dişine doğru şöyle eyisinden yumruğu otutturursam o zaman anlarsın şom ağızlığını,Allah Allah..." ifadelerini kocası hemen sezmişti.Bilmez miydi otuz beş yıllık karısının huylarını...

Buse'nin her ne kadar düğün umurunda olmasa da,onu da sıkıntı basmıştı.Düğün telaşı kafasını allak bullak etmeye yetiyor da artıyordu bile.Kendi sorunlarıyla uğraşmayı geçici bir süreliğine de olsa askıya almış olmasına rağmen, bir türlü beynindeki saplantıdan kurtulamıyordu.Bir hata yapmamaya çalışıyor,kardeşi Emine'nin mutluluğuna gölge düşürecek davranış ve konuşmalardan kaçınmaya büyük önem gösteriyordu.Resimde Tugay'ı gördüğü andan itibaren, vücudunun kimyası bozulmuştu adeta.Yüreği farklı atmaya,beyni farklı algılamaya başlamış,ne yapacağını bilemez duruma geldiğini hissediyordu.Bir tarafta kardeşi Emine'nin yeni başlayan aşkı ve mutluluğu söz konusu,diğer tarafta kendi acılarıyla boğuşuyor olması söz konusuydu...

Her ne kadar kardeşine.

-Gönlüm,resimdeki bu çocukla birlikte mutlu olmanı söylüyor demiş olsa da yüreği kan ağlıyordu.

Bir zamanlar aşkının kollarında kendinden geçmiş bir halde; pembe hayallerle geleceğe yönelik hayaller kurarken, şimdi ise aynı hayalleri belki de daha fazlasını, aynı erkeğe karşı kardeşi Emine kurmakta ve düşünmekteydi...

Kendi yaşantısını,bitmiş gözüyle görüyor;kurduğu hayallerin hiçbir anlamı kalmadığını kabulleniyor,"..şimdi gerçek olan kardeşim Emine'nin aşkı.Bu aşkın ne pahasına olursa olsun en ufak bir yara almadan filizlenip meyvelerini verecek olması...Kendi ömrümdeki bütün güzellikler,uçup gittikten sonra hiçbir önemi kalmamıştı mazideki güzel değerlerin.Onları sadece anmaktan başka elimden ne gelebilirdi ki.Dramatik bir durumla karşı karşıyayım.Yüreğim,kan ağlamasına ağlıyordu ama başı dik bir şekilde ayakta durmasını sağlayacak asaleti göstermeliyim...Bunun için kara çalı durumuna düşmüş olan kendimin aradan çekilmesi lazım " diye düşünmeden edemiyordu...Ama nasıl bir çözüm bulacaktı,doğrusu bunu kestiremiyor ve ister istemez çıkmazda olduğunu kabulleniyordu...

Emine ise konaktaki tatlı koşuşturmanın içerisinde kendi dünyasına çekilmiş, pembe hayallerle mutlu olmaya çalışıyordu.Kendisini duvarın dibinde çömelmiş vaziyette avuçlarının içerisinde sıkı sıkıya tuttuğu resme bakarken,ablası Buse'nin sesiyle irkildi:

-Emine,yine dalmışsın, canım benim.

-Abla,ne yapayım ya.Bir kere aşk sarmış her yanımı.Sanki bir kanser virüsü gibi her gün sinsi sinsi yiyip bitiriyor beni..Baksana elimdeki şu resme.Tugay,nasıl da gözlerimin içerisine bakıyor.Bak dikkat et abla,işte şu gördüğün sahnede Tugay,nasıl da gözlerimin içerisine bakıyor değil mi.Tiyatrodaki bu sahnede Tugay,yaralanmış;onu kollarıma almışım ve onunla ilgileniyorum.Güzel bir poz değil mi?...

-Aşkının kıymetini bil,Emine'm.Tugay ile olan aşkın seni mutluluğun doruğuna çıkaracaktır,bilmiş ol.

-Teşekkür ederim,melek kalpli ablam benim.Bir tanem,canım...
Yemekler,kazanlarda kaynıyor;aşcı başı Ali efendi,uzun kepçesiyle ha bre kazanın içini karıştırmaya devam ediyordu.Diğer taraftan da kazanların altına ateş sönmemesi için çam ve gürgen odun parçalarını atmaya çalışıyorlardı...Yüzü ateşin sıcaklığı ile ter içinde kalmış; arada bir omzuna attığı havluyla gelişi güzel silmeye çalışıyordu.

Diğer taraftan da yardımcısı pozisyonundaki Çevriye kadına; yemeklerin tadı, tuzu, yağı suyu hakkında talimatlar vermeye çalışıyordu.Çevriye,onun söylediklerini yapıyor gibi gözükse de kendi bildiğinden şaşmıyordu.

O da, Ali gibi eski bir aşçıydı. Dile kolay yirmi beş yılını vermişti bu dalda. Bir şirketten emekli olmuş. Emekli olmasına rağmen yine de başka bir özel şirkette aşçılık üzerine iş bulmuş,çalışmaya devam ediyordu.Yalnız yaşayan bir kadındı.Kocasından uzun bir beraberlikten sonra şiddetli geçimsizlik yüzünden ayrılmak zorunda kalmıştı.Çocukları ayrı illerde çalışıyorlar,ararlarsa bayramdan bayrama arıyorlardı.Torunlarının sesini bile duymak hayal olmuş,bütün acılara bağışıklık kazanmışçasına hiçbir şeyi umursamıyordu artık...

Davulcu ve zurnacılar kendinden geçmişçesine Amasya'nın bölgesel oyun havalarını ve türkülerini çalmaya devam ediyorlar, her bahşiş almada kendilerinden biraz daha geçip çalgının ritmini artırıyorlardı...



Ayhan Sarıkaya

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 291
favori
like
share