Sessiz Çığlık - Sadi Saçak - Aşk Hikayeleri

Tunç, sessizce yürüyordu. Biraz sonra, görmeyi çok özlediği, siyah saçlı, açık tenli, güzel gözlü kız ile buluşacaktı. Bu kızı görmeyi Tunç uzun zamandır çok istiyordu. Çünkü o, özlenmeyi hak edecek kadar güzel, değer verilmeyi hak edecek kadar açık yürekli idi... İşte şimdi Tunç, çok özlediği bu kızla buluşacaktı. İçinde bunun heyecanı olduğu hâlde bir sigara yaktı ve yürümeye devam etti.

Biraz sonra karşıdan bu kız göründü. Bu kız görününce Tunç`un içini yoğun bir duygu kapladı. O gecelerce, günlerce hatta saatlerce düşünü kurduğu kız karşısındaydı ve kendisine doğru yürüyordu. Bunun bir rüya olmaması için Tunç Tanrı`ya yakardı. Bu da, Tunç`un çok fazla içip sızdığı gecelerde gördüğü rüyalardan olmasındı. Eğer öyle olursa Tunç üzülecekti, bunu istemiyordu...

Nihayet bu güzel kız Tunç`un yanına gelebildi. Tunç onu, rüyalarından tanıyordu zaten, gerçek hâli de rüyalardakinden biraz farklıydı ama güzeldi...

Yan yana gelince ilk konuşan bu kız oldu:

- Merhaba Tunç, nasılsın? Özledim seni...

Tunç kızın gözlerinin içine bakıyordu. Bu bakışlar normal şartlarda olsa çok şey anlatabilirdi fakat Tunç`un şimdi bunu düşünecek hâli yoktu. Kıza cevap verdi:

- Ben de seni özledim. Hem de çok...

Bunu söyledikten sonra Tunç gayri ihtiyari kıza sarıldı. Bu sarılış öyle bir sarılıştı ki orada üçüncü bir kişi olsa biraz sonra bu genç erkekle kızın bedenlerinin birbirine geçeceğini sanabilirdi.

Buluştukları yerden birlikte yavaş yavaş ayrıldılar ve oturup rahatça sohbet edebilecekleri sahildar bir yere geçtiler. Bir kafeye oturdular. İşte şimdi konuşup sohbet etmenin çağı gelmişti. Bunca ayrı kalmak artık yetişirdi. Sözü ilk açan Tunç oldu:

- Nasılsın? Umarım iyisindir, umarım bir sorun yoktur.

Bu siyah saçlı kız başını denize çevirdi. Tunç, onun martıları izlediğini fark etti. Söyleyeceklerini toparlamak için olsa gerek bir süre sustuktan sonra kız konuşmaya başladı:

- Biliyorsun, her zaman canımı sıkan, içimi yakan konu. Hâlâ sonlanmış değil. Nereye kadar devam edecek, nerede bitecek bilmiyorum Tunç. Sadece bu lanet duyguyu yaşıyorum, yaşamaya da devam ediyorum.

Tunç`un bakışları kızın üzerinden nazikçe kalktı ve martılara kaydı. Ah şu martılar; insanla resmen dalga geçiyorlar, sanki şu anda çığlık atarken Tunç`a gülüyorlardı. Bu martılar ne kadar da geveze oluyorlardı. Tunç, gözlerini martılardan çekmeden sordu:

- O mu?

Kız, Tunç`un bu sorusuna şaşırmamıştı. Artık ikisinin de gözü şu geveze martılardaydı. Birbirlerine bakmadan, martıları seyrederek konuşuyorlardı. Kız cevap verdi:

- Evet, o. O`nu her gün görüyorum ve her gördüğümde gözümün önünde çok şey canlanıyor. Gözümde canlanan bu nesneler canımı acıtıyor. Canımın bu acısını nasıl dindirebileceğimi bilmediğim için de bu acıyı çekiyorum. Elimden, bu acıyı çekmekten başka bir şey gelmiyor...
Tunç buna ne cevap verebilirdi? Karşısındaki kız kendisine, sevdiği adamın bir başkasıyla evlendiğini, üstelik daha önce kendisini sevdiğini söylediğini, içinde bunun yarasını taşıdığını anlatıyordu. Tunç buna ne diyebilirdi? Nasıl desin Tunç "ama ben seni seviyorum" diye... Tunç bir şey söyleyemedi, sustu...

Kız, bu arada "o"ndan bahsetmeye başlamıştı bile. Tunç gözlerini martılardan ve vapurlardan almıyordu. Kızın gözlerine baksa çünkü, onun gözlerinde bir başkasını görmek Tunç`a hepten ağır gelecekti. Bunun yerine geveze martılarla gemileri izlemek daha az acıklıydı.

Kız anlatmaya devam ettikçe Tunç ne cevap vereceğini bilemiyordu. Sevdiği kız karşısına geçmiş, ona sevdiği ve ihanet gördüğü hâlde kalbinden atamadığı sevgilisinden bahsediyordu. Seven adam buna ne cevap verebilirdi? Hiç bir şey söyleyemezdi. İşte şimdi Tunç da bunu yapıyordu; hiç bir şey söylemiyordu.

Kızın ara verdiği bir ara Tunç sordu:

- Onu bu kadar çok mu seviyordun?

Kız gözlerinde tuhaf bir ifade olduğu hâlde tek kelimeyle cevap verdi:

- Çok...

Tunç, Tanrı`nın kendisini cezalandırdığını düşünmeye başlamıştı. Anlaşılan bu kız bu çocuğu içinden atamayacaktı, atmaya da hiç niyetli görünmüyordu. Tunç ne yapabilirdi ki? Karşısına geçip kendisini aldattığı hâlde ona aşık olduğunu söyleyen bir kıza seven adam ne söyleyebilirdi?

Söz söylemek kolaydır, basittir. Fakat karşında konuşan kişi sevdiğin kızsa, düşlediğin kızsa ve onun başka bir sevdiği varsa, sana da bu sevdiğinden bahsediyorsa işte o zaman söz söylemek dünyanın en zor işi olur, insanın dili düğümlenir konuşamazdı. Buna dayanmak güç işti...

Tunç, eğer imkânı olsa şu karşısındaki kıza sarılmak, doyasına öpmek ve ona, onu ne kadar sevdiğini haykırmak istiyordu ama onun aklında bir başkası olduğunu bildiği hâlde bunu nasıl yapabilirdi? Üstelik bunu Tunç tahmin de etmiyor, kız açıkça söylüyordu. O hâlde Tunç sadece onu dinleyebilir, fazlasını yapamazdı.

Bu nereye kadar daha böyle giderdi? Tunç, sevdiği bu kıza açıkça sevdiğini bile söyleyemezken, içinden geçen en güzel sözleri ona söyleyemezken nereye kadar sürerdi bu böyle? Bunun cevabını ne Tunç biliyordu, ne de kız...

İki çift göz martılara bakıyordu. Arada çalan vapur düdükleri ikisini de tebessüm ettirse de ortama hakim duygu hüzündü. Bu hüznün nerede son bulacağını Tunç bilmiyordu, tek bildiği, karşısında duran ve sevdiği kızın bir başkasını sevdiğini bilmenin içine getirdiği burukluktu...

Ne vardı Tunç, söylemek istediği her şeyi bu kıza söyleyebilseydi, ne olurdu? Ama yok... O kız Tunç`u değil bir başkasını seviyordu ve Tunç bunu çok iyi biliyordu. Söyleyemezdi...

Ah hayat! Sen insana neler getiriyorsun ve insandan neler götürüyorsun...


Sadi Saçak

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 322
favori
like
share