Busenin Göz Yaşları 32 Öyküsü - Derin Duygular - Ayhan Sarıkaya - Duygu Seli - Yaşam Hikayeleri - Öykü

Buse'nin çok sevdiği kardeşleri ve annesi birkaç günlüğüne gelmiş oldukları ziyaret;araya Selma'nın düğünün girmesiyle on beş gün daha uzadı ve böylece doyana kadar hasret giderdiler.Kardeşlerine;öğrendiği işleri göstermiş,hatta bir defasında köy fırınında ekmek yapılmasını bile gülerek anlatmış,kardeşi Emine'yi bile işin içine sokmuş,onun bir şeyler öğrenmesini sağlamıştı.

"Yaşamdan ders almak gerekiyorsa illaki okullarda dirsek çürütmeye gerek yok,tabiî ki okulların yeri tartışılmaz ama üniversite bitirip de yaşamdan kopuk yaşayan o kadar kalitesiz insanlar vardır ki;ellerinden hiçbir şey gelmez...Öğle insanlar da vardır ki,ilk okulu zar zor bitirmiştir ama havada uçan kuşun cinsini,doğanın dilini,mevsimlerin esintisinin insanın yüreğinin derinliklerinde nasıl etki bıraktığını bilir ...Tabi ki gönlüm hem tahsilli olmak hem de yaşamla iç içe olmak.."

Bu düşüncelerini kardeşi Emine'ye söylemiş, hatta ona ilk hayat dersinin alması için ekmek yapımında yardımcı olmuştu...

Selma'nın düğününden önce; gün aşırı olarak mahalle fırınlarının içerisinde odunlar yakılarak fırının içerisindeki tuğlaların kızması beklenirken; hamur teknesinde suyla un karıştırılmış,mayanın da ilavesiyle oluşan hamur,yumruk yapılmış ellerle yoğrularak olgunlaşması sağlanmış ve kıvama gelip kabarması için beklenilmişti.Bu işlerin içinde bizzat Buse,hamile haline aldırmadan kan ter içinde kalma pahasına da olsa kotarmaya çalışıyordu.Emine'ye de zaman aman:

"şöyle,böyle yapacaksın,şu kadar su katacaksın "diye yardımcı oldukça,kardeşi verilen görevi kusursuzca yapmaya çalışıyordu.

Bunları yaparken de gülümseyerek,ilk ekmek yapımındaki acemiliğini anlatıyordu:

-Sana şimdi öyle bir şey anlatacam ki,kesinlikle güleceksin...Fırında yapılacak ilk ekmek yapımında yeni ve acemiydim.Daha önce kadınları izlemiştim ama işin içine girince;izlemekle yapmak arasında farklılıklar ortaya çıkıyor.Ellerin bir kere hamura değecek,yüzün un olacak ki anlayabilesin yaptığın işin inceliğini...Yoksa havanda su dövmeye benziyor,dinlediklerin...İş kendi başıma düşünce anladım yanlışlarımı...Önce hatalarımla baş başa kaldım,sonra doğruların nasıl yapılacağını kendim gözlemlemiş oldum...Hatam şuydu;teknede ki hamura gereğinden fazla su katmışım.Biraz da unun kalitesinde bozukluk olunca fırına attığım hamurları,dışarıya çıkardığımda; somunların,hiçbir geometrik şekle yakından uzaktan ilgisi olmayan şekilsiz,eğri büğrü bir vaziyette çıktığını gördüm,iyi mi?...

Bunları anlatırken hafiften tebessüm etti. Buse'nin gülüşleri,her zaman tebessüm biçimindeydi.Etli dudaklarını,hafifçe yana büzdüğünde; inci gibi dişleri,ortaya çıkardı...Kahkaha attığı vaki değildi.Zaten kahkaha atmaya da ne morali vardı ne de içinde bulunduğu şartlar elveriyordu...

Emine'nin şansı,ablası Buse'nin kendisine yardımcı olmasıydı.Hamur teknesinde birlikte hamurları yoğurmuşlar,suyun katılmasında dikkatli olmuşlar ve hamurun kabarmasıyla birlikte uzun tahta küreğin üzerine somun halinde konularak, odunların yanmasından sonra gerekli şekilde korlanmış olan fırına atmışlar,bir süre beklemenin nihayetinde fırından somunları deforme olmadan çıkardıklarında Emine,sevinçten uçuyordu...

Emine, bu ekmek yapımından sonra az da olsa kendine güven gelmiş hissediyordu:

-Abla, Amasya'ya dönünce mahalledeki fırında ekmek yapılınca ben de anneme yardımcı olacağım.Artık bazı şeylerden kaçıp kurtulmayı,sırtımı dönmeyi kendime kar saymayacağım...

-Tabi, Emine her kaçtığın basit bir şey, yarın karşına tekrar bütün çıplaklığı ile çıkabilir.İşte o zaman da kaçamazsın ya...

-Haklısın benim, canım ablam...

İleri ki günlerde de ineklerin sağım olayını yine gülümseyerek anlatmıştı.

Selma ile kavgalı olduğu gün inekleri sağmasından sonra fırtınalı bir günün akabinde elektrikler yine kesilmiş, konağın kadınlarına yine iş düşünce Buse, ilk kez sağdığı hayvanın yanına sevecen yaklaşmış ve sorun çıkmadan meme torbalarındaki sütü,önündeki kovaya aktarmıştı.Kırk yıllık süt sağım ustası gibi parmakları,hayvanın meme uçlarında kuş tüyü hafifliğiyle gezinerek adeta yağdan kıl çeker gibi sessizce hayvana ızdırap vermeden sağmış,en ufak bir tekme tepkisiyle karşılaşmamıştı...Neydi o ilk süt sağımındaki panik...Hayvan hemen anlamış,Buse'nin parmaklarının acemi olduğunu ve tekmeyi kovaya yapıştırarak sütü boydan boya dökmüştü...

