"Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan bu vatan..."


Son kamuoyu yoklamalarına göre Türk Ordusu yine "En güvenilir kurum" olarak başta gidiyor. Nasıl gitmesin? Bu millet unutur mu, ordusuna güvenmez mi? Bakmayınız şimdi "modernist yaklaşımlarla" Türk Ordusu'na karşı bazı "bahanelerle" "dolaylı" tavırlara ve akıllarınca yıpratma gayretlerine. Yel dağdan ne alır ki...? Birden, aklımdan hiç çıkmaz ya, Sarıkamış şehitlerinin geçen günü anılması geliverdi. Birden aklıma Kocatepe'deki Mustafa Kemal geliverdi. Zaten hep yüreğimin en derininde ya. Ve de sonra mırıldanıvermiştim, ne demişti Nazım: "Uzak Asya'dan gelip Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan bu vatan bizim..." Nazım'ın "Kurtuluş Savaşı Destanı" satırları...

Kınalı atlar...

Ve birden aklıma Mustafa Kemal Paşa'nın Milli Mücadele ve Anadolu İhtilali'ndeki Süvari Kolorduları Komutanı Fahrettin Altay Paşa ve onun belgeselini yazdığım günlerdeki anlattıkları geliverdi. Zaten hiç çıkmaz ki... Mustafa Kemal Paşa, Altay'a o Kocatepe'ye çıkmazdan önce demiş ki, "Sen süvarilerinle bu rezil işgal ordularını arkadan çevireceksin... Ve kılıca kuvvet!" Ve de Mustafa Kemal Paşa Kocatepe'ye çıkmadan bir gece önce ve de yine o gece bizim süvariler atlarının yelelerini kınalamaya başlamışlar... Ve de sessiz ve de sakin ve de gözlerindeki muhteşem umutlarla...

"Gayri İzmir'de komutanım..."

Mustafa Kemal Paşa'nın "zalim emperyalizme karşı" başlattığı Milli Mücadele ve Anadolu İhtilali'nin o Kocatepe'sinden emri ile birlikte önce topçular ateşe başlamışlardır. Ve de sonra piyadeler kalkmışlardır... Ve de sanki hepsinin altındaki Ay ve yıldız pırıl pırıldır. Bayrak oraya yazılmıştır sanki... Ve süvariler Anadolu topraklarının küçük ve güçlü atları üzerinde İzmir'e doğru uçmaya başlamışlardı... Akdeniz'e kısrak başı gibi uzanan vatan topraklarında... Ve bir ara Altay Paşa'nın yanında bir süvari Mehmetçik. Kolu kan içindedir. Düşmanın, emperyalizmin namussuz mitralyöz kurşunu kolundadır. Altay Paşa ona demiştir ki, "Oğlum, sıhhiye kolunu sarsın..." Ve de süvari Mehmetçik demiştir ki, "Gazi paşa emretmiştir. İzmir'i... Gayri orada sararız yaramızı komutanım..." Ve uçup gitmeye başlamıştır. Altay Paşa bana bunu anlatırken gözlerindeki yaşı gördüm. Onca yıl sonra... Peki Mustafa Kemal Paşa, Gazi Paşa neden demiştir ki, "Köylü efendimizdir...?"

Ve de Yıldırım Kemal...

Daha önce de anlatmıştım... Ama şimdi yine duygularım ayakta... Nedeni bu sütundaki yazılardan belli değil mi...? İşte o süvarilerin, Mehmetçik piyadelerin İzmir'e doğru aktıkları o günün bir gece öncesidir. Bir Yıldırım Kemal vardır. Genç bir süvari zabiti... Sıhhiye çadırında en yüksek ateşle hasta yatmaktadır. Ama, arkadaşları onunla helalleşmeye geldiklerinde o dünya dengelerini altüst eden taarruzun başlayacağını öğrenmiştir. Durur mu...? Koşmuştur Komutan Fahrettin Paşa'ya... Demiştir ki, "Beni en öndeki birliğe gönder komutanım..." Altay Paşa demiştir ki, "Ateşin yüksek... zorlanırsın..." "Yok yok" demiştir.
Yıldırım Kemal o taarruz başladığında süvarilerin en önlerindedir... Ve bir istasyon İzmir yolunda emperyalist ordulardan alınırken şehit olmuştur. Ve de haberi Paşa'ya geldiğinde Paşa demiştir ki, "O istasyonun adı artık Yıldırım Kemal'dir." Ve de o istasyon şimdi de vardır İzmir yolunda...

