Metafizik Bir Fünyesin İçimde - Hayrettin Taylan - Aşk Hikayeleri

Atardamarlarımda senin fünyelerin varken, yüreğim, komşu güzellerin sınırında senin mayınlarınla döşeliyken söyle nasıl severim başkasını. Sevda açmazlarında kaktüsler çiçek açar mı? Hani şu bildiğimiz dikenlerden gül olur mu? Gecelere durdum, sustum yeni açılımların yorgun gözlerinde kalbimde açılan gülünle hayata bağlandım.

Yüreğimi kanattığın ,artık sevmiyor, umurunda değilsin hançerle yoksun her anımda. Acıkmış tufanlarınla savruk kaldım buralarda. İnatçı

Maskelerini takıp ,başkalaşmış hayatların uçuklarında saçlarını tararsın. Saçlarını görmeyeli epey oldu ,beyazların arttı mı? Her beyaz tele değmemiş elimi,sönmemiş ateşlerimi değdirsen beyazlanırsın belki. Güneş batıran gözlerinde fecri gülüşler, içimde hiç yanıt bulmamış gidişlerin işsizliğinde iş arar. Artık bir işim de var .Seni yazmak, sensizliği yazmak, gelişinin özetlerini okumak umut kütüphanesinden.

Sahi hatırlar mısın,kütüphaneye gidiş gelişlerimi.Sen geçmişinin tezini hazırlarken, ben geleceğin kitabını yakıyordum.Bir gün İstanbul’a nadir kar yağan bir günde orda mahsur kalmıştın.Gelemiyordun,arabayla gelmenin imkanı yoktu,yollar açık, buzlu ancak belediye arabaları geliyordu.Akşam olmuş,kar savuruyordu.Sen sabah kütüphaneye gittiğinde hava güzeldi.Normal kıyafetlerle gitmiştin. Yanımda kışlık manton,eldivenlerin,bir yüreğim…

-Sana geldim kış-kıyamet dinlemeden.Kütüphanede senin gibi mahsur kalanlarla gözleri nemli beni bekliyordun.Pencereden beni görünce ,işten babası dönen genç bir kız koşup sarıldın.

-Üşümüştüm,tüm üşümem geçmişti.Sarıldık kar bütün şiddetiyle yağıyor,el el gidiyorken inişli bir yerde aynı anda kayıp yuvarlanmıştık,senin gözlüğünün bir camı kırılmıştı.Gözlüksüz yürümen zorlaşmıştı.Elime sımsıkı tutunarak, yavaş yavaş otobüs durağına gelmiştik.Soğuk ;ama sıcak günlerin haritasında zorluklar aşkın üstüne yağmıştı. Üşümüştün, üzülmüştün;ama iyi ki sen varsın, iyi ki geldin .

-Bir erkek eli değiyor aşka, aşk yeni sıcak bir mevsim sunuyor.
Sorular, usumda tamamlanmamış sevgi depremine neden oluyor, sensiz kışlar nasıl geçer bunun kodlarını çözme anındayım.
Örümcek yalnızlıklarım ruhumda ağlarını örerek,bir gün senli bir el süpürgesi paklar bu da bir umut…

Kozamın içinde “içten isteyiş” bir kavuşma değil midir?
Sabırla belesem şu yangın gitmeleri yine buluşur muyum üşüdüğün yalnızlıklarla. Yağlı kement gibi anları kaygan yapan imkansızlıkların
İnindeyim.İn aşağı bak, aklanmış,ak sevgiler büyüten ali cenap halimi gör. Güvercinlerin uçarken Belkıs sarayında,benim meşk meclisime gelen güzellerin mektubunu yüreğinin taze gül bahçesine düşürmüşler.

-İşte sen busun…Yine meşhur cümleni kullanmışsın kendince.

-İflah olmaz adamsın.İkinci cümlende durmanda fayda var.Bu cümleyi kullanma bir daha. Sevdadan kaçılmıyor ipek gözlüm , aşk mutlaktan önce , aşktan önce yakalar. Nemli gözlerinle bizli gökkuşağı kirlenir .
Bütün renklerden,ektiğim çiçekler soluyunca ,gelmeyi göze almalısın.
Bunca çiçeğin göz pınarlarına ihtiyacı var, sen orda çiçek çiçek solarken benden uzak kalışın reva mı?
Yapraklar korkularını anlatacak, renkler değişimin beyazlığını sunacak,pişmanlık kendi ürettiği benli pişmaniyeler sunacak.

-Hadi susma; halâ içinde enkazlarım var biliyorum.Bu kadar nefret,susmak ,kaçış neyin şifresi sanırsın?

-Bir giyotinsin yüreğimi her kanatan,senli kan ırmakları sunan.Kanla,canla,aşkla,bir bekleyiş sundun yakıp köz eden nefesinle.
Seni sevdim, dağ-taş kendisi yazdılar.Her dağ bu dağlanmış yüreğime dayanmayıp adını yazdı.Her taşın üstünde senin baş harfin, hangi güzel
Aşk başıma taş atsa senli kanarım.Aranlık yollarda sürdüm izini, bütün güzel sözlerde seçtim sözünü…
Mir gözlerine, gül dudaklarına vurgunluğu süren tutkunun işadamıyım.
İhalelerine katılan bütün el oğullarına önce sevgi tabancımı çektim, arkasında, yazdıklarımı söz söz fırlattım üstlerine.

-Benim dışında kimse seni sevemez.Sen benimsin, bensin, bendensin.

-Sen, fırından yeni çıkmış sıcacık ramazan pidesi gibi özlem kokuyorsun... Seni yemek istedim oruçluydum, sensizdim, umutlarımın dağındaydım. Acıkmıştım sana, tutunca terleyen ellerine, bakışınca renk değiştiren gözlerine …
Sen acısın, hem acının ilacı,hem de ilacını ruhun ecza deposunda stoklayan derman abidesisin.

-Sana olan hastalığıma yeni ilaçlar bulmuşsun.Kanserin bile ilacı bulundu, yalnız benim sana olan hastalığımın ilacı henüz bulunmadı.
Yankım sana ulaştığında ,sevgim dumura uğramış yüreğine aktığında,
Güven dağlarımda kar yerine yar yağınca ilacımı gönder belalım.
Çürümüş kıpkızıl güllerin kokusunda yankılandı sesin. Korkular kesti
Ayrılık bıçağımızı, beni senden kesti hayat,aşk pansuman etti.
-Sözüm bitmedi ,ruhumun bacası tütmedi,senli güller kurumadı hazan bahçemde.

-Ne kadar kaçarsam sensiz ıssız vazgeçilmezlere,yüreğinin kutsal limanlarındaki aklanışın,ağlayışın, masum periliğin, mütevaziliğin oğuldar ,yavru yapar ak güvercinler.Gölgen değer yalnızlığıma
Hesapsız, kitapsız,öçle beslediğin kaçışlarla gölgeni silemezsin. Yüzün, ellerin, gözlerin ,sözlerin, bıraktığın her şey suni bir cennet olmuş.

-Bu yüzden seni hala çok sevdiğimi,taşlara,dağlara, bağlara, ağlayanlara,beni sevenlere, kısacası yedi bin aleme söyledim ,bilesin yaralım…


Hayrettin Taylan

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 264
favori
like
share