Küçük kardeşi, Songül de köyde kaldığı süre içerisinde Pembe gül'le çocuksu dünyalarında sorunsuzca hemen anlaşıp kaynaşmışlar; nereye gitseler birlikte gidiyorlar,birbirlerinden ayrılmıyorlardı...Pembe gül,tavukların peşinden koşuyor,onlar yakalamaya çalışıyor,Songül de aynısını yapıyor; Pembe gül,tavuklar gıdakladığında:

-Hadi,Songül tavukların yumurtalarını toplayalım.Sepeti,kollarına taktıkları gibi doğru kümese...Toplarlarken arada bir yere düşürüp kırdıkları oluyor,kimseler görmesin diye orayı temizlemeye çalışıyorlardı.Bazen kümesteki çılgın horozun hışmına da uğradıkları olmuyor değildi.Anaç,hind horozu,eğer gününde değilse,tavuklarla arası o gün iyi değil,pas vermemişlerse vay halineydi,Gül pembe ile Songül'ün hallerine...Kaç kaçabildiğin yere kadar.Hint horozu da peşlerinde.Yakaladığın sırtına gagasını acımasızca kurşun gibi saplıyor,adeta: "bir daha beni,kümesimde rahatsız edersiniz ha,sizi gidi siziler..." dercesine öfke kusuyordu...

Düğün olmuş,bitmiş;misafirler,geldikleri gibi sessizce Amasya'ya dönmüşlerdi.Her şey eskisi gibi tek düze haline dönmüştü...Filim gibi gelmişti,kardeşlerinin yanında geçirdiği günlerdeki anıları...Tekrar kopmak zor olmuş,içine yine ayrılık acısı düşmüştü.Ama bu acının içerisine kat be kat fazla başka bir acı daha eklenmişti. Emine'nin aşkı.Sinsi bir virüs,içine girmişti bir kez.Çıkartması mümkün değildi.Nereye gitse,ne yapsa,nereye baksa Tugay da geliyor,o da aynısını yapıyor ve karşısına hayali dikiliyordu...Kurtuluş yoktu...Eğer kader ağlarını Emine ve kendisinin üzerine kurmasaydı,belki de unutup gidecek,bu yarada kabuk bağlayıp belirli bir süre sonra da unutulacaktı...Ama öyle olmamış,hesapta olmayan dramatik durumlar ortaya çıkmıştı...İşte şimdi gerçek kişiliğini ortaya koymanın zamanıydı...Nasıl ki hamur yapımında ve inek sağımında acemiliği olmuş,sonradan da acemilikten kurtulup her şey yoluna girdiği gibi;bu aşk üçgeni içerisinde kardeşi ve Tugay'ın yara almadan aşklarının devamında;en ufak bir acemi harekete meydan vermeden ustaca gidebildiği yere kadar nasıl götürebilirimin ince hesaplarındaydı...

Buse'nin okul yıllarında az da olsa edebiyata ilgi duyduğu, hatta şiir yazmaya yatkın olduğu günlerini anımsadı...Bir defasında Tugay' a bir dörtlük bile mırıldanmıştı.Şimdi o dörtlüğü bir türlü us'unda toparlayamıyordu...Her ne kadar okul yıllarında sayısal ağırlıklı yeteneği olsa da zaman zaman dinlediği şiirler,kendisini başka dünyalara götürüyor ve mutluluk rüzgarları estiriyordu benliğinde...

Şimdi ise içinden öyle şiir yazmak geliyordu ki;sanki yılların şairiymiş gibi duygular içerisinde kabarıyor ve ilham dalgalarının beynine çöreklendiğini hissediyordu...
Pembe gül'e ders çalıştırırken onun ödevini yapmak için almış olduğu defterinin boş sahifelerinde iki tanesi aynanın önündeki masanın üzerinde duruyordu.Hemen boş sahifeyi çıkardı,kağıdın tam ortasına düzgün bir şekilde: "Buse'nin Çileleri "diye başlık attı.Bu,onun kendi yaşamına ait tutacağı günlük olacaktı.Önce aklına geldiği şiiri unutmadan yazmayı düşündü ve dörtlükleri aşağıya doğru sıraladı:

ZULÜM

Öyle bir harabeye düştü yolum
Ne bir kapısı var,ne penceresi
Öyle bir üstüme çöktü ki zulüm
Ne efkarı belli,ne de stresi...

Ağlayan gözlerim, artık gülmüyor
Deli gönül istediğini bulmuyor
Hiç kimse derdime derman olmuyor
Seni benden bırakmaz oldu zulüm

Yokuşa vurur düzlükteki yolumu
Kırar kanadımı,kolumu
Verir bana halden bilmez kulunu
Tüketti ömrümü zalim,bu zulüm...

Yazdığı şiirini defalarca okudu ve her okuyuşunda gözlerinden yaşlar,pınardan boşanırcasına dökülüyordu...
Göz yaşları sel olmuş,önündeki bütün engelleri,yıkıp geçiyor deli deli rotası belirsiz yol alıyordu...


Ayhan Sarıkaya

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 374
favori
like
share