Sonra millileşti...

Yıldırım Kemal o istasyonu alırken o demiryolları bizim değildi. Kapitülasyonlarla müstemlekecilerindi. Cumhuriyet onu da "Millileştirmiştir." Ve şimdi o millileştirilenlerden çoğu şu vahim özelleştirme hataları ile yine yabancılara geçmiyor mu...? Hani ne demişti koluna mitralyöz yemiş süvari Mehmetçik, "Yaramızı gayri İzmir'de sararız..." Peki şimdi o İzmir yolundaki köy toprakları ne olmaktadır...?

Ve onlar uçarlarken...

Ve de onlar İzmir'e doğru uçarlarken ve de piyadeler dünyayı şaşırtan bir hızla İzmir'e doğru varırlarken ve komutanlar ve de Mustafa Kemal Paşa cephelerin en önünde iken... Ve o sırada Altay Paşa'ya bir haberci gelmiştir. "Cephanemiz bitti..." Ve paşa düşünmeden, "O halde kılıca kuvvet" demiştir. Mustafa Kemal Paşa da Altay Paşa'ya Kocatepe'ye çıkmadan "Kılıca kuvvet" dememiş miydi...?
Bayrak ve süvari ve Türk İzmir... En önde giden Türk bayrağını taşıyan süvari... Bayrak öfkeli, bayrak kınalı, en güvenilir ellerde İzmir'e yeniden çekilmek için gidiyor... Mesut ve bahtiyar... Ve de bir anda o bayrağı taşıyan süvari, emperyalizmin kurşununu yemiştir. Ama bayrağı düşürmemek için o kınalı yeleli atın boynuna sarılmıştır. Ve şehittir. Bayrak yere düşmemiştir... Öteki süvari bayrağı almıştır. İzmir'e doğru. Hani şu "Uzak Asya'dan gelip de Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan" vatan topraklarında uçmaya devam etmiştir... Mesut ve bahtiyardır... Bunu da bana Süvari Yüzbaşısı, Akıncı Birliği Komutanı Şerafettin Bey anlatmıştı. Şerafettin Bey, İzmir konağına Türk bayrağını ilk çekenlerdendir. Geçmişte zamanın Dünya gazetesinde Falih Rıfkı usta başyazardı. Ben haber şefi idim. Falih Rıfkı usta hep "Türk İzmir" derdi... O bir kalpaklı idi...

Yine yeneriz...

Kuvayı Milliye, Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın başlattığı Milli Mücadele ve Anadolu İhtilali Felsefesi ayaktadır. Başı diktir... Şimdi Türkiye üzerinde yeni emperyalizmin yeni siyasetleri vardır. Amma ve lakin biz yine, o başı dik ve ayakta olan kuvvacılıkla, başı dik ve ayakta olan Gazi Paşa'nın Milli Mücadele ve Anadolu İhtilali felsefesi ile ve milletle ve de Türk Ordusu ile birlikte yeni emperyalizm politikalarını yine yeneriz... Ne gamdır ki... Dünya ve yeni emperyalizm bir şeyi bilecektir... Bilmelidir. Bu vatan "Tekin değil"dir... Akıllar başlara devşirilmelidir... Benim Anadolum'un bir sözü vardır. "Gayri siz bilirsiniz" der... "Gayrı kendileri bilirler." Tek vatan, tek bayrak, tek ulus... Millet...
Bilmem anlatabildim mi...?

Taylan Sorgun

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 371
favori
like
share