Yıllar öncesinde, sağlıkla ilgili bir zorunluluğum karşısında çıktınız karşıma. Yanımdaki boş sandalyeye oturuverdiniz. Kısa bir sohbet başladı aramızda. Tatlı dilinizden dolayı, önceleri fark etmedim. Sohbetimiz ilerledikçe, konu konuyu açınca, gözünüzdeki siyah gözlüğü fark ettim. Mevsimlerden yazdı. Belki bundan olacak, birçok kişi gibi sizinde güneş gözlüğü taktığınızı zannettim. Ama, sohbetimiz koyulaşınca o tatlı dilinizle anlattığınız, dudaklarınızdan dökülen o cümleler, Türkçeyi ne kadarda güzel kullandığınızın bir ifadesiydi.
Güzel konuşmanızdan dolayı, sizin o yönünüzü fark edemedim bile. Konu öyle bir yerlere gelmişti ki, bunu bana siz gözlüğünüzü çıkartarak anlattınız. O an, sizin kurduğunuz cümleler karşısında, nasıl bir cümle kuracağımı şaşırmıştım.
Bana, o karanlık dünyanızda, geçmişteki aydınlıklarınızdan bahsettiniz.
Cümlelerinize Ey sevgili kızım! “Hayat mucizelerle doludur. Neydim, ne oldum demeyeceksin. Ne olacağım diye düşüneceksin”
Evet! beni fark ettiğini anladım. Ben körüm. Bir zamanlar değildim. Bir sabah kalktığımda o aydınlık dünyamı geride bıraktığımı fark ettim. Önce ne olduğunu anlayamadım. Kendimle çelişkiler yaşadım. Zamanla tedavi yöntemlerine başvurdum. Ama, olmuyordu. Param yoktu. Gerekli tedaviyi yaptıramıyordum. Şimdi, ondan bu halde buralarda, bu durumdayım. Çok azda olsa bir umut varmış. “Ama, ne yapalım, parasızlığın gözü kör olsun” dedin, hafif bir tebessümle. Bu sefer hayatla sen dalga geçiyordun, bir anlık bile olsa.
Bende susup gözlerinin içine ve yüzüne bakarak seni dinliyor ve anlamaya çalışıyordum. Bana, aydınlık günlerinde birçok ünlü sanatçının arkasında, onlara söyledikleri şarkılarında, müziğinle eşlik ettiğini söyledin. Birçok sanatçı ismini saymıştın bana. Yüzüne dikkatlice bakınca, geçmişten seni sanatçıların arkasında müzik icra ederken hatırlar gibi oldum. Şimdi rahatsızlığından dolayı, o çok sevdiğin müzik aletini çalamadığını, o çok sevdiğin sanatçılara eşlik edemediğini söyledin.
Sonra bana doğru dönerek, bir gün karşılaştığın zor bir durumla ilgili, bir anektot anlattın. İnsanlık hakkında.
Demiştin ki;
Körüm, eve gitmek için minibüse binmeye çalışırken, zorlanıyordum minibüs merdivenlerinden çıkmaya. Arkamdan aceleci şekilde davranan bir kişi “kör müsün?” Yürüsene be amca, ne duruyorsun dediğini ve birden arkana doğru dönerek, o kişiye evet “körüm” diyerek gözlerini gösterdiğini söyledin. Ve bu sözünün üzerine, insanlara ait duyguların gittiğini, yerlerine vurdumduymazlığın geldiğini anladığını anlattın. Ve kızım, insanların çoğunda anlayış, hoşgörü, sevgi ve saygı bitmiş. Aydınlık günlerimde bunu fark ediyordum. Ama, karanlık günlerimde bu çok acı geldi.
“Böylece anladım ki, her türlü engeli olan insanın, hayattan niçin koptuğunu. Bazı insanlarımız tarafından, yaşamamıza bile sınırlı izin veriliyor. Zaten önümüzde bir set var, bir set daha konulmasına ne gerek var” dedin.
Sonra, biliyor musun kızım, bazen de düşünüyorum. Galiba bazılarımızın içinde insanlık hala ölmemiş. Çünkü, anlayışlı insanlar da karşıma çıkıyor dedin. Seninle bu konuşmalarımızdan sonra içimi bir burukluk, hüzün ve hatta bir isyan duygusu kaplamıştı. Neye ve kime karşı bilemiyordum? Ve amca, senin elini öpüp, sana ve senin gibilere hayatta kolaylıklar ve mutluluklar dileyerek yanından ayrıldım.
Ve bir gün, uzun bir zamandan sonra, bir parkta otururken yanında oğlun olduğunu düşündüğüm bir gençle bana ve çevremdeki insanlara karşı avuç açıp “o sözü söylemeyeceğim” yaşaman için bir şeyler istedin. İşte! Ben o noktada yıkıldım. Demek ki! İyileşememiştin. Ve hayat, aynı hayattı. Seni tanıdım. Ama, seninle konuşursam, dertlerini, acılarını tekrar tazelemek istemediğim ve en önemlisi gözümdeki o tatlı diliyle yaşayan amcayı, bazı ihmaller yüzünden gözümde ve gönlümde öldürmek istemedim. Ve ben, sana bir şeyler veremedim. Çünkü, bunu sana yakıştıramadım. Senin gibi onurlu sanatçının ve insanın, bu hale gelmesi yüreğimi dağlamıştı. Karmakarışık duygulara sürükledin beni. Yaşamdan bir alıp, bir getirdin. Ve boynumu o an bükük bıraktın. Ve, hala da aklıma geldikçe boynum bükülüveriyor.
İnşallah, bu durum geçici bir durumdur. Düzelmişsindir. O çok sevdiğin mesleğine geri dönmüşsündür. Öyle umarım.

Beğeniler: 2
Favoriler: 2
İzlenmeler: 316
favori
like